'Bir Yaşam Senfonisi: İda'nın Penceresinden Kadın Olmak'

Sanat bazen yalnızca bir görüntü değil, bir yaşamın sessizce anlattığı hikâyedir. Sanatçı İda İstiroti, son sergisinde izleyiciyi tam da böyle bir hikâyenin içine davet etti. Central Hospital Sergi Alanı´nda gerçekleşen üçüncü kişisel sergisinde, yan yana dizilmiş rölyef eserleri ile kadın olmanın çok katmanlı dünyasını hatıralar, duygular ve yaşamın iç ritmi üzerinden ele alıyor. İstiroti´nin eserlerinde yalnızca estetik bir anlatı değil, aynı zamanda bir yaşam deneyimi, bir iç yolculuk ve kadın kimliğinin farklı yüzleri yer alıyor. İda İstiroti ile sanat yolculuğunu, ilham kaynaklarını ve ´kadın olmak´ temasını siz Şalom okurları için konuştuk.

Miryam ŞULAM Söyleşi
1 Nisan 2026 Çarşamba

Sanat yolculuğunuz nasıl başladı?

İçimde her zaman sanat aşkı vardı ve bu konuda bir şeyler yapmaya karar verdim. İlk olarak, Yıldız Teknik Üniversitesi’nde iki dönem kara kalem çalıştım. Bu beni daha sonra bir ressamın atölyesinde yağlı boya çalışmalara yöneltti. Öte yandan, bir arkadaşımın vesilesiyle rölyefe gönül verdim ve eş zamanlı olarak Nebahat Akyazı ile birlikte rölyef çalışmaya başladım. 2020’de ilk kişisel yağlı boya sergimi, birkaç yıl önce vefat eden eşimin anısına, bir derneğe bağış kapsamında gerçekleştirdim. 2023 yılında ise, rölyef çalışmalarımdan oluşan ikinci kişisel sergimi, aldığım bir talep üzerine, Uluslararası Kadın Dayanışma Derneği yararına yaptım.

Eserlerinizde sıklıkla yaşamın içsel ritmini ve duygusal katmanlarını görüyoruz. Sizi bu temalara yönlendiren kişisel deneyimler neler oldu?

İflah olmaz bir iyimser olduğumu söyleyebilirim. Yaşamın içsel ritmine kendi içimdeki ritim ve duygularla ulaştım ve sanatıma yansıttım. İnsana sevgi ve güven eserlerimdeki en güçlü kriterler oldu. Hayatımda yaşadığım tatlı ve acı tüm deneyimler, rölyef çalışmalarımda katmanlar olarak kendilerini ifade etti.

‘Bir Yaşam Senfonisi: İda’nın Penceresinden Kadın Olmak’, oldukça şiirsel ve güçlü bir başlık. Bu serginin çıkış noktası neydi?

Kadın olmanın kırılganlığı ile gücünün, gündelik hayatın içindeki hassasiyetin ve zamanın insan ruhunda bıraktığı izlerin eserlerimde bir araya gelerek müthiş bir senfoni meydana getirdiklerini fark ettim. Bu senfoniyi izleyenlerin kendi hayat ritimlerini ve duygularını hissedeceklerini hayal etmek, bu sergime çalışırken çıkış noktamdı diyebilirim.

Kadın olmayı nasıl tanımlarsınız ve bu kimlik sanatınıza nasıl yansıyor? Bu sergide kadın olmanın hangi yönlerini özellikle görünür kılmak istediniz?

Öncelikle, seçtiğim kadın portresindeki yüz ifadesi bana bir şeyler fısıldadığında o kadınla çalışmam da başlar. Benim gözümde bir kadın, kendi ayakları üzerinde durabilen, hayatın her alanında aktif rol alan, hassas, duyarlı, zarif ve en önemlisi de içindeki sevgiyi önce kendine sonra ailesine ve çevresine bulaştırabilendir. Kadın olmak çok yönlülüğü de beraberinde taşır. Eserlerimdeki kadınların farklı yüz ifadeleri ile izleyiciye ayna tuttuğumu düşünüyorum.

Açılış akşamı eserleriniz büyük beğeni topladı. Nasıl yorumlar aldınız?

Öncelikle, eserlerim kendime olan sevgi ve saygının parçaları. Benim gibi sabırsız bir insanın son derece sabır ve dikkat isteyen bu çalışmaları yapmayı başarması bile, kişiliğimde ve sosyal hayatımda beni ileriye taşıyan bir armağan diyebilirim. Sergiye katılan kişilerin tebrik ve yorumları ise beni elbette çok mutlu etti. Pek çok kişiden yeni çalışmalarım hakkında övgüler almak bana yeni bir motivasyon kaynağı oldu.

Sanatın iyileştirici gücüne inanıyor musunuz? Bu serginin bir hastane ortamında gerçekleşmesi sizin için ne ifade ediyor?

Tabii ki. Sanatın iki yönlü iyileştirici gücüne inanıyorum. Hem sanatçıya hem de izleyicisine. Sanatsal çalışmaların hızlı akan yaşamda insanı sakinliğe davet edip dinginleştirdiğini düşünüyorum. Tüm hastanelerin sergi alanları olması gerektiğine inanıyorum. Sanat, herkesi içine çeken ve özellikle hastane gibi ortamlarda izleyicisine moral veren bir alan olmayı vadeder.

Bugüne kadar yaptığınız çalışmalar içinde sizin için çok özel olan bir eser var mı?

Hepsi çok kıymetli ancak birinin bendeki yeri farklıdır. ‘Kuşların Hikâyesi-Simurg’ temalı rölyef çalışmam, yaparken en zorlandığım ve çok emek verdiğim bir eserim. Onlarca kuşu bir arada uçurma hissiyatını vermek hiç kolay olmadıysa da eseri tamamladığımda buna kesinlikle değdi. Simurg kuşunun hikâyesi, bilgeliğe giden yolda aslında kendilerine yaptıkları yolculuk ve sonunda özgürlüğe kavuşmaları beni her zaman çok etkilemiştir.

Bundan sonraki üretimlerinizde keşfetmek istediğiniz yeni temalar var mı? Gelecekte kendinizi nasıl bir noktada görmek istersiniz?

Uzun yıllar yaptığım rölyef ve mozaik çalışmaları beni bugünkü İda’ya getirdi. Gelecekteki İda ise, sanatın yeni dallarına kanat çırpacak ve yenilik arayışında değişik konulara yönelecek. Ancak geleceği geleceğe bırakıp anı yaşamayı tercih edenlerdenim. Bugün sanatımla birilerine - en çok da kadınlara- ilham olabildiysem ne mutlu bana.

İDA İSTROTİ

1951 yılında İstanbul’da doğdu. Üç kardeşin en büyüğü olarak küçük yaştan büyük sorumluluklarla büyüdü. Liseden mezun olduğunda evlenmişti. Hobilerine başlamadan evvel bir kız çocuğu ve genç bir anneanne olarak iki torun büyüttü. Bu esnada, tahta boyama, cam boyama, yağlı boya, mozaik ve rölyef gibi farklı sanat dallarında çalışmalar yaptı. Geçmişte bir dernekte 25 yıl süren kadınlar kolu üyeliği ve kısa bir dönem başkanlık görevini üstlendi. İstroti, günümüzde, üç boyutlu rölyef ve mozaik çalışmalarında, yaşamın içsel ritmini, kadın olmanın çok katmanlı deneyimini ve insan ilişkilerinin duygusal derinliğini ele alan bir sanatçı. Katıldığı karma sergilerin yanı sıra son olarak üçüncü kişisel sergisini açan İda, ‘Bir Yaşam Senfonisi: İda’nın Penceresinden Kadın Olmak’ sergisiyle kadın olmanın farklı boyutlarını sanatın diliyle anlatan güçlü bir seçki sundu.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün