Yahudi Dünyasında Kaparot

Kavram
17 Eylül 2026 Perşembe

Prof. Dr. Nuh ARSLANTAŞ*

Kefaret Günü (Yom Kipur) kapıya dayandı, Yahudi dünyasında ‘kaparot’ telaşı başladı. Bayram yaklaşırken İsrail'in Sefarad Baş Hahamı Rav Yitzhak Yosef, yüzyıllardır sürdürülen kaparot geleneğine ilişkin bir uyarıda bulundu. Kefaret Günü arifesinde tavuk veya horozla gerçekleştirilen bu eski âdetin uygulanmasında hayvanlara eziyet edilmemesi gerektiğini hatırlatan Yosef, canlı hayvan kullanmanın şart olmadığını, kaparotun para ile de yapılabileceğini belirtti. Bu yıl için tavsiye edilen miktar ise kişi başı 35 şekel olarak açıklandı. (https://vinnews.com/2026/09/15/rabbi-yosef-warns-against-kapparos-involving-animal-cruelty/ ).

Yahudi takviminde yılın en mübarek günü kabul edilen Kefaret Günü, bu yıl 20 Eylül Pazar günü gün batımında başlayacak ve 21 Eylül Pazartesi günü hava karardıktan sonra sona erecek. Bu sene kaparot geleneğinin uygulama zamanı ise 9 Tişri 5787’ye karşılık gelen 20 Eylül Pazar günü, yani Kefaret Günü arifesi (erev Yom Kipur). Gelenek özellikle arife sabahının erken saatlerinde yerine getirilir.

Kefaret Günü, Yahudi inancında kişinin geçmiş yıldaki davranışlarını değerlendirdiği, günahlarından dolayı tövbe ederek Tanrı’dan bağışlanma dilediği bir oruç, dua ve nefis muhasebesi günüdür. Kaparot da bu manevi hesaplaşmaya hazırlık amacıyla yerine getirilen geleneklerden biridir.

Kaparot: Kurbanı anımsatan eski bir gelenek

‘Kaparot’, İbranice ‘kappara’ kelimesinin çoğulu olup ‘kefaretler’ anlamına gelmektedir. Geleneksel uygulamada erkekler için horoz (tarnegol), kadınlar için tavuk (tarnegolet) kullanılmaktadır. Törenin ardından hayvan, dinî kesim konusunda eğitim almış ve yetkilendirilmiş bir din adamı (şohet) tarafından kesilmektedir.

Kaparot, Tevrat’ta emredilmiş bir kurban ibadeti olarak değerlendirilmemektedir. Kudüs’teki Yahudi Mabedi’nde (Bet Amikdaş) gerçekleştirilen ‘korban’ ibadetiyle de aynı kategoride bulunmamaktadır. Kaynaklarda kökenleri Talmud sonrası Gaonluk dönemine (MS 589–1038) kadar götürülen uygulama, zaman içerisinde dinî hayatın parçası haline gelmiş bir ‘minhag’, yani gelenek olarak tanımlanmaktadır.

Uzun bir geçmişe sahip olan kaparot, tarih boyunca dinî otoriteler arasında tartışma konusu olmuştur. Bazı önemli hahamlar, uygulamanın başka inançlara ait âdetleri taklit etme yasağıyla ilişkilendirilebileceğini düşünerek geleneğe karşı çıkmıştır.

Buna rağmen kaparot, özellikle Aşkenaz Yahudileri arasında güçlü biçimde sürdürülmüş ve zamanla birçok Sefarad cemaatleri tarafından da benimsenmiştir.

Günümüzde çeşitli Yahudi cemaatlerinde, bu bağlamda Türk Musevi Cemaatinde de özellikle dindar veya geleneğe bağlı kesimler tarafından uygulanmaya devam edilmektedir.

 

"Bu (horoz) benim yerime geçsin, bu benim kefaretim, bedelim olsun”

Kaparotun en dikkat çekici kısmı, tavuğun kişinin başı üzerinde üç defa dolaştırılmasıdır. Bu sırada geleneksel olarak şu sözler söylenmektedir:

"Ze halifati, ze temurati, ze kapparati; ze ha-tarnegol yeleh le-mita, va-ani eleh le-hayyim tovim aruhim u-le-şalom. / Bu benim yerime geçsin, bu benim bedelim olsun, bu benim kefaretim olsun. Bu horoz ölüme gitsin; ben ise uzun, iyi bir hayata ve esenliğe gideyim.”

Duanın aslında üç kelimesi törenin anlamını da özetler mahiyette: ‘halifati’, ‘benim yerime geçsin’; ‘temurati’, ‘benim ikâmem/bedelim olsun’; ‘kapparati’, ‘benim kefaretim olsun’.

Burada amaç, günahların sihirli veya mekanik biçimde hayvana aktarılması değildir. Tavuk ve kesim, Kefaret Günü'ne hazırlanan kişiye ölümlülüğünü, yani dünyanın fani olduğunu, ilahî hükmü, tövbeyi ve bağışlanma ihtiyacını hatırlatan sembolik unsurlardır.

Baş üzerinde üç tur, ardından bıçak altına

Törenin ardından tavuk, ‘şehita’ adı verilen Yahudi dinî kesim usulüne uygun biçimde, bu konuda eğitim almış ve yetkilendirilmiş bir dinî kesim görevlisi (şohet) tarafından kesilmektedir.

Geleneğin sosyal boyutu, kesilen hayvanın etinin veya maddi karşılığının ihtiyaç sahiplerine verilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle uygulama, İslam geleneğindeki fitrenin buğday, arpa, hurma veya kuru üzüm gibi gıda maddeleriyle yahut bunların para karşılığıyla verilmesini hatırlatmaktadır.

İsrail’de bazı hahamlar ya da Türkiye’de Hahambaşılık kaparot için tavsiye edilen bağış miktarını duyururken, Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı da fitre miktarını ilan etmektedir. Böylece kaparotta kişinin bağışlanma dileğiyle başlayan ritüel, ihtiyaç sahiplerinin gözetilmesi ve sadakayla tamamlanmaktadır.

Kesim şartlarının zorlaşması ya da kişilerin doğrudan ilgilenme imkanlarının kalmadığı günümüzde kaparotun doğrudan para ile yapılması daha çok tercih edilir hale gelmiştir.

Bağışların hayır kurumları aracılığıyla ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması, İslam dünyasında yurt içinde veya yurt dışında gerçekleştirilen vekâleten kurban organizasyonlarını, kurumların aracılığı bakımından hatırlatmaktadır. Ancak vekâleten kurbanda bağışçı adına bir hayvan kesilirken, para ile kaparotta ayrılan meblağ doğrudan sadaka olarak verilmektedir.

Hahamdan uyarı: “Kaş yapayım derken, göz çıkarmayın!”

Rav Yitshak Yosef’in bu yıl yayımladığı duyuruda, kaparot uygulaması sırasında ortaya çıkabilecek sorunlara dikkat çekilmekte. Özellikle iki husus vurgulanıyor: Kesimin Yahudi dinî hukukuna (halaha) uygun biçimde ve gerekli denetim altında gerçekleştirilmesi, hayvanlara eziyet edilmemesi.

Kefaret Günü öncesinde çok sayıda tavuğun kısa sürede kaparot merkezlerine taşınması ve hayvanların kafeslerde, güneş altında, kimi zaman yeterli su ve yem olmadan bekletilmesi ciddi sorunlara yol açabilmektedir. Rav Yosef, bu şartların Yahudi hukukundaki ‘hayvanlara eziyet’ (tsa’ar ba’aley hayyim) yasağını ihlal edebileceğini hatırlatıyor.

Bu uyarı, ‘mitsva ha-ba’a ba-avera’, yani “günah işlenerek yerine getirilen bir dinî görev” kavramıyla da ilişkilidir. Kefaret ümidiyle sürdürülen bir dinî geleneğin, hayvana eziyet edilmesi halinde başka bir dinî ihlale yol açabileceği vurgulanmaktadır.

Tavuk şart değil: Maddi bedeli de olur

Rav Yosef duyurusunda canlı tavuk kullanmanın kaparotun vazgeçilmez şartı olmadığını belirtmekte. Bunun yerine bir miktar para ayrılabilmekte ve bu meblağ ihtiyaç sahiplerine sadaka olarak verilmektedir.

Rav Yosef, bu uygulamaya örnek olarak babası ve İsrail’in Sefarad eski Baş Hahamı Rav Ovadya Yosef’i göstermekte. Babasının da hayatının son yıllarında kaparotu canlı tavuk yerine para ile gerçekleştirdiğini hatırlatmaktadır.

Yosef’in bu yılki tavsiyesinde, tavuk bedeline denk bir bağış yapmak isteyenler için kişi başına 35 şekel öneriliyor.

‘Pidyon kaparot’ olarak adlandırılan bu uygulamada, söz konusu miktar değişmez veya zorunlu bir dinî tarife olarak değerlendirilmemektedir. Bağışın kişinin maddi imkânlarına göre belirlenebileceği ve artırılabileceği belirtilmektedir. Bu yaklaşım, İslam geleneğinde fitrenin belirlenen miktarın üzerinde, kişinin imkanlarına göre daha fazla verilmesini hatırlatmaktadır.

Kimi tavuk peşinde, kimi bağış ekranında

Yahudi dünyasında kaparot geleneği, canlı hayvanla yapılan törenlerden para bağışına kadar farklı biçimlerde sürdürülmektedir. “Kestiririm” diyenler tavuk veya horoz temin ederken, “Ben uğraşamam” diyenler de kaparot için ayırdıkları parayı bağışlayarak geleneği yerine getirmektedir.

İsrail’de kaparot bağışlarını, bağışçıları adına ihtiyaç sahiplerine ulaştıran çeşitli hayır kurumları bulunmaktadır.

‘Kolel HaBaD’ (HaBaD Birliği), kaparot bağışlarını yaşlılara sıcak yemek ya da maddi sıkıntı yaşayan ailelere market kartı olarak dağıtmaktadır.

‘Yad Eliezer’ (Eliezer’in Eli) adıyla tanınan Amerikan bağış ağı, bugün B’Ezri (American Friends of Yad Eliezer) ile yürüttüğü kaparot programında yoksul ailelerin gecikmiş faturaları, terapi ödemeleri, bebek maması ve düğün masrafları gibi ihtiyaçlarına destek sağlamaktadır.

‘ha-Meir la-Arets’ (Yeryüzüne Işık) gibi Sefarad ve haredi çevrelerdeki kurumlar da aile başına belirledikleri pidyon bedelleri üzerinden bağış toplamakta; bu bağışlarla yetimlere, dul kadınlara ve ihtiyaç sahibi ailelere destek sağlamaktadır.

Kaparot bağışlarının belirli bir merkezi fonda toplanması zorunlu tutulmamaktadır. Bağışçılar, ayırdıkları meblağı tercih ettikleri bir hayır kurumuna veya doğrudan ihtiyaç sahiplerine ‘tzedaka’, yani sadaka olarak verebilmektedir.

Türk Yahudi Toplumunda kaparot geleneği

Sefarad geleneğinin ağırlıkta olduğu Türk Yahudi Cemaati’nde de kaparot geleneği sürdürülmektedir. Geçmişte cemaat mensupları, tavuk veya horozlarını bizzat temin ederek dinî kesim görevlilerine kestirmekteydi. Günümüzde ise gelenek, ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere yapılan nakdî bağışlarla da yerine getirilmektedir.

Eskiden Şişhane, Karaköy, Balat ve Hasköy gibi Yahudi nüfusunun yoğun olarak yaşadığı semtlerde, tavuk satılan yerlerde cemaat mensupları adına kesim yapılmaktaydı. Kesim, bu konuda eğitimli ve yetkili bir dinî kesim görevlisi, yani şohet tarafından gerçekleştirilmekteydi. Kesilen hayvanlar daha sonra cemaatin aşevlerine ve diğer hayır kurumlarına gönderilerek ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmaktaydı.

Türk Yahudi Cemaatinde toplanan kaparot bedelleri, ihtiyaç sahiplerine yardım amacıyla Neve Şalom Vakfı ile cemaatin darülacezesi niteliğindeki Barınyurt (Or Yom) gibi hayır kurumlarına aktarılır.

Geleneği yaşatma adına kestirmek isteyen cemaat mensupları ise imkan bulduğu ortamlarda kesimlerini yaptırabilmekteler.

* Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ABD Öğretim Üyesi

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün