İşinizi yapay zekadan kormak (IV) - Cevap çağında düşünmek

Yapay zekâ işleri kolaylaştırırken, insan zihninin en çok zorlandığı alanı yeniden tanımlıyor: belirsizlikte düşünme becerisi.

Moris CRESPİN Perspektif
10 Haziran 2026 Çarşamba

Yazı dizimizin önceki bölümlerinde yapay zekânın meslekleri ortadan kaldıran bir tehditten, insanla birlikte değer üreten bir araca dönüşümünü; ardından insanın veri dışı bilişsel alanının önemini ve son olarak iş hayatındaki öğrenme süreçlerinin nasıl değiştiğini ele aldık, güncel şartlarda üretken ve başarılı olabilmenin yollarını sorguladık. Bu aşamada ise, bana göre oldukça önemli olmasına rağmen yeterince dikkat çekmeyen bir konu karşımızda durmakta; düşünme biçimimizin değişimi.

İnsan zihni artık kendi yerine düşünen araçlarla birlikte, hatta onlarla iç içe. Bu durum ilk bakışta oldukça avantajlı görünse de, beraberinde bazı olumsuzlukları da barındırmakta. Teknolojik ilerlemeler hayatımıza büyük kolaylıklar getirirken, bazı becerilerimizi de zamanla köreltmekte. Tıpkı hesap makinesinin zihinden işlem yapma, navigasyonun yön bulma ve internetin ezberleme alışkanlıklarımızı zayıflattığı gibi. Bu örneklere kıyasla daha yeni olan yapay zekânın da düşünme biçimimizi ve derin düşünebilme kapasitemizi nasıl etkilemeye başladığını ve ileride nasıl etkileyeceğini sorgulamak gerektiğini düşünüyorum.

Geçtiğimiz dönemde yaşadığım bazı deneyimler, bu konudaki şüphelerimi teyit eder nitelikteydi. Yaklaşık bir ay boyunca hem ön muhasebe hem de satış kadromuz için iş görüşmeleri gerçekleştirdik. Tercihimiz 20–30 yaş aralığındaydı. Bu süreç, bir yandan da bu yazıyı hazırladığım döneme denk geldiği için, konuyla ilgili somut gözlemler yapmama imkân verdi.

Teknik olarak donanımlı, iyi eğitim almış adaylara açık uçlu, tek bir doğru cevabı olmayan, hatta bilmeleri mümkün olmayan sorular yönelttiğimizde, çoğu zaman yalnızca bir duraksama değil, muhakeme kurma ve düşünceyi adım adım ilerletme konusunda belirgin bir zorlanma yaşandığını; hatta bazı adayların adeta donup kaldığını gözlemledik.

Bazı adaylar tıpkı bir arama motoruna soru sorar gibi, bize sorular yönelterek cevabı yakalamaya çalıştı. Bazıları da seçenek görmek istedi; sanki çoktan seçmeli bir testteymiş gibi. Oysa bazı soruların hazır bir cevabı yoktur, hele çoktan seçmeli şıkları hiç yoktur. Bu tür durumlarda beklenen, mevcut bilgilerle bir muhakeme kurmak, eksik olanı kabul etmek ve buna rağmen ilerleyebilmektir. Ancak hazır cevaplara alışmış zihinler için, ‘üretim’ gerektiren bu sürecin hiç de kolay değil.

Adayların bazıları ise hızlı bir şekilde çözümü bulma çabası ve tek doğru olacağı varsayımı dikkat çekiciydi. Burada iki kavram arasında şöyle bir ayrım yapmak gerekiyor; çözümü bulmak ile çözümün içinde ilerlemek. Çözümü bulmak, mevcut seçenekler arasından doğru olanı seçmek iken; çözümün içinde ilerlemek, problemi adım adım anlamak ve her aşamada neden-sonuç ilişkisini kurarak sonuca ulaşmaktır. Günümüz araçları ilkini son derece kolaylaştırıyor. Ancak hayatın bazı anlarında yol görünmez; o durumlarda sonuca ulaşmak, o yolu zihinde kurabilme becerisine bağlıdır.

Adaylardaki genel yaklaşım ise, bağımsız karar vermek ve farklı çözüm yolları olabileceğini düşünmek yerine doğrudan sonuca ulaşmaya yönelme refleksi idi. Bu durum, yaratıcılık ve düşünme esnekliğinin sınırlı bir düzeyde olduğunu ortaya koydu. Oysa yaratıcılık ve derin düşünme sanılanın aksine doğuştan gelen değil, çoğu zaman şartların zorladığı becerilerdir. Tıpkı kasların çalıştıkça gelişmesi gibi, zihin de zorlandıkça gelişir; kullanılmadıkça ise zayıflar.

Geçmişi düşündüğümüzde, yapay zekâdan ve internetten önce zor bir problemle karşılaşıldığında çözüme ulaşmak epey zorlayıcı olurdu. Bu nedenle problem analiz edilir, parçalara ayrılır, farklı yollar denenir ve çoğu zaman hatalar üzerinden ilerlenirdi. Bu süreç yalnızca sonuca ulaşmayı değil, o sonuca nasıl gidildiğini ve arkasındaki mantığı da bireye öğretirdi. Cevaplara kolay ulaşılamaması, bir konu üzerinde daha uzun süre kalmayı ve yoğunlaşmayı gerektirir; bu da zihnin yeni bilgiyi mevcut bilgilerle karşılaştırmasını, sorgulamasını ve anlamlandırmasını zorunlu kılardı.

Bugün ise yapay zekânın sunduğu hız ve büyük kolaylıklar, zihni bu zahmetli ama geliştirici süreçlerden uzaklaştırırken; aynı zamanda pasifleştirme ve zorlanarak düşünmeyi geri plana itme riskini de beraberinde getiriyor.

Bilginin bol ve erişimin kolay olması, daha fazla sabır ve zaman gerektiren derin düşünmenin kendine yer bulabileceği alanı daraltmakta. Belki de bu yüzden, iş görüşmelerinde adayların gözlerinde hep “doğru cevap hangisi?” sorusunu görmek mümkün. Oysa bazı durumlarda cevap hazır değildir; kişinin o cevaba giden yolu adım adım kurması ve o süreçte düşünmesi gerekir. Ve belki de asıl fark, belirsizlik anında nasıl düşünüldüğünde ortaya çıkar; hazır bir çözüm bulmakta değil, onu bir nakış gibi ilmek ilmek işleyerek kurabilmekte.

Tüm bu değerlendirmeler, yazı dizimizin ana sorusuyla birleştiğinde bizi basit ama kritik bir noktaya getiriyor: Farkı yaratan, cevaba en hızlı ulaşanlar değil; cevabın net olmadığı yerde muhakeme kurabilen, eksik bilgiyle de olsa ilerleyebilen ve belirsizlik içinde düşünmeye devam edebilenler olacaktır.


Yazı dizisinin önceki bölümleri için...

Diploma Sadece Kağıt: İşinizi Yapay Zekadan Korumak (I) - Tehditten araca

https://www.salom.com.tr/haber/140475/diploma-sadece-kagit-isinizi-yapay-zekadan-korumak-i-tehditten-araca

İşinizi Yapay Zekadan Korumak (II) - YZ ve görünmeyen bilişsel alanımız

https://www.salom.com.tr/haber/140611/isinizi-yapay-zekadan-korumak-ii-yz-ve-gorunmeyen-bilissel-alanimiz 

İşinizi Yapay Zekadan Korumak (III) - Ara basamaklar kaybolurken

https://www.salom.com.tr/haber/140720/isinizi-yapay-zekadan-korumak-iii-ara-basamaklar-kaybolurken

 


Etiketler:

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün