İoanna Hoca'nın ardından: Kendi gözlerimizle görmek

İoanna Kuçuradi´yi kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyim. Varlığına güvendiğimiz bir insanın yokluğunu kavramak, acımızı kelimelere dökmek zaman istiyor.

Selin Sebla OK Perspektif
14 Ekim 2026 Çarşamba

İoanna Hoca gibi, bunca hoyratlığın içinde insanı anlamak ve onurunu korumak için çalışan, bilgisini paylaşan, sorumluluk üstlenen, düşüncelerini eylemleriyle buluşturan insanların varlığı bize umut veriyor. İçimde onunla karşılaşmış olmanın kıymeti ve yokluğunun acısı var. Eserleri, yetiştirdiği insanlar ve kurduğu kurumlar yaşayacak. Yine de onu özlüyorum: sorularımıza vereceği cevapları, karışıklıkta göstereceği ayrımları, düşünmemize yardımcı olan açık ve yalın anlatımını…

Onu üzüntüyle anarken, ölüm haberinin hemen ardından sosyal medyada gördüğüm yorumlar beni ayrıca incitti. Sevenlerinin acısı henüz tazeyken, kimi insanlar önemini sorguluyor; filozof olmadığını, başkalarını tekrarladığını söyleyerek bir ömrün emeğine kolayca hükmediyor. Onu savunanların bir kısmı da felsefe uzmanlık alanları olmadığı halde, filozof ile felsefeci arasına kesin bir sınır çizip “Filozof olmayabilir ama iyi bir felsefeciydi” diyordu. Savunurken bile ona sıfat biçmeyi kendilerine hak görüyorlardı. Bir yanlışa başka bir yanlış eşlik ediyordu.

Kendimizi haklı hissederken, savunduğumuz insanı bile anlamadan yargılayabiliyor, ona nasıl davrandığımızı unutabiliyoruz. Oysa kaybın ağırlığını hissederek yaşamına ve emeğine özenle yaklaşılmasını bekliyordum. Bu yorumlar vicdanı ve Kuçuradi’nin değer bilgisini düşündürdü. Neye dayanarak değerlendiriyorduk? Sözlerimizle insanlara nasıl davranıyorduk? Elbette düşünceleri eleştirilebilir; ancak yargıya varmak, çalışmalarını bilmeyi, sözümüzü gerekçelendirmeyi ve o anın sorumluluğunu taşımayı gerektirir.

Kendime sordum: Filozof ile felsefeci arasında böylesine büyük bir fark var mıydı? Özgünlük, bildiğimiz bir meseleyi başka türlü görmemizi sağlamak da olamaz mıydı? Kuçuradi’nin çalışmalarına döndüğümde, özgünlüğünü tanıdığım kavramlarda gözden kaçırdığımız ayrımları göstermesinde de buluyorum. ‘Değer’, ‘değer yargısı’, ‘etik’, ‘ahlak’, ‘adalet’ derken anlaştığımızı varsayıyoruz; o ise aynı kelimelerle aynı şeyi mi kastettiğimizi soruyordu. Maltepe Üniversitesi’ndeki odasında yaptığımız söyleşiyi de yeniden okudum. Şalom’da 21 Şubat 2024’te yayımlanan konuşmamızın başlığı bugün başka türlü yankılanıyor: “Karamsar olmayın; erdemli yaşamak isteyen insanlar da var dünyada.” Bu insanların değer bilgisiyle desteklenmesi gerektiğini söylüyordu. Sözlerinde şimdi hem teselli hem sorumluluk buluyorum.

Bu yazıyı onu özlemle anmak, emeğine ve açtığı düşünme yollarına bakmak, sözlerimizin sorumluluğunu taşımak için yazıyorum. Hem filozof hem felsefeci Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’yi 2 Ekim’de kaybettik. ‘Filozof’ sözcüğü, philosophos, bilgeliği seven ve arayan kişidir. Bu anlam, öğrenmek, yorumlamak, öğretmek ve düşünce üretmek arasında kesin sınırlar çizmeyi güçleştirir. Etimoloji bugünkü anlamı belirlemese de filozofluğu tek bir düşünür tipiyle sınırlamayı sorgulatır.

Kuçuradi filozofu felsefeye yeni ve doğru bilgiler getiren kişi olarak tanımlar. Yenilik kadar, söylenenin konusunu açıklaması ve gerekçelendirilmesi de önemlidir. Onun özgünlüğünü, insan onuru, adalet ve dürüstlük gibi kavramları açıklayıp karıştırılanları ayırarak nasıl davranacağımızı yeniden düşündürmesinde arayabiliriz. Değerlendirme anlayışı bunun örneğidir. Kişisel ilişkiye veya çıkara dayanan değer atfetmeyi, hazır kültürel yargılarla değer biçmeyi ve değerlendirilenin özelliklerini anlamaya dayanan değerlendirmeyi ayırır. Bu ayrım, görüşlerin nasıl oluştuğunu sorgulatır. Sosyal medyadaki yorumlara da buradan bakıyorum. Eserlerini inceleyerek mi, ‘filozof’a yüklediğimiz hazır anlamla mı konuşuyorduk? Çalışmalarını değerlendirmekle ona etiket vermenin farkını görebiliyor muyduk?

Kuçuradi’nin özgünlüğü karşılaştırmalı incelemelerle değerlendirilebilir; “Başkalarını tekrarlıyordu” demek yetmez. Hangi düşüncenin, gerekçenin ve ayrımın söz edildiği gösterilmelidir. Başkalarından öğrenerek yeni sorunları ele almak da felsefi çalışmadır. Benim için anlatımının kıymeti, düşüncenin inceliklerini yalın ve doğrudan aktarabilmesiydi. Ayrımları koruyan bu açıklık emek ister; felsefi sorulara yaklaşmamızı, cevaplarımızı sınamamızı sağlar. Söyleşimizde, bağlantılı uçuşunu kaçırabilecek kişinin öncelik istemesiyle bencillik yargısını, çocuğa başarı karşılığı bisiklet alınmasıyla da bir eğitim alışkanlığını sorgulatmıştı.

Kavramsal titizliği koruyan sadeliği, farklı yaşam koşullarından insanların felsefi sorulara katılmasını, tanıdık kelimeleri ve kendi yargılarını incelemesini kolaylaştırıyordu. “Oraya bak” sözüyle öğrenciyi kendi gözleriyle görmeye çağırıyor; bize de yargımızın dayanağını sorgulamak ve gerektiğinde değiştirmek düşüyordu. Edebiyatla olayların arka planını açıyordu, Kant ve Camus’den öğrendikleriyle iyi niyetin bilgiyle desteklenmesi gerektiğini vurgulayarak düşünce geleneğiyle üretken bir bağ kuruyordu. Söyleşimizde adaleti, somut koşullarda insan haklarının gerektirdiğini bulup yapmakla ilişkilendirmiş; uygulanmayan hakkın hak olmaktan çıkmadığını, kamusal toleransın sınırlarının bilgiye ve insan haklarına dayandığını belirtmişti. İnsanlara saygıyla fikirleri değerlendirmeyi ayırması da gündelik kararlarımızın sorumluluğunu hatırlatıyordu.

Neler yaptı?

İoanna Hoca, felsefi bilgiyi insanlarla buluşturmak için kurumlar kurdu, sorumluluk üstlendi. 1969’da Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümünü kurarak insan hakları araştırmalarına ve lisansüstü eğitime katkı verdi; Maltepe Üniversitesi’nde onun başkanlığında UNESCO Felsefe ve İnsan Hakları Kürsüsü kuruldu. Başbakanlık İnsan Hakları Yüksek Danışma Kurulu’na ve BM İnsan Hakları Eğitimi On Yılı Ulusal Komitesi’ne başkanlık etti; ekibiyle polislere ve kaymakamlara eğitim verdi. Türkiye Felsefe Kurumu’nun ve Ölüm Cezasına Karşı Uluslararası Komisyon’un kuruluşunda, çocukların ve gençlerin felsefeyle buluşmasında rol aldı. 1998’de TBMM heyetiyle cezaevi ziyaretlerine katıldı; 2009’da Betül Çotuksöken’in düzenlediği Maltepe Açık Cezaevi Felsefe Atölyesi’nde Sevgi İyi ile ders verdi. Cezaevi müdürleri ve infaz-koruma memurları da öğrencileriydi. Unutamadığı bir mahkûmun sözü bu emeğin insani karşılığını anlatıyordu: “Bize yeniden insanlığımızı hatırlattınız…” Felsefi bilgi, insanın kendisine ve başkalarına bakışını değiştirebilmişti. “Popülist söylemlerden başka ne yapmıştı?” diyenlere cevabım da bu. Eyleme geçmişti. Ömrüne daha fazlasını sığdırabilse, çalışmayı sürdüreceğine dair güveni tüm bu eşsiz dokunuşlarla vermişti. Düşünceleri tartışılabilir, toplumsal etkisi araştırılabilir; ancak bilgisini yaşamın sorunlarıyla buluşturmak için sorumluluk aldığı görülmeli. Onun yaşamında düşünmekle yapmak arasındaki bağı görüyorum.

Kuçuradi’yi anmak, benim için onu bir sıfata sığdırmadan eserlerine ve emeğine bakmak; eleştirirken de savunurken de gerekli bilgiyi edinmek demek. Ölümünün ardından başlayan tartışmalar, üzerinde durduğu meselenin güncelliğini bir kez daha gösterdi.  Kendimizi haklı hissetmek, doğru değerlendirdiğimiz, birini savunmak da ona adil davrandığımız anlamına gelmiyor. Değer atfetmekle değer biçmek arasındaki ayrım bizi kendi yargılarımıza bakmaya çağırıyor. Çıkarımızdan mı, öğrendiğimiz hazır hükümlerden mi hareket ediyoruz, yoksa gerçekten anlamaya mı çalışıyoruz?

İoanna Hoca düşüncelerini eylemleriyle buluşturdu, toplum için sorumluluk üstlendi. Kaybı eleştirenler de dahil, hepimizi ilgilendiren böyle bir insanın ardından önce başsağlığı dilemek, acıya saygı göstermek gerekir. Tartışmak, konuşmak ve anısını yaşatmak için yaşayanların zamanı var. Ben önce yasımı tuttum; şimdi bu yazıyla kendime soruyorum: Bir insan hakkında konuşurken ona, yaptıklarına ve içinde bulunduğumuz duruma gerçekten bakıyor muyum? Kendi gözlerimle görüyor muyum?

Hatırasına duyduğum saygıyı, bu sorunun sorumluluğunu taşıyarak göstermek istiyorum.

Işıklar içinde istirahat et, İoanna Hocam.

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün