Bugün iki ayrı Pozitif Direnç örneği olan oluşumdan bahsetmek istiyorum. Biri, 2017 senesinde gidip bizzat eğitim verme onuruna eriştiğim Brezilya’da bulunan Bacarelli Institute. Diğeri ise, geçtiğimiz cumartesi akşamı Opus Amadeus Oda Müziği kapsamında, Deniz Müzesi’nde dinlediğim, 2016 senesinde kurulmuş Adalar Gençlik ve Çocuk Orkestrası. Her ikisinden de çok etkilendim. Çünkü müziği sadece bir performans kaygısı ile yaşamıyor; asıl amacı olan sağaltıcılığına, birlikteyken hem kendi sesini hem de başkalarının sesini duymaya, disiplinine odaklanıyor, hem de konservatif bir formasyon içinde. Bu oluşumlar çoğalsın ve desteklensin dilerim.
Brezilya’nın São Paulo kentinde, Heliópolis gibi zorlu yaşam koşullarının hüküm sürdüğü bir bölgede doğan Baccarelli Institute, müziğin yalnızca bir sanat dalı değil, aynı zamanda bir çıkış yolu, bir yeniden var olma alanı olduğunu gösteren güçlü bir örnek. 1996 yılında orkestra şefi Silvio Baccarelli tarafından kurulan bu yapı, büyük bir yangının ardından çocuklara umut verecek bir alan yaratma ihtiyacından doğuyor. Orada geçirdiğim zaman boyunca şunu çok net gözlemledim: Müzik, bu çocuklar için yalnızca öğrenilen bir beceri değil; nefes almak gibi, hayata tutunmak gibi bir şey. Bir enstrümanı tutuş biçimlerinden, birlikte çalarken birbirlerine kulak verişlerine kadar her detay, derin bir dönüşümün işaretiydi. Disiplin, saygı, odak ve birlikte üretmenin getirdiği o görünmez bağ, kelimelerle anlatılması zor bir güç yaratıyordu.
Baccarelli’nin en etkileyici taraflarından biri de bu dönüşümün somut sonuçlar üretmesi. Enstitüden yetişen gençlerin bir kısmı profesyonel müzisyenlik yoluna giriyor, uluslararası sahnelerde yer alıyor. Ancak belki bundan daha kıymetlisi, müzik sayesinde kendi iç sesini duymayı öğrenen, kendini ifade edebilen bireyler olarak hayata karışmaları. Bu anlamda müzik, bir meslekten çok daha fazlası; bir bilinç hâli, bir varoluş pratiği.

Adalar Gençlik ve Çocuk Orkestrası
İstanbul’a döndüğümüzde ise, Adalar Gençlik ve Çocuk Orkestrası’nın yarattığı etkiyi göz ardı etmek mümkün değil. 2016 yılında kurulan bu orkestra, Adalar gibi kendi içinde özel bir ritmi olan bir coğrafyada, çocuklara müzik aracılığıyla başka bir alan açıyor. Deniz Müzesi’nde dinlediğim konser, teknik anlamda olduğu kadar ruhsal anlamda da etkileyiciydi. Sahnedeki çocukların birbirleriyle kurduğu ilişki, müziğe yaklaşım biçimleri ve en önemlisi birlikte üretmenin getirdiği o içtenlik, beni derinden etkiledi.
Bu orkestrada da aynı şeyi hissettim: Müzik burada bir ‘gösteri’ değil, bir ‘alan’. Çocuklar yalnızca doğru notayı basmaya çalışmıyor; birbirlerini duymayı, birlikte nefes almayı, bir bütünün parçası olmayı öğreniyorlar. Bu da onları yalnızca iyi müzisyenler değil, aynı zamanda duyarlı, farkındalığı yüksek bireyler haline getiriyor. Eğitim sürecinin ücretsiz ve erişilebilir olması, bu yapının kapsayıcılığını daha da değerli kılıyor.
Her iki oluşum da farklı ölçeklerde ve farklı kültürlerde faaliyet gösteriyor olsa da, özünde aynı yere temas ediyor: Müziğin iyileştirici gücü. Bugün dünyada pek çok eğitim modeli başarı, rekabet ve performans üzerine kurulu. Oysa burada karşılaştığımız şey, müziğin özüne, yani birlikte var olma hâline, dinlemeye ve hissetmeye dönüş. Belki de “Pozitif Direnç” tam olarak burada başlıyor. Gürültünün, hızın ve yüzeyselliğin içinde, durup gerçekten duymayı seçmekte.
Bu tür oluşumlar bize başka bir mümkünlüğü hatırlatıyor. Çocukların yalnızca akademik ya da teknik olarak değil, duygusal ve ruhsal olarak da beslenebileceği alanların ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyor. Müziğin birleştirici gücü, farklı hayat hikâyelerini aynı sesin içinde buluşturabiliyor. Ve bu buluşma, çoğu zaman kelimelerin yapamayacağını yapıyor.
Dilerim ki bu tür projeler çoğalır, daha fazla destek bulur ve daha fazla çocuğun hayatına dokunur. Çünkü bazen bir enstrüman, bir çocuğun kaderini değiştirebilir. Ve bazen bir orkestra, bir toplumun kalbini yeniden akort edebilir.