Bir zamanlar Güneydoğu Anadolu'da Yahudi Cemaati -2

Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki tarih boyunca olan Yahudi varlığını mercek altına almaya, geçen hafta kaldığı yerden ve biraz daha şehirlere göre detaya girerek devam ediyoruz.

Nesim ŞALOM Perspektif
22 Nisan 2026 Çarşamba

Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Osmanlı İmparatorluğu’na katılması ve Yavuz Selim sonrası daha yakın dönemlere bakacak olursak, artık ülkedeki Yahudi nüfusun büyük çoğunluğu İspanya’dan gelen Sefarad Yahudilerden oluşuyordu. Güneydoğu’da yaşayan Yahudiler, fakirlik, bölgede yaşanan olumsuz gelişmeler ve imkansızlıklar sebebiyle büyük oranda Yahudi nüfusun yoğun bir şekilde yaşadığı batı illerine ve önemli bir kısmı da Kudüs’e göç etmeye başlamıştı. Tapu kadastro kayıtlarına göre 1518-19 yıllarında Diyarbakır’da Yahudilere ait 28 hane ve bekar evi bulunuyordu. Bugün İsrail’de yaşayan Kürt kökenli Yahudiler, ağırlıklı olarak Irak’tan göç etmişken, Güneydoğu Anadolu’dan da azımsanmayacak bir nüfus mevcuttur.

Diyarbakır’daki Yahudiler, Hz. Süleyman’dan sonra İsrael ve Yahuda Krallıklarının sürgüne uğrayan halkının, Babil ve Asur’dan göç ederek gelip yerleşmiş halkları kadar kadim ve eskidir. Diyarbakır’da yaşayan kalabalık cemaat azalarak 1888’de yaklaşık yüz kişiye kadar inmişti. Son kalanlar da fakirlik ve çok zor şartlar altında ancak zengin cemaatlerden gelen yardımlarla ayakta durabiliyordu. Bu kadar zor şartlara rağmen nakde çevrilemese de buradaki sinagogda bulunan 2000 yıllık orijinal el yazması bir Tevrat paha biçilemez değerdeydi. 1925’te çıkan Şeyh Zait isyanı buradaki Yahudileri etkilemişti ve büyük bir kısmı Kudüs’e gitmişti. 1948’de Yunus (Yona) adında bir Yahudi’nin mahkeme önünde katledilmesi ile genellikle Arap Şeyh Mahallesindeki kalan 16 aile de İsrail’e göç etti. Buğday Pazarı'nda manifaturacılık yapan Yona isimli Yahudi ile Siverek’ten Diyarbakır’a yerleşen bir Kürt çaycı arasında tartışma yaşanmış; Yona, çaycıyı mahkemeye şikâyet etmişti. Mahkeme günü, Yona kardeşleri ile birlikte mahkemeye giderken, çaycının yakınları tarafından sırtından bıçaklanarak öldürülmüştü. Bu olay Diyarbakır Yahudileri arasında büyük korku ve tedirginliğe yol açmıştı.

Diyarbakır Yahudileri

Diyarbakır’ın en yoğun Yahudi Mahallesi Çermik’te 1416 yılına ait, kapısının üzerinde kitabe bulunan sinagog binası yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya ama halen ayaktadır.   Diyarbakır'ın renklerinden olan Yahudiler, sinagoglarında ibadetlerini İbranice yaparken, dil olarak Kürtçe, Arapça ve Türkçe konuşurlardı. Düğün, nişan, ölüm, bayram gibi diğer Yahudilerden farklı olarak kendilerine has gelenekleri vardı. Sur'da, Arap Şeyh camisinin arkasında, Hasırlı Mahallesi Bahçecik Sokak 3. Çıkmaz'da bir sinagog bulunmaktaydı. İnanışa göre, bu sinagogda sürekli kapalı tutulan bir oda vardı ve Hz. İlyas'a (Eliyahu Hanavi) peygamberliği bu odada verilmişti. Bu oda kutsal sayılırdı ve haham dışında buraya birinin girmesi günahtı. Sinagog, Yahudilerin Diyarbakır'ı terk etmesinden sonra bir süre sahipsiz kaldı. Daha sonra uzun bir süre ev olarak kullanılan bu yapı, 2020’de Sur'da yaşanan çatışmaların ardından birçok bina gibi yıkıldı. Burada bulunan ve Halk Evi'ne bağışlanan ceylan derisine İbranice yazılı eski Tevrat ise Diyarbakır Müzesi'ne götürüldü. Bugün Kudüs’te Diyarbakır çıkışlı Yahudilerin kurduğu Horazin Sokağındaki Tiferet Yisrael Sinagogu faaldir. Kudüs’te ayrıca, Silvan adıyla bir Arap mahallesi de mevcuttur. Kudüs'te, Uziya Sokağında, Diyarbakır'dan gelenlerin kurduğu bir diğer sinagog ise Netsah Yisrael’dir.

Mardin

Mardin’de 1517’den itibaren hakim olan Yavuz Selim döneminden Cumhuriyet dönemine kadar azımsanmayacak bir nüfus vardı. 1827'de gezgin David D'Beth Hillel seyahatnamesinde Mardin’de 6 fakir Yahudi ailelerinin devam ettiği bir sinagog ve İlyas Peygamber (Eliyahu Hanavi) adına kutsal bir mağaranın varlığından bahseder. Bir diğer seyyah II. Benjamin ise 1848'de çoğunluğu toprak işlerinde çalışan ve İbranice konuşan 50 Yahudi ailesinin olduğunu aktarır. Mardinli olduğu bilinen bir yazar Avinadav Ben Saadya Halevi 1291’de İbn Meimun’un Moreh Nevuchim (Şaşkınların Kılavuzu)

 More Nevuchim Kitap kapağı 

adlı kitabını Arapça olarak kopyalamıştı. 1904 nüfus sayımında burada bulunan 580 Yahudi kayda geçmişken zamanla işlerinin bozulması sebebiyle çoğu Nusaybin’e göç etmiş ve 1930’da hiç Yahudi kalmamıştı. Mardin’de rastlanan Yahudi izleri Yakutiye Ayn El Yahud olarak bilinen Yahudi Çeşmesi, sinagog yıkıntısı olan İbranice bir taş tablet, Necmettin Mahallesindeki mezarlık kalıntısı, kapıları kilitli birkaç dükkân bulunan Yahudi çarşısı sayılabilir.

 Ayn El Yahud, Yosef Ben Miryam yazılı İbranice tablet, eskiden sinagog olduğu söylenen taş bina, bir kısmında Yahudi dükkanlarının olduğu Revaklı Çarşı)

Gaziantep Yahudi Cemaati

Gaziantep’teki Yahudi Cemaatinde, Babil Sürgününden beri buraya gelip yerleşmiş olanlarla, İspanya’dan gelenlerden de göç etmiş olanlarla karışmıştır. 1539’da burası Antep Sancağı olarak geçtiğinde Şehreküstü Camii’ndeki hamamın işletilmesini İshak adında bir Yahudi üstelenmişti. Halep vilayetine bağlı Antep kazasının nüfus sayımlarında, 1892 senesi Osmanlı Devlet Salnamesine göre Yahudi sayısı 350 erkek ve 364 kadın olarak geçiyordu. Cumhuriyetin ilanından sonraki 1927 yılındaki nüfus sayımında ise il olan Gaziantep’in Yahudi nüfusu 742 idi. Genellikle Gaziantep cemaatinin geçimi manifaturacılıktan ve Kilis, İskenderun, Halep ile yapılan ticaretten idi. 1930’larda burada yaşayan 300-400 aile kadar Yahudi nüfus bulunuyordu. 1935 sayımında Yahudi nüfus 543 kişi olarak sayılmış, 1948’de İsrail Devleti’nin kurulması ve göçlerin etkisiyle 1955 sayımından 1970’lere kadar yaşanan göçlerle azalarak 50 kadar aileye inmişti. Ancak bu tarihlere gelindiğinde Asur dönemi Kral Sanherib zamanından gelenler, Sefarad Yahudilerine kıyasla oldukça az sayıdaydılar. 1919’daki Fransız işgalinde Antep Yahudileri savaş boyunca Kuvay-ı Milliye’ye Halep’ten taşınan cephane ve erzak yardımları ile destek oluyordu. Antep’teki Müslüman toplum ile Yahudi cemaati arasındaki ilişkiler genellikle olumluydu.

Gaziantep Yahudilerinin tipik soyadları Abud, Antebi, Duşi, Halebi, Mugrabi, Bildirici, Özsezikli sayılabilir. Ön isimleri ise Türkçe kanunu çıktığında takılmış olan Musa, Reful, Şua, Özkul, Nazlı, Nazire, Şefika gibi devşirilmiş adlardır. Gaziantep’teki Yahudilerin yaşadığı yerler, genellikle merkez Şahinbey ilçesindeki Yeni Karagöz Mahallesi civarında ve yöredeki sokaklarda avluya bakan taş duvarlı evlerdi.  1970’ten itibaren sağ-sol siyasi çatışmaları ve Yahudilere karşı yürütülen kışkırtmalar neticesinde 1980’de burada hiç Yahudi kalmamıştı. Terk edildikten sonra harabeye dönen 800 yıllık Gaziantep Sinagogu 2011’de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyona alındı ve 2013’te tekrar açılarak kültürel faaliyetler için Gaziantep Üniversitesi’ne devredildi. Düztepe'de bulunan eski mezarlık iskân faaliyetleri sebebiyle tahrip oldu. Kapısının olduğu bölüm belediye tarafından Yahudi cemaatine tahsis edildikten sonra hayırsever biri tarafından onarılarak korumaya alındı.

Kültür Merkezine çevrilmiş Gaziantep Sinagogu ve Naim Güleryüz’ün Gaziantep Yahudilerini anlatan kitabı

Nusaybin, Tannaim Döneminde Babil'in Yahudi merkezlerinden biriydi. (Aramice kökenli Tannaim, tekrarlatarak ezberleten öğretmenler manasındadır. Tannaim 2. Bet Amikdaş’ın yıkılmasından sonraki Roma Döneminde, Levant bölgesinde 10 ila 220 yılları arasında yaygınlaşmış Mişna eğitimine yoğunlaşmış bilge hahamların dönemiydi.) Burada yaşayan Haham Yehuda Ben Batira bir yeşiva kurmuştu. Zamanla bölgede artan Hristiyan etkisi nedeniyle, buranın yerel bilgeleri ile İsrail topraklarındaki bilgeler arasındaki temas zayıfladı. 12. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yoğunlaşan Moğol istilaları ile şehir yoksullaştı ve Yahudi cemaati de bu durumdan doğrudan etkilenerek azalmıştı. İsrail’in kurulmasından sonra yaşanan göçlerle Nusaybin’de de hiç Yahudi kalmamıştı. Buradan ve Suriye sınırının karşısındaki Kamışlı ilinden İsrail’e gidenlerin, Haham Yehuda Ben Batira adına kurduğu sinagog Kudüs Nahlaot’ta Şevat Tzedek’te günümüzde faaldir.

Kilis

Kilis’te Halep vilayetine bağlıyken, 1903 nüfus sayımında 611; 1911 sayımında 523 Mizrahi kökenli Yahudi yaşadığı kayda geçmişti. Yaklaşık 300 ailenin olduğu Kilis’te dört sinagog vardı. Osmanlı’nın savaş yılları ve Fransız işgali zamanında burada yaşayanların birçoğu ABD ve Güney Amerika’ya göç etmişti. Göçlerle cemaatsiz kalan küçük sinagoglar kapandı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra ise burada yaşayan aileler 120’ye kadar düştü. Artan göçlerden sonra 1950’de on aile kaldı. 1962’den sonra bunlar da yok oldu. Burada yaşayan Yahudiler de Gaziantep’e benzer şekilde, bir avlunun etrafını çevreleyen evlerde otururdu ve avlunun bir duvarı sinagoga açılıyordu. Cemaat kalmayınca oldukça geniş avlu arazisi ve çok sayıda dükkân vakıflara devroldu. Bu mülkler arasında Fransız İşgali sırasında Kuvayi Milliye destekçisi olan özel Yahudi mülkleri de bulunuyordu. Avlu etrafında Yahudi esnafın geçim sağladığı sabunhane, pekmezhane gibi imalat yerleri de bulunuyordu.

Restore edilen Kilis’teki sinagog

 

Urfalı Yahudiler

Urfalı Yahudilerin yaşamı diğer güneydoğu cemaatlerinden daha farklıydı. Urfa Yahudilerine özgü Piyutim geleneğinden biraz bahsetmek gerekir. Piyutim, Halep’e kadar uzanabilen ancak bu bölgeye özgü Türk halk müziği geleneğinden beslenmiştir. Bölgedeki çeşitli toplulukların üyeleri tarafından bilinen ve yöreye özgü onlarca türküden esinlenilmiş hep birlikte söylenen şarkılardır. Piyutların çoğunun müzikleri, bölgeye özgü makamlardadır. Genellikle Şabat, bayram günleri ve özel vesilelerde söylenen bu piyutları, bugün internette bulup dinlemek mümkün. Dinlediğinizde kendinizi Urfa Sıra gecelerinden birinde hissedersiniz. Unutulmaya yüz tutan bu geleneği tanıyan ve İsrail’de sürdüren sanatçılar mevcuttur.

Urfa’da geçmişte yaşayan Yahudi nüfusu köklü bir geleneğe sahipti. Tevrat’ın bazı yerleri ve bazı Müslümanlara göre de Hz. İbrahim’in doğup yaşadığı yer olarak Urfa kabul edilir. Aynı zamanda İncil’de geçen Kaldani Ur Kasdim şehri de Urfa’dır. Zalim kral Nemrut, Hz. İbrahim'i cezalandırmak için onu yakacağı bir fırın inşa etmişti. Ancak onu yakalatıp fırına atmak istediğinde bir mucize ile ateşin yandığı fırın su dolu bir havuza dönüştü.

Urfa, antik çağlardan itibaren pek çok medeniyetin hâkimiyeti altına girmişti. Büyük İskender’in fethi sonrasında şehir ‘Ruha’ adını almış, Roma ve Bizans dönemlerinde ise Edessa adıyla tanınmıştır. Bu dönemlerde de Yahudi varlığının sürdüğü bilinmekte. Ancak esas Yahudi yerleşimi ve topluluk oluşumu, Osmanlı döneminde belirginleşmiş ve güç kazanmıştı. Bu kazanıma Urfa’nın köylerinden gelenleri de katmak gerekir. 19. yüzyılda nüfusun yaklaşık bin kişiyi bulduğu tahmin edilen cemaat, yalnızca Urfa’dakileri değil, coğrafi olarak yakın olan Suruç (Surucalim) ve Çermik (Cermikalim) gibi köylerden gelen Yahudileri de kapsar. Köylerden gelen topluluklar da Urfa Yahudileriyle akrabalık ilişkileri ve kültürel benzerlikleri nedeniyle Urfalim olarak kabul edilmiştir. 

18 Kudüs Nahlaot’ta Cermikalim Sinagogu)

Urfalı Yahudiler de diğer güneydoğu toplulukları gibi, I. Tapınağın yıkılmasından sonraki Babil Sürgününde buraya yerleşmişti. Urfa’ya gelenlerin Levililer kabilesi olduğu iddia edilmektedir. Urfalı birçok Levi ailesi arasında ayrım yapmak için ‘Levi Abud’, ‘Levi Aslan’, ‘Levi Hamami’, ‘Levi Urfali’ gibi lakaplar eklenmişti. Urfalı diğer Yahudi aile adları arasında Başer, Gila (Gil), Yagen, Gazoli bulunur.

Urfalı Yahudilerin büyük çoğunluğu, Sultan II. Abdülhamid zamanında patlak veren Ermeni tehcir veya katliamında kaçarak Aralık 1896'da Osmanlı Suriyesi'ne göç etti ve bazıları Halep’e yerleşti. Göçe devam edenler, o zaman Beyrut vilayetine bağlı Tiberya’ya ve çoğunlukla Kudüs'e kadar geldi. Bazıları Rişon Letsiyon'a taşınarak meyve bahçelerinde çalıştı. 1947'de Halep pogromunun patlak vermesiyle Halep Yahudilerinin çoğu da şehri terk ederek İsrail'e gitti. Urfa’dan İsrail’e ilk giden göçmenler 19. yüzyılın sonunda Kudüs'e gitti ve Nahalot bölgesine yerleştiler. Önce çadırlarda yaşadılar; daha sonra Halep’ten gelenler ve Fars toplulukları ile birlikte Nahalat Tsiyon mahallesini kurdular. Bu cemaatin ilk sinagogları Nahalat Tsiyon Mahallesinde ve Mahane Yehuda pazarı yakınlarındaki mahallelerde inşa edilmişti. Daha sonra, 1930'larda, Betsalel Caddesi'nde ek sinagoglar inşa edildi. Urfa’dan gelen göçmenlerin bir kısmı ise şaraplık üzüm hasadı işçisi olarak çalışmak için Rişon Letsiyon şehrine gitti. Bu şehirde de Gan Urfalim adıyla buradan gelenlerin adını yaşatan bir park mevcut.

Sonuç olarak antik medeniyetlerin beşiği olarak bilinen Mezopotamya ve bereketli hilalin kuzeyi olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi tarih boyunca birçok medeniyetin yanı sıra, Yahudi cemaatleri ve kültürüne de kucak açmıştır.

 

Yeruşalayim Urfalim Sinagogu

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün