Prof. Dr. Nuh ARSLANTAŞ*
Dinî kuralların bilinmesi başka, günlük hayatta uygulanması ise başkadır. Başta ibadet olmak üzere, ticaret, miras, sağlık ve teknolojinin ortaya çıkardığı yeni meseleler, insanları dinî hüküm arayışına yöneltmektedir. Dinî geleneklerin sürekliliği, kutsal metinlerin değişen hayat şartlarına nasıl uygulanacağının açıklanmasına da bağlıdır.
İslam’da bu soruların cevaplanmasına ‘iftâ’ (إِفْتَاءٌ), verilen hükme ‘fetva’ (فَتْوًى), fetva veren âlime ‘müftî’ (مُفْتِي), hükmü doğrudan kaynaklardan çıkarabilen (istinbat, اسْتِنْبَاطٌ) âlime ise ‘müçtehit’ (مُجْتَهِدٌ) adı verilmektedir.
Yahudilikte de Tevrat ve Talmud hükümlerinin uygulanması için hahamlara başvurulur. Dinî hükümlerin bütününe ‘halaha’ (הֲלָכָה), belirli meselelerde verilen kararlara ‘pesak halaha’ (פְּסַק הֲלָכָה), hüküm veren yetkin hahama ise İslam geleneğindeki ‘müçtehid’e benzetilebilecek ‘posek’ (פּוֹסֵק) denir.
Her iki gelenekte de dinî hüküm verme faaliyeti, kutsal metinlerle günlük hayat arasında köprü kurmaktadır. Bağlayıcı mahkeme kararlarından farklı olarak fetva, öncelikle dinî rehberlik işlevi görmektedir
Zaman değişse de Ademoğlu’nun fetva ihtiyacı bitmiyor
Osmanlı döneminde Ebüssuûd Efendi’nin bir günde 1.413 fetva verdiği rivayet edilirken günümüzde Diyanet’e yılda bir milyondan fazla dinî soru yöneltilmektedir.
İsrail’de ise hahamların fetva merkezleri, özellikle dinî bayramlar öncesinde binlerce soruya cevap vermektedir. Asırlar geçse de dinî hüküm arayışı canlılığını hâlâ korumaktadır.
Osmanlı’da fetva hizmetleri
Osmanlı’da fetva hizmetleri şeyhülislamlık makamında kurumsallaşmıştır. Şeyhülislamlar yalnızca ibadetler hakkında değil, evlilik, boşanma, miras, ticaret ve kamu yönetimi gibi pek çok konuda dinî görüş bildirmişlerdir. İsrailli araştırmacı Uriel Heyd’in aktardığına göre Hezarfen Hüseyin Efendi (ö. 1691), bir şeyhülislamın haftada iki gün, her defasında 300-filis400 fetva verdiğini kaydetmiştir. Şeyhülislam Mehmed Efendi ise 1602 yılında birçok günde 200’e yakın fetva vermekten şikâyet etmiştir.
En çarpıcı örnek Ebüssuûd Efendi’dir (ö. 1574). Öğrencisi Âşık Çelebi’nin naklettiğine göre Ebüssuûd, sabah ile ikindi arasında bir gün 1.412, başka bir gün 1.413 fetva verdiğini söylemiştir. Bu rakamlar günlük ortalamayı değil, belirli günlere ilişkin tarihî rivayetleri yansıtır.
Osmanlı döneminde fetvahanelerde fetva emini (fetva dairesi başkanı), kâtip (yazı işleri görevlisi), müsevvid (fetva taslağını hazırlayan raportör) ve mübeyyiz (taslağı temize çeken görevli) gibi görevliler soruları düzenleyip cevapları hazırlardı, şeyhülislam ise nihai hükmü yazardı. Dolayısıyla bu yoğunluk, bireysel gayretten çok kurumsal iş bölümünün ürünüydü. Osmanlı fetvahanesi, dinî danışmanlığın gelişmiş bir teşkilata dönüşmesinin erken bir örneğiydi.
Diyanet İşleri Başkanlığı’na yılda bir milyondan fazla fetva soruluyor
Günümüzde Türkiye’de fetva hizmetlerinin resmî merci, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki Din İşleri Yüksek Kurulu’dur. Kurulun koordinasyonunda yürütülen Alo 190 Fetva Hattı, 2012’de bütün illerde hizmet vermeye başlamış, 2021’de çağrı merkezi sistemine geçmiştir. Resmî istatistiklere göre bu hatta 2022’de 1.806.830, 2023’te 1.129.935, 2024’te 1.257.397 soru cevaplanmıştır. Bu sayılar, günlük ortalama 3.000-5.000 soru anlamına gelmektedir. Fetva hattında 130’u kadın, 220’si erkek olmak üzere 350 fetva vaizi görev yapmaktadır.
Ancak fetva hattına gelen soruların yıl boyunca eşit dağılmadığını da belirtmek gerekir. Örneğin soruların Ramazan’da belirgin biçimde arttığı görülmektedir. 2025 Ramazanı’nın ilk günlerinde, 3 Mart’ta 19.208 soruya cevap verilmiştir. Anadolu Ajansı’nın aktardığı 2026 verilerine göre ise hat, Ramazan öncesinde günde ortalama altı bin soruyu cevaplarken Ramazan’da bu sayı 16 binin üzerine çıkmıştır.
Bu dönemde soruların büyük kısmı orucu bozan ve bozmayan durumlar, niyet ve zekâtla ilgilidir. Bununla birlikte fetva hattına gelen sorular namaz, oruç ve zekâtla sınırlı değildir; aile hayatı, bankacılık, ticaret ve sağlık gibi gündelik hayatta karşılaşılan yeni meseleler de fetva hizmetlerinin kapsamına girmektedir. Sorular telefonun yanı sıra yazılı olarak da iletilebilmekte, cevaplara e-devlet üzerinden ulaşılabilmektedir.
Alo 190 hattında fetva taleplerinin Ramazan’da yoğunlaşması, İsrail’de Kefaret Günü (Yom Kippur) ve Fısıh (Pesah) öncesinde görülen tabloyla dikkat çekici bir paralellik gösterir: her iki gelenekte de dinî danışmanlık ihtiyacı, dinî takvime bağlı olarak artmaktadır.

Fetva Hizmetleri Diyanet’le sınırlı değil
Türkiye’de devletin resmî dinî kurumunun yanında bazı cemaatlerin kendi müntesiplerine yönelik fetva hizmetleri de vardır. İsmailağa Cemaati’nin Fıkıh Heyeti ile İlmî ve Fikrî Araştırmalar Merkezi’nin (İFAM) Fetvahanesi gibi kuruluşlar bunlara örnektir. İsmailağa Derneği bünyesindeki Dinî Meseleler Danışma Hattı, telefon ve WhatsApp üzerinden cemaatin kendi dinî yorum çizgisi doğrultusunda cevap vermektedir. Derneğin 2024 açıklamasına göre bu hat yılda 150 binden fazla soruyu yanıtlamaktadır.
Bazı cemaat ve vakıf çevreleri ise bu hizmeti internet üzerinden sunmaktadır. Örneğin Hüdayi Vakfı çevresine yakın Erkam Medya’nın yayımladığı ‘İslam ve İhsan’ sitesindeki ‘Sorularla İslam’ bölümünde, tasavvufun yanı sıra akaidden aile hayatına kadar pek çok konuda sorular ilahiyatçılar tarafından cevaplanmaktadır.
Yahudi geleneğinde tarihî iftâ kurumları: Akademiler (Yeşivalar)
Sürgünlerden sonra dünyanın değişik bölgelerine dağılan Yahudi cemaatlerinin fetva ihtiyaçları, asırlarca İslami dönemde Irak olarak isimlendirilen Babil’deki yeşivalar ile Filistin’deki Kudüs yeşivası tarafından karşılanmıştır. Bu kurumlar, haham yetiştirmenin yanı sıra fetva merkezi olarak da işlev görmüştür.
Yahudi geleneğinde ‘soru-cevap’ literatürü ‘şeelot u-teşuvot’ (ŞuT, שְׁאֵלוֹת וּתְשׁוּבוֹת) olarak adlandırılır. Bu literatür, İslam dünyasındaki fetva mecmualarına benzer şekilde dinî ve hukukî meseleleri ele alır.
Orta Çağ’da bu işlevi en güçlü biçimde Irak’taki tarihi Sura ve Pumbedita yeşivaları üstlenmiştir. Abbâsîler döneminde bu kurumların başkanları olan gaonlar, Irak, Mısır, Kuzey Afrika ve Endülüs’ten gelen ibadet, evlilik, miras ve ticaret sorularını cevaplandırmışlardır.
Cemaatler sorularını yazılı olarak gönderir, gaonlar da Talmud’u ve önceki hahamların görüşlerini esas alarak cevap verirlerdi. Bu cevaplar derlenerek ‘şeelot u-teşuvot’ (fetvalar) literatürünün temelini oluşturmuştur. Bu yazışmalar, farklı coğrafyalardaki Yahudi cemaatlerinin dinî ve hukukî bağlarını da güçlendirmiştir. İslam dünyasındaki Yahudiler üzerine kaleme aldığım çalışmalarda bu literatüre ve fetvalara dair pek çok örnek bulabilirsiniz.
Günümüz Türk Musevi Cemaati’nde fetva hizmetleri
Günümüzde nüfusu 13 bin civarında olan Türk Yahudi cemaatinin mensupları fetva ihtiyaçlarını Hahambaşılıktan karşılamaktadır. Kurumun Bet Din birimi, cemaatten çoğunlukla telefon ve WhatsApp hattı üzerinden gelen gündelik soruları görevli hahamlar aracılığıyla cevaplamaktadır. Bu sorular mahiyet bakımından Diyanet’e yöneltilen gündelik hayata dair sorulardan farklı değildir.
Sorular bir yandan Şabat hükümleri (hilhot Şabat), gıda kuralları (kaşerut), evlilik (kiduşin), boşanma (geruşin) ve dinî bayramlar (hagim) gibi dinî hükümlere, öte yandan ayın görülme zamanı, Fısıh (Pesah) ile Haftalar Bayramı (Şavuot) arasındaki 33 günlük dönemde evlenilip evlenilemeyeceği, bu dönemin hangi günlere denk geldiği ve vefat sonrası anma toplantılarında okunan dualar (meldado) gibi geleneğe ve gündelik hayata dair meselelere yöneliktir.
Cemaat yetkililerinden aldığımız bilgiye göre Türkiye’deki her hahama günde birkaç soru yöneltilmektedir. Cemaate hizmet veren yedi haham olduğu düşünüldüğünde, Hahambaşılığa yılda 4–5 bin civarında soru sorulduğu tahmin edilebilir.
Osmanlı döneminde dünya Yahudiliğinin en önemli merkezlerinden biri olan Hahambaşılık kurumu, bugün tarihî önemini İsrail’deki hahambaşılıklara kaptırmıştır. Nitekim Türkiye’de, İslam geleneğindeki ‘müçtehit’e karşılık gelebilecek ‘posek’ derecesindeki son hahamın, Cumhuriyet döneminin ilk hahambaşısı Rafael David Saban (1890–1960) olduğu kabul edilmektedir.
Günümüz İsrail’inde fetva hizmetleri
İsrail’de Başhahamlığın (ha-Rabbanut ha-Raşit, הָרַבָּנוּת הָרָאשִׁית) yanında Sefarad, Aşkenaz, Haredi ve Hasidi cemaatlerinin bağımsız hahamlık merkezleri bulunmaktadır. Bu merkezlere Türkiye’dekine benzer gündelik konuların yanı sıra modern dünyanın ortaya çıkardığı pek çok meseleye dair de sürekli soru yöneltilmektedir.
Nitekim Aşkenaz eski Başhahamı David Lau’nun 2013–2024 faaliyet bilançosunda 4.615 halahik soru (şe’ela halahit, שְׁאֵלָה הֲלָכָתִית), 32.429 başvuru ve 9.439 yargısal karar (pesak din, פְּסַק דִּין) kaydedildiği belirtilmektedir.
Yoğunluk dinî günler öncesinde daha da artmaktadır. Örneğin Sefarad Fetva Hattı’nın açıklamasına göre 2018 Kefaret Günü (Yom Kipur) öncesinde iki günde 13 binden fazla soru, 32 haham ve altı hekimin katılımıyla cevaplanmıştır. Soruların, günün niteliği gereği, ağırlıklı olarak oruç ve sağlıkla ilgili olduğu belirtilmektedir. Hekimlerin sürece katılması, dinî hükümler belirlenirken tıbbi bilgiden de yararlanıldığını göstermektedir.
Habad’ın ‘SMS LaRav’ (“Hahama Sor”) hizmeti 2016’da normal günlerde 50-100, yoğun günlerde 200’e kadar soru aldığını bildirmiştir. 2020 Fısıh (Pesah) döneminde ise yaklaşık 40 Habad hahamı 14.768 soruyu cevaplamıştır. Bu rakamlar, dinî bayramlar öncesinde fetva taleplerinin ne ölçüde yoğunlaşabildiğini göstermektedir.
Zaman değişse de insanoğlunun dinî rehberlik ihtiyacı sürüyor
Orta Çağ yeşivalarından Osmanlı fetvahanelerine, günümüzde telefon ve internet üzerinden hizmet veren danışma hatlarına kadar, dinî sorulara cevap verme yöntemleri değişmiştir. Ancak her cevap yeni bir fetva anlamına gelmez; farklı dönemlerde kurumlara yöneltilen soruların sayısı da doğrudan karşılaştırılamaz.
Yine de İslam ve Yahudilik geleneklerinde asırlardır değişmeyen temel soru şudur: “Dinim, karşılaştığım bu meselede benden ne istiyor?”
Bu soru, şu fani dünyada hayatını dinine ya da geleneğine uygun yaşamaya çalışan her insanın ortak çabasının bir ifadesi olmuştur.
*Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi