2025'in en iyileriyle nisanda seyir keyfi

Kültür
1 Nisan 2026 Çarşamba

Sunny Dovek / (Vizyon)er Seçkiler 

VİZYONDA

Savaş Üstüne Savaş - One Battle After Another

Oscar gecesine damga vurmuş, Paul Thomas Anderson (PTA) imzalı One Battle After Another, en iyi yönetmen ve en iyi film kategorileri dahil altı dalda ödül alarak, yönetmenine adeta bir kariyer kutlaması hediye etti.

Leonardo DiCaprio'nun ustalıkla canlandırdığı, toplumdan umudunu kesmiş eski devrimci, geçmişten gelen karanlık bir figürle baş etmek ve kızını kurtarmak için emeklilikten sahalara geri dönüyor. Fakat yanılmayın, hiç de sıradan bir intikam hikayesi anlatmıyor PTA.

DiCaprio ve kızı, kontrolleri dışında, adeta kaderin oyununa maruz kalmışçasına, absürt olaylar örgüsünün akıntısına kapılıp gidiyorlar.

Film ilerledikçe karakterlerin motif ve dünyaları genişliyor, senaryo beklenmedik iniş çıkışlar eşliğinde, izleyiciyi süratle artan bir anksiyete altında bırakıyor.

Senelerdir takip ettiğim, favorilerimden PTA, eski nüans ve kalitesine erişmemesine rağmen, sürükleyici ve çarpıcı bir yapıt daha ekliyor külliyatına.

Sean Penn nefret edilesi mükemmellikte, kazandığı ödüllerin tamamen hakkını veren, PTA filmlerine özgü büyük bir performans sergiliyor.

Kısa yardımcı rollerine rağmen, ekranda oldukları her sahnede hafızalarda kalan performanslarıyla öne çıkan Teyana Taylor ve Benicio Del Toro ikilisi ise kadroyu tamamlıyor.

Aksiyon dolu son çeyreğinin hızını ve heyecanını yavaşça kaybeden film, aynı zamanda mesajından es veren bir sonla tamamlanınca, kusursuz olmanın ucundan dönüyor.

PTA imzalı en zayıf prodüksiyonlardan biri olsa da One Battle After Another, vizyondan ayrılmadan önce kesinlikle büyük ekranda izlenmesi gereken bir film.

***

DİJİTAL PLATFORMDA

No Other Choice - MUBI

Güney Kore yapımı No Other Choice, senenin en akıcı ve en çok iz bırakan filmi.

Oldboy ve The Handmaiden'la ses getiren provokatif yönetmen Park Chan-wook, kariyerinde el attığı en sade senaryodan, zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız, aile ve sınıf ilişkilerini inceleyen psikolojik gerilim türünde bir şaheser yaratıyor.

Squid Game dizisinden tanıdık sima Lee Byung-Hun, 25 sene boyunca menajerlik yaptığı kağıt şirketinden kovulduğunda, orta yaşam lüksünün en üst seviyesini yaşayan ailesinden hiç bir konfor esirgemek istemez.

İki adımlık alternatif bir yol çözümler: Var olmayan bir kağıt şirketi yarat ve kendinden daha başarılı, herkesi yok et.

İnsanların işlerine tutkuyla bağlanıp, toplumdaki rollerinin nasıl kapitalist dünyayla iç içe olduğunu anlatan film, hayat standardını korumak için sıradan insanın neler yapabileceğini anlatıyor.

"Başka yolu yok" adeta bir slogana dönüşüyor, karakterlerin özgürlük ve seçimleri olmayan bir düzende tekrarlayıp durdukları bir yardım çığlığına.

İlk kareden sona, kendimi yavaşça yükselen, tedirgin bir gürültü içinde sırıtırken buldum.

Ana karakterin başarısız şiddet anlayışı, çaresizlik karşısındaki azmi hem muazzam bir kurgu hem de tüyler ürperten bir incelikle işlenmiş.

Filmin gerçekçi yaklaşımı ve absürt kara komediyi dengelemesi, rollerinde ve toplumda sıkışmış insanları hem temsil edip hem eleştirmesi çok boyutlu bir yapıt çıkarmış ortaya.

Oscar ödüllü ‘Parasite’ filminin ele aldığı temaların adeta mükemmeliyet bulmuş hali.

Yenilikçi senaryo ve dinamik çekimleriyle, son senelerde Kore sineması Amerikan film piyasasından iki gömlek önde olduğunu hatırlatmaya devam ediyor.

İçtenlikle belirtmek isterim, No Other Choice gerçekten de senenin en iyi filmi.

***

ARŞİVDEN

Bugonia — 2025

Kore ve Hollywood sinemasının son senelerdeki iş birliğine şahit olmak, orijinalinin gittikçe azaldığı, kuyusu kazılmaya yüz tutmuş uluslararası sinema piyasasına yeni bir umut doğuruyor.

Amerikan bir romandan esinlenen No Other Choice ile ilginç bir tesadüfle, Bugonia bir Güney Kore senaryosundan uyarlama.

Geçtiğimiz kasımda vizyona giren Bugonia, ödül sezonundaki adaylıklarına rağmen, ciddi bir haksızlıkla neredeyse her alanda boş geçti.

Ters giden bir tedavi sonucu annelerinin komaya girmesiyle beraber, Teddy ve saf kardeşi, yöntemi uygulayan şirketin bir uzaylı tarafından yönetildiğine inanmaya başlar. Çözümü, şirketin CEO rolündeki kadını kaçırıp istedikleri cevabı alana kadar onu mental ve fiziksel bir hapse tıkmakta bulurlar.

Kısıtlı alan dramasının özgürlüğünden yararlanan, diyalog ağırlıklı, sıra sıra agresif, her an gergin, kesintisiz bir ritim yakalıyor eser.

Karakterlerine bürünmüş aktörler sanki bir gerilim tiyatrosunun içinde, inkâr edilmez kimyaları konu derinleştikçe artıyor.

Jesse Plemons, ekrandan her sahnede akan bir öfke ve çılgınlıkla, soyutlanmış ve dışlanmış insanların internet tarafından etkilenip nasıl örgütlenebileceğinin modern kanıtı.

CEO rolündeki Emma Stone, neden piyasanın en kendine has ve çok yönlü oyuncularından olduğunu seyircilere yeniden hatırlatmış.

Yunan asıllı, Hollywood'un garip filmlerine kapak atmış yönetmen Yorgos Lanthimos ise özgün sinema evrenine yeni bir sayfa ekliyor.

Film o kadar enfes ilerliyor ki, uzun süredir bir senaryodan ve hayata geçirilmesinden bu kadar keyif almadığımı hatırlattı izlerken.

Hatta son kısmı o kadar etkileyici ki, sinemadan acayip tatmin hissederek ayrıldım.

Gerçekçi, komik ve bir o kadar da kaotik bu üçleme, günümüz sinemasının hız ve derinlik arasındaki dengeyi kurma uğraşının en başarılı örneklerinden.

***

Geçen ayki yazıda, PEK YAKINDA bölümünde önerdiğim, Project Hail Mary filmini yakın zamanda IMAX ekranında izleme ayrıcalığım oldu.

Aldığı astronomik ilginin tamamen hakkını vermese de ekranlarda özlenen eski bilim kurgu boyutunda, eğlenceli ve bir o kadar da duygusal, insancıl ve büyüleyici bir uzay hikayesi.

Dünyadaki vaktini ana karakterini işlemek için ustalıkla kullanan, uzayda ise seyirciye umut dolu bir intergalaktik dostluk sunan film, görsel yapım ve estetik konusunda zirve yapmış.

Notum: ★★★★☆

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün