Cef İzak Haleva: “Tanımayanların bile son görev için gelmesi beni çok etkiledi”

´Hahambaşı Rav İsak Haleva´yı torunları anlatıyor´ dizimize Cef İzak Haleva ile devam ediyoruz. Cef Haleva 24 yaşında, İstanbul´da yaşıyor. Bahçeşehir Üniversitesi Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü mezunu.

Zaman Makinesi
17 Mart 2026 Salı

Liza Cemel & Eli Erdem Demiröz

Çocukluğunuzda ‘Hahambaşı’ değil, yalnızca ‘dede’ olarak hatırladığınız en sıcak anı hangisidir?

Dedem aile içine dışarıdaki kimliğini taşımamak konusunda her zaman çok başarılıydı. Yaz aylarını genellikle birlikte Burgazada’da geçirirdik. Birlikte oturduğumuz sofralar, havuzda- denizde yüzmelerimiz, adadaki aracıyla attığımız turlar unutamayacağım anlar.

Bir de çok gülünç bir anımız var… Yaklaşık 3-4 yaşlarındaydım. Bir bayram sabahı, tefila sırasında dedem her zamanki gibi teva’da oturuyordu. Onu görmenin sevinci ve yaşımın verdiği kuralsızlıkla, “Sakallı dede!” diye çığlık atarak dedemin kucağına koştum. Annemle babam panik içinde beni durdurmaya çalışırken, dedem onları sakinleştirip beni kucağına aldı ve tefila boyunca da kucağında tuttu. Galiba o gün anladım, bu ailede en önemli ve önde gelen, her şeyin üzerinde olan aile sevgisiydi.

Kendisini ilk kez kamuya açık bir törende izlediğinizde içinizden neler geçiyordu?

İsmini büyük bir onurla taşıdığım Dedem benim için her zaman bir örnek, rol model oldu. İnsanların ona bakışları, duydukları sevgi ve saygı beni her zaman çok gururlandırdı.

Dedem hahambaşı olarak göreve başladığında yaşım daha çok küçüktü, yani ben aslında böyle bir hayata doğdum sayılır. O yüzden onu televizyonlarda, gazetelerde veya kamuya açık bir törende izlemek benim için hiçbir zaman sürpriz olmadı açıkçası. Ama bir kez annem ve kuzenlerimle metroda giderken metronun içindeki televizyonda İstanbul’un renklerini tanıtan bir reklam filminde bir anda dedemi görmemle “aaa dede” diye bağırmam bir oldu. Bizim şaşırıp sevinmemiz gayet doğal ama o anda diğer yolcuların merak dolu bakışlarını üzerimize döndüğünü hiç unutamam.

Kendisinin hayat disiplininin sizin günlük alışkanlıklarınıza yansımış bir örneği var mı?

Dedem her zaman çok yoğun bir hayat geçirdi. Ama bu yoğunluğunu ailesine yansıtmamayı her zaman çok iyi dengelemeyi de başarırdı. Bir gün eve canı sıkkın olarak gelse de bunu bize göstermemeyi, bir sorun yokmuş gibi davranıp bizi üzmemek için her zaman elinden geleni yapardı.

2002’de hahambaşı seçilmesi aile içindeki dinamiği nasıl değiştirdi?

2001 senesinde dünyaya geldim; dedem 2002 yılında hahambaşılık görevine seçildiğinde henüz bir yaşında bile değildim. Dolayısıyla kendimi bildim bileli dini ritüellerine bağlı, geleneksel bir ailede yetiştim ve dedemi hep Hahambaşı olarak gördüm. Dolayısıyla aile dinamiğimizde bir değişiklik hiç hissetmedim.

2003 İstanbul sinagog saldırıları sonrasında ailece yaşadığınız en unutulmaz dayanışma anı neydi?

Bu olay yaşandığında da henüz birkaç aylık olduğum için hatırlayamıyorum. Ama annem-babam ve bu patlamalarda ağır bir şekilde yaralanan amcamın o günle ilgili anılarını anlatırken gözlerinden geçen bulutlanmayı hissetmemem mümkün değil.

“Barış ve sevgi” vurgusunu konuşmalarında sık kullandığı biliniyor; bu mesajı aile içinde nasıl pekiştirirdi?

Sanırım sizin dediğinizden de öte, barış ve sevgi vurgusu sanki doğuştan kodlanmıştı bizlere. Aile içinde sıkça, hatta olur olmaz her fırsatta söylenen “Şalom Aleyhem” şarkısı, “Barış seninle olsun” anlamına gelen sözlü bir selamlamadır. Buna karşılık ise “Aleyhem Şalom / Barış seninle de olsun” yanıtı verilir. Oldukça coşkulu bir ezgiye sahip bu şarkı, güçsüz ya da umutsuz hissettiğim anlarda beni hep yükseltmiş, yeniden diri tutmuştur.

Dedenizin en çok üzerinde durduğu mitsva sizce hangisiydi ve neden?

Dedem için en önemli mitsva kesinlikle anne babaya saygıydı. Her zaman sözlerinde iyi bir insan olmanın temelinin buradan geldiğini tekrar tekrar belirtirdi.

Ona göre iyi bir Yahudi ve iyi bir insan olmanın başlıca yönleri nelerdi?

Belirttiğim gibi iyi bir insan olmak için anne babaya saygı mitsvasını her zaman ön planda tutardı. Ayrıca, adil olmak, her daim öğrenmeye ve öğretmeye açık olmak hep bize aşılamak istediği değerlerden bazılarıydı.

Ladino’yu koruma konusunda özel bir hassasiyeti var mıydı? Aile içi sohbetlerde Ladino kullanmanız teşvik edilir miydi?

Ladino onun için her zaman çok önemliydi. Çevresinde bilen herkesle Ladino konuşurdu. Aile içinde de Ladino oldukça kullanılırdı. Biz torunlar, onlar gibi konuşamasak da aradan yakaladığımız kelimelerden ne konuşulduğunu anlamaya çalışırdık.

14 Ocak 2025’teki vefatından sonra toplumun taziye mesajları size ne hissettirdi? Özellikle size dokunan bir anma anı oldu mu?

Çok zordu o mesajları, yazıları okumak. İnsanların ona karşı duyduğu sevgi ve saygıyı bir kez daha somut olarak görmek gurur vericiydi kesinlikle. Beni en çok etkileyen şeylerden biri cenazede gördüğüm ve tanıştığım insanlardı. Yıllarını geçirdiği Burgazada’nın, Şişli’nin esnafının çoğunluğu oradaydı. Konuşma fırsatım olan birkaç kişi kendisini hiç tanımamış, yüz yüze bile görmemişlerdi ama son görevini yapmak için o gün orada hepsi yanımızdaydı. Bize güç verdiler, omuz verdiler, destek verdiler. Bu durum beni çok etkilemişti.

Rav Haleva’nın adını yaşatmak için aile olarak başlattığınız ya da başlatmayı düşündüğünüz projeler var mı?

Kendisi her hafta YouTube üzerinden haftanın peraşasını kendi sözleriyle anlatmayı çok severdi. Biz de ailesi olarak kendisinin bu geleneğini sevenleriyle birlikte devam ettirmek adına bir Instagram ve Facebook sayfası oluşturduk. Her hafta aileden veya sevenlerinden biri haftanın peraşasını kendi sözleriyle elinden geldiği kadar yorumlamaya çalışıyor. Umarım bizim için çok özel ve bir o kadar da duygulu olan bu projeyi kendisi de görüyor hissediyor ve bizlerle gururlanıyordur.

28 Mayıs’ta Rav İsak Haleva’nın yaşamını ve öğretilerini konu alan ‘Sevgi ve Hoşgörüye Adanmış Bir Ömür’ ve ‘Hayata Dair´adlı kitaplarının tanıtımı ve imza günü gerçekleşti. Yazım sürecinde eserlerin yazarı Vivet Pitelon Sparkes ile iletişimde miydiniz? Torunlarının da sahne aldığı etkinlikten biraz bahseder misiniz?

Gerek eğitim öğretim hayatım gerekse sosyal hayatım boyunca birçok kez sahnede olma fırsatı bulmuş biriyim. Ama bu görev bana ve kuzenlerime teklif edildiğinde adeta boğazımda bir yumruk oturduğunu ve sesimin kesildiğini hissettim. Dedem bu kitabın yayınlandığını görebilmeyi çok istiyordu ama maalesef yayınlandığını görmek nasip olmadı. Ama en azından ne mutlu bize ki vefat etmeden kısa bir süre önce kitabın yayınlanmamış bir prototipini kendisine verip okuması imkânı sağlanabildi.

Henüz artık dedemin olmadığı gerçeğini kabullenememişken (aslında belki de hiç kabullenemeyecekken) o gün sahnede olmak...

Bu cümleyi özellikle yarım bırakmak istiyorum tıpkı dedemin yokluğunda yarım kalan her şey gibi…

Kitapların tüm gelirinin, Türkiye Hahambaşılığı bünyesinde oluşturulan Rav İsak Haleva Fonu’na aktarılacağı ve toplumun eğitim ihtiyaçları için kullanılacağı vurgulanmıştı. Bu, onun öğretilerini düşündüğümüzde nasıl bir mesaj veriyor?

Çocuklar onun için her zaman çok ama çok önemliydi. Kendisi ona bir daha dünyaya gelseniz ne meslekle uğraşırdınız sorusuna hiç tereddütsüz bir an bile düşünmeden direkt olarak öğretmenlik cevabını verirdi. Yeni şeyler öğrenmeye her zaman açıktı, karşısındakine birtakım şeyler öğretmekten de çok büyük keyif alırdı. Dolayısıyla onun adını yaşatacak, gelecek nesillere aktaracak bu kitapların gelirinin eğitim dışında bir şeye kullanılması düşünülemezdi bile.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün