Mayıs ayı, ABD´de 2006´dan bu yana Yahudi Amerikan Mirası Ayı (Jewish American Heritage Month) olarak biliniyor. O dönemin ABD başkanı George W. Bush´un resmi ilanıyla başlayan bu gelenek, kökünü 1654´te Yeni Amsterdam´a, bugünkü New York´a sığınan 23 Yahudi´nin hikâyesine kadar götürüyor. Her yıl bu mirası görünür kılmak için Philadelphia´daki Weitzman National Museum of American Jewish History koordinasyonunda, ülke çapında geniş bir etkinlik takvimi oluşuyor.
Yahudi Amerikan Mirası Ayı kapsamında bu ay ABD'de iki önemli etkinlik vardı. 17 Mayıs Pazar günü New York'un Lower East Side'ında 11. Greek Jewish Festival (Yunan Yahudi Festivali) düzenlendi. Etkinliğin ev sahibi Kehila Kedosha Janina, batı yarımkürenin tek Romaniyot sinagogu. Yunanistan Yahudilerinin Yanya ve Selanik geleneklerini yaşatan müzik, dans ve mutfak öğeleriyle kendi türünün dünyadaki tek festivali.
İki gün sonra 14. ucLADINO Konferansı çevrimiçi olarak gerçekleştirildi. University of California, Los Angeles'ın (UCLA) Alan D. Leve Center for Jewish Studies'i tarafından organize edilen bu konferansta akademisyenler, sanatçılar ve dil aktivistleri Ladino üzerine bildirilerini sundular. Açılış konuşmasını 2018 İsrail Ödülü sahibi müzikolog Edwin Seroussi yaptı; başlık ‘Ladino Song Scandals: The 2026 Edition / Ladino Şarkı Skandalları: 2026 Baskısı’ idi. Bu yıl ben de İzmir Yahudileri ve Ladino üzerine bir sunumla katıldım. Konferansın bu yılki ve geçmiş yılların kayıtları UCLA Alan D. Leve Center for Jewish Studies'in YouTube kanalından izlenebilir.
Bunlar gibi yıllık etkinliklerin yanında her hafta düzenlenen iki çevrimiçi Ladino buluşması da sürüyor. Çarşamba günleri ABD merkezli American Ladino League'in düzenlediği Ladino Lounge ve pazar günleri Enkontros de Alhad. Enkontros de Alhad'ı Ladino kültür platformu eSefarad koordine ediyor ama programı dünya çapında bir ortaklık taşıyor: İstanbul Sefarad Merkezi, Kudüs'teki Ladino Ulusal Otoritesi, Washington Üniversitesi Stroum Sefarad Çalışmaları Merkezi ve onlarca başka kuruluşun desteğiyle her hafta bir konuk ağırlanıyor. İkisi de Zoom üzerinden, ücretsiz; bağlantıları American Ladino League ve eSefarad'ın sitelerinden alınabiliyor.
Bu etkinliklerin arka planında aynı soru duruyor. ABD'de Sefarad ve Mizrahi hayatı bugün neye benziyor? JIMENA'nın hazırlattığı ve Ağustos 2025'te sephardicstudy.org sayfasında yayımlanan kapsamlı bir rapor tam da bu soruya bakıyor. Rapora dair Türkçe notlarımı geçtiğimiz günlerde avierto.net'te paylaşmıştım.

İki kavram, üç kol, çok hikâye
Raporu anlamak için önce kavramlara bakmak gerekiyor. Sefarad kelimesi en geniş anlamıyla tarihsel olarak İberya Yarımadası'nda, yani İspanya ve Portekiz'de yaşamış Yahudileri tarif ediyor. 1492 İspanya sürgünü ve 1497 Portekiz baskısının ardından bu nüfus üç farklı kola ayrıldı. Bir kol Osmanlı topraklarına yerleşti; İstanbul, İzmir, Selanik, Edirne, Sofya, Saraybosna hattında Ladino'yu yaşatan Doğu Sefaradları bunlar. Türkiye'den bakınca Sefarad denince akla gelen en tanıdık hikâye bu. Bir kol Kuzey Afrika'ya, özellikle Fas'a yerleşti; orada Ladino’nun Arapça etkisiyle şekillenen kuzeni Haketia'yı geliştirdiler. Üçüncü kol ise Batı Avrupa'ya, yani Hollanda, İngiltere ve Hamburg'a yerleşti. Bu kolun önemli bir kısmı, İspanya ve Portekiz'de baskı altında Hristiyanlaştırılan converso (zorla din değiştirmiş) ailelerin torunlarıydı; yüzyıllar sonra bu aileler açıkça Yahudiliğe geri döndü. Bu üçüncü kola Batı Sefaradları, yani ‘Spanish and Portuguese Jews /İspanyol ve Portekiz Yahudileri’ deniyor.
Bu son detay önemli. Çünkü 1654'te Yeni Amsterdam'a gelen ve Yahudi Amerikan Mirası Ayı'nın da başlangıç noktası sayılan o 23 kişi tam olarak Batı Sefaradlarıydı. Hollanda, Brezilya'daki Recife kolonisini kaybedince o coğrafyadaki Yahudiler Portekiz Engizisyonu'nun pençesine düşmemek için gemilere bindi, Karayiplere dağıldı; bir grup Yeni Amsterdam'a ulaştı. Yani ABD'deki en eski Yahudi izleri Doğu Avrupa kökenli Aşkenaz değil, İspanya-Portekiz kökenli Sefarad hattından geliyor. New York'taki Shearith Israel, Philadelphia'daki Mikveh Israel, Newport'taki Touro Sinagogu gibi ABD'nin en köklü cemaatleri hep bu gelenekten.
Mizrahi ise daha farklı bir kategori. İbranice 'doğulu' demek; Ortadoğu ve Kuzey Afrika kökenli Yahudileri tarif ediyor. Sefarad ile Mizrahi arasındaki sınır geçişken. Halep ve Şam'ın Yahudileri bunun en iyi örneği: bölgenin yerli Yahudileriyle 1492 sonrası gelen Sefaradların yüzyıllar içinde kaynaşmasından doğdular. Sefarad ritüelini benimsediler ama Arapça konuşmaya devam ettiler, Ortadoğu mutfağını ve müziğini sürdürdüler. Bugün hem Sefarad hem Mizrahi sayılıyorlar. Bir İranlı Yahudi ise kendini ne tam Sefarad ne de tam Mizrahi sayıyor; sadece 'İranlı Yahudi' demeyi tercih edebiliyor. Buhara Yahudileri ise hem Mizrahi şemsiyesi altına alınabiliyor hem de Orta Asya Yahudileri olarak ayrı bir kategori sayılabiliyor. Bu geçişken yapı nedeniyle Amerikalı araştırmacılar son yıllarda giderek 'Sephardic/Mizrahi' birleşik terimini kullanıyor.
Önemli bir ayrım daha: Sefarad ve Mizrahi kavramları köken anlatıyor, dini akım değil. Bir Sefarad aile Ortodoks da olabilir, Muhafazakâr da, Reform da. Aşkenaz çoğunluğun aksine, Sefarad ve Mizrahi topluluklarda akım kimliği çoğu zaman ikinci planda kalıyor. Rapora göre belirleyici olan köken ve aile bağı.
Bu çeşitliliğin ABD'de bu kadar görünür olmasının bir nedeni de coğrafya. Sefarad ve Mizrahi hayatı ABD'de tek bir merkeze sıkışmıyor. New York'taki Suriyeli cemaat, Los Angeles'taki İranlı topluluk, Seattle'daki Türkiye-Rodos kökenli Sefaradlar, Miami'deki Latin Sefaradlar arasındaki mesafe binlerce kilometre. Her şehir kendi göç hikâyesini ayrı biçimde sürdürebiliyor.

Amerika Yahudilerinin yüzde onu
Çalışmanın tam adı ‘Sephardic & Mizrahi Jews in the United States: Identities, Experiences, and Communities / ABD'de Sefarad ve Mizrahi Yahudiler: Kimlikler, Deneyimler ve Topluluklar’. Raporu hazırlatan kuruluş JIMENA. Açılımı Jews Indigenous to the Middle East and North Africa, yani Ortadoğu ve Kuzey Afrika'nın Yerli Yahudileri. İsim başlı başına bir argüman taşıyor: Bu Yahudiler Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da ‘azınlık’ veya ‘misafir’ değil, binlerce yıllık yerli topluluklardı. JIMENA, 1948 sonrası Arap ülkelerinden yerinden edilmiş Yahudiler tarafından 2002'de San Francisco'da kuruldu. Yıllardır üniversitelerde, kamu kurumlarında ve Yahudi cemaat hayatında bu hikâyenin görünür kılınması için çalışıyor.
Bu rapor da onların uzun zamandır dile getirdiği bir eksikliği gidermek için yapıldı. Çünkü ABD'deki Sefarad ve Mizrahi Yahudilere ilişkin sistematik veri yoktu. Araştırmayı New York Üniversitesi Wagner School'da Dr. Mijal Bitton yönetti. Veri analizini Brandeis Üniversitesi'nin Cohen Center for Modern Jewish Studies yaptı. Çalışmanın yöntemi üç ayaklı oldu: var olan ulusal anketlerin, özellikle 2020 Pew araştırmasının yeniden analizi; dört toplulukta saha çalışması; uzmanlarla yuvarlak masa toplantıları. Bir kuşak önce böyle bir araştırma mümkün değildi; nüfus anketleri bu kategorileri ayrı sormuyordu bile.
Raporun en çarpıcı bulgularından biri şu: ABD'deki yetişkin Yahudi nüfusunun yaklaşık yüzde onu kendini Sefarad veya Mizrahi olarak tanımlıyor. Mutlak sayı yaklaşık 600 bin kişi. Araştırmacılar yüzde 7 ile yüzde 11 arasında tahminler üretti; göçmenlerin ve etnik azınlıkların anketlerde eksik temsil edildiğini hesaba katarak ihtiyatlı orta seçenek olarak yüzde 10'u tercih etti.
Saha çalışması yapılan dört topluluk raporun ana eksenini oluşturuyor. Hepsi farklı bir hattan geliyor. Brooklyn'in Suriye topluluğu Halep ve Şam kökenli; kendi okul, sinagog ve hayır kurumlarıyla ABD'deki en kurumsallaşmış Sefarad cemaatlerinden biri. Los Angeles ve çevresinin İran topluluğu çok daha yeni bir hikâye; 1979 Devrimi sonrası göçle büyüdü ve bugün ABD'deki en büyük İranlı Yahudi yoğunlaşması burada. Queens'in Buhara topluluğu da yeni bir göç dalgasının ürünü; Sovyetler dağıldıktan sonra Orta Asya'dan gelenler şekillendirdi. Aralarında konuştukları Bukhori, İbranice etkisi taşıyan bir Tacikçe lehçesi; UNESCO'nun tehlike altındaki diller listesinde yer alıyor. Güney Florida'nın Latin Sefarad topluluğu ise tek bir ülkeden gelmiyor; Küba'nın 1959 Devrimi'nden sonra Miami'ye yerleşen, ardından Arjantin ve Venezuela'dan eklenen göç dalgalarıyla şekillendi. Hem İspanyolca konuşuyorlar hem Sefarad geleneğini taşıyorlar.
Bu dört topluluk birbirinden çok farklı. Ama Aşkenazlardan farklılaşan ortak örüntüleri var. Topluluk katılımı daha yüksek. İsrail'le bağ daha güçlü. Dış evlilik oranı daha düşük. Gündelik hayatta Yahudi pratiği daha belirgin. Siyasi yelpazede ortalama daha muhafazakâr bir yerde duruyorlar.
Renk kategorisi söz konusu olduğunda tablo karışıyor. Mizrahi katılımcıların yüzde on yedisi, Sefaradların yüzde on ikisi kendini "people of color" (beyaz olmayan) olarak tanımlıyor. Ama nitel görüşmelerde çoğunluk bu çerçeveden rahatsız. Çünkü bu insanlar kendilerini ‘Suriyeli Yahudi’, ‘İranlı Yahudi’, ‘Faslı Yahudi’ olarak tanımlamayı tercih ediyor. Amerika'nın siyahi-beyaz ekseni etrafında kurulmuş ırk diline sığmayan kendi kategorileri var.

Aşkenaz çerçevesinin ötesinde
Rapor sayılarla yetinmiyor. Bir bakış değişikliği çağrısı yapıyor. Amerikan Yahudi anlatısı uzun süre tek bir hikâye etrafında kurulmuştu. Doğu Avrupa'dan gelen Aşkenaz hikâyesi: köy hayatı, pogromlar, Holokost, Amerika'ya geçiş, ekonomik yükseliş, sekülerleşme. Bu çerçeve ABD'deki Yahudi tarihinin büyük bölümünü açıklıyor ama hepsini açıklamıyor. Sefarad ve Mizrahi hafızasında başka bir hat var. Endülüs altın çağı, 1492 sürgünü, Osmanlı yüzyılları, 1948 sonrası Arap ülkelerinden yerinden edilme.
Raporun çağrısı yalın. Sefarad ve Mizrahi kimliği bir ‘marjinal grup’ ya da ‘mağdur’ çerçevesine sıkıştırılmamalı. Bunu yapmak hem onların geleneklerini bir eksiklik gibi konumlandırıyor hem de onları Aşkenaz merkezli haritada hep ikinci sıraya yerleştiriyor. Sefarad ve Mizrahi, kendi başına meşru bir Yahudi yolu.
Pratik öneriler de var. Ulusal Yahudi nüfus anketleri ‘Sefarad’ ve ‘Mizrahi’yi ayrı seçenekler olarak eklemeli ve çoklu işaretlemeye izin vermeli. Çünkü pek çok insan birden fazla kimliği aynı anda taşıyabiliyor; hem Aşkenaz hem Sefarad olabiliyor, hem İranlı hem Amerikalı olabiliyor. Tek kutuya sıkıştırmak doğru bir resim vermiyor.
Yüzde on rakamı son söz değil, başlangıç. Asıl soru sayılar bittiği yerde başlıyor: ABD'deki Yahudi hayatı kimin hikâyesini merkeze alarak anlatılacak?