Geçtiğimiz hafta, ülke gündemi NATO Zirvesi ve dış politikadaki gelişmelerle meşgulken, sessiz sedasız geçen bir haber dikkat çekti. Ders kitaplarında Sultan Vahdettin’e ilişkin anlatının değiştirileceği açıklandı. Bu haber, tek başına bir tarih tartışmasından çok daha önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Bir devlet neden ders kitaplarını değiştirir?
Bunun karmaşık bir cevabı yok. Ders kitapları yalnızca bilgi aktaran metinler değildir. Bir öğrencinin geçmişle ilk kez sistemli biçimde karşılaştığı, ortak hafızanın şekillenmeye başladığı yerlerdir. Kimlerin kahraman, kimlerin hain, hangi olayların gurur, hangilerinin utanç olarak hatırlanacağı büyük ölçüde burada belirlenir. Böylece devlet yalnızca neyin öğretileceğini değil, geçmişin nasıl hatırlanacağını da tasarlar. Bu nedenle ders kitaplarında yapılan değişiklikler, eğitim politikası olduğu kadar bir hafıza tasarımı olarak görülmelidir.
Bu durum, hafıza çalışmalarının kurucu isimlerinden Maurice Halbwachs’ın neredeyse bir asır önce ortaya koyduğu temel düşünceyle örtüşür. Halbwachs, Hafızanın Toplumsal Çerçeveleri adlı eserinde belleğin yalnızca bireyin zihninde oluşmadığını; aile, okul, din ve devlet tarafından şekillendirildiğini söyler. İnsan tek başına hatırlamaz. Toplumun ona sunduğu çerçeveler içinde anımsar. Bu fikri daha da geliştiren Paul Connerton ise Toplumlar Nasıl Anımsar? kitabında iktidarın toplumsal hafızayı nasıl biçimlendirdiğini inceler. Connerton’a göre hiçbir yönetim geçmişi değiştiremez, ancak geçmişin nasıl hatırlanacağını belirlemeye çalışabilir. Bu nedenle anıtlar, törenler, resmi anlatılar ve ders kitapları yalnızca bilgi taşıyan araçlar değil, kolektif hafızayı inşa eden temel mekanizmalardır. İktidar bu mekanizmalar üzerinde tasarrufta bulunarak toplumsal hafızayı yeniden biçimlendirmeye çalışır.
Ders kitapları aracılığıyla ortak belleği biçimlendirme girişimleri tarihte ilk kez karşımıza çıkmıyor. Tam tersine, bunların kayıt altına alınmış çok sayıda çarpıcı örneği var. Peki devletler ders kitaplarını değiştirerek neyi kontrol edebileceklerini düşünürler? Ve daha önemlisi, tarih bize bu çabaların sonucuna dair ne söylüyor? Bu soruların cevapları bizi Nazi Almanyası’na götürüyor.
Almanya örneği
Hitler liderliğindeki Nasyonal Sosyalist Parti iktidara gelir gelmez yalnızca siyasal muhalefeti tasfiye etmekle kalmadı, geçmişi hatırlama biçimlerine de doğrudan müdahale etti. Kitaplar yakıldı, kütüphaneler arındırıldı, Yahudi bilim insanları ve muhalif isimler üniversitelerden uzaklaştırıldı. Medya tek sesli bir propaganda aracına dönüştürülürken hafızanın beslendiği her alan adım adım devlet denetimi altına alındı. Ancak bütün bu araçlar içinde en stratejik olanı ders kitaplarıydı. Zira bugünü ikna etmekten daha kalıcı olan, geleceğin hafızasını şekillendirmekti.
1933’ten itibaren, daha sonra eğitim bakanı olacak Bernhard Rust’ın yönettiği dönüşümle birlikte Alman okullarında tarih öğretiminin amacı tamamen değişti. Artık hedef, öğrencilere geçmişi bütün karmaşıklığıyla anlatmak değil, onları Nasyonal Sosyalist dünya görüşü doğrultusunda yetiştirmekti. I. Dünya Savaşı yeniden yorumlandı, Versailles Antlaşması ulusal aşağılanmanın simgesi haline getirildi ve yenilginin sorumluluğu ‘iç düşmanlara’ yüklendi. Hitler’in iktidara gelişi, tarihsel süreçlerin tek bir çizgiye indirgenmesiyle birlikte kaçınılmaz bir zorunlulukmuş gibi sunuldu. Öğrencilere yalnızca olaylar değil, o olaylara hangi ideolojik gözlükle bakmaları gerektiği de öğretilmeye başlandı.
Uygulanan bu eğitim reformunun amacı, tarihin ne işe yaradığına dair algıyı kökten değiştirmekti. 1938 tarihli resmi tarih öğretim yönergesinde tarih dersinin görevi, genç Alman’ın geçmişi bugünü açıklayacak biçimde kavramasını, ulusa karşı sorumluluk duymasını ve siyasal yaşama katılmaya hazırlanmasını sağlamak olarak tanımlanıyordu. Bütün bunlar Nasyonal Sosyalist dünya görüşü doğrultusunda şekillendirilmişti. Metindeki şu cümle ise dönemin zihniyetini özetliyordu: “Güçsüz ve önemsiz olanın tarihi yoktur.” Almanya artık kendisine yalnızca güçlülerin yer aldığı bir tarih yazıyordu. Dahası artık tarih, geçmişi anlamanın değil, iktidarın istediği makbul yurttaşı üretmenin bir aparatı haline gelmişti.
Bütün bunlar yaşanırken Almanya’da kayda değer bir kamusal tartışma yaşanmadı. Rejim karşıtı öğretmenlerin tasfiye edildiği, müfredatın tek elden belirlendiği ve basının ağır sansür altında ezildiği bir iklimde, bağımsız bir eleştiri zemini zaten kalmamıştı. Asıl trajik olan ders kitaplarının değiştirilmesi kadar bunun kamuoyunda özgürce tartışılamamasıydı. Çünkü hafızaya müdahale, ancak ona itiraz edecek kurumlar susturulduğunda kalıcı olabileceğini varsayar. Almanlar için zamanın ruhu bunu olanaklı kıldı.
1945’te Almanya teslim olduğunda devlet ortadan kalkmadı, ancak egemenliğini kaybetti. Ülke Amerikan, İngiliz, Fransız ve Sovyet işgal bölgelerine ayrıldı. Amaç Almanya’yı kalıcı olarak paylaşmak değil, Nazizmden arındırarak demokratik bir devlet olarak yeniden ayağa kaldırmaktı. 1945 ile 1949 arasında ülke, Müttefik Kontrol Konseyi aracılığıyla dört müttefik güç tarafından birlikte yönetildi. Eğitim sistemi de bu yeniden yapılanmanın merkezindeydi. Hatta bazı işgal bölgelerinde tarih dersleri, kullanılabilecek güvenilir ders kitapları ve öğretmenler bulunmadığı için bir süreliğine tamamen kaldırıldı. Ancak yeni müfredatlar ve yeni ders kitapları hazırlandıktan sonra yeniden okutulmaya başlandı.
Almanya’nın önünde artık kaçamayacağı bir gerçek vardı. I. Dünya Savaşı’nın ardından yenilgiyi inkar eden, suçu başkalarına yükleyen ve sonunda Nazi Almanyası’nı mümkün kılan tarih anlatısının bedeli ortadaydı. Bu nedenle savaş sonrasında ders kitaplarının amacı Almanları kahramanlaştırmak değil, bir diktatörlüğün hangi siyasal, toplumsal ve kültürel süreçler sonunda mümkün olabildiğini göstermek oldu.
Bu işe kalkışan her iktidar gibi Nazi Almanyası da geçmişe müdahale etmeye çalıştığı o günlerde, aslında tarihte nasıl hatırlanacağını yazıyordu. Zira tarih yalnızca anlatılanları değil, anlatıyı değiştirmeye çalışanları da kaydeder.
---
Kaynaklar:
Paul Connerton, Toplumlar Nasıl Anımsar?, Çev. Alaeddin Şenel. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
Maurice Halbwachs, Hafızanın Toplumsal Çerçeveleri, İstanbul: Heretik Yayıncılık.
German History in Documents and Images (GHDI). “Guidelines for Teaching History (1938).” German Historical Institute. https://germanhistorydocs.org/en/nazi-germany-1933-1945/guidelines-for-teaching-history-1938
German History in Documents and Images (GHDI). “Rebuilding the German Education System (1946).” German Historical Institute. https://germanhistorydocs.org/en/occupation-and-the-emergence-of-two-states-1945-1961/rebuilding-the-german-education-system-1946