98. Oscarların göze çarpan adayları

Bu yıl bir gelenek bozuluyor ve gelecek hafta bayram tatili sebebiyle gazetemiz yayınlanmayacağı için 15 Mart Oscar Törenine adaylar penceresinden bakıyoruz. Timothée Chalamet´nin büyük ses getiren performansından efsanevi yüzücü Alfred Nakache´ın hayatına kadar, bu yılki adaylık listesinde öne çıkan çarpıcı başarı hikayelerini ve kültürel izleri şimdiden mercek altına alıyoruz.

Selin KANDİYOTİ Kültür
11 Mart 2026 Çarşamba

Geçen yılki Oscarlar, Mikey Madison ve Adrien Brody'nin aynı yıl içinde hem ‘En İyi Kadın Oyuncu’ hem de ‘En İyi Erkek Oyuncu’ Akademi Ödüllerini kazanan Yahudi oyuncu çifti olmalarıyla akıllara kazınmıştı. 98. Akademi Ödülleri'nin Yahudi Hollywood tarihi açısından bu kadar kayda değer bir gece olup olmayacağı henüz belli olmasa da bu en azından ihtimaller dahilinde. Timothée Chalamet, ‘Marty Supreme’ ile Kate Hudson ise ‘Song Sung Blue’ filmiyle en önemli iki dalda Oscar’a adaylar.

Chalamet ve ‘Marty Supreme’ başarısı

Timothée Chalamet, ‘Marty Supreme’ filmindeki büyük hayalleri olan masa tenisi dehası Marty Mauser rolüyle adaylık kazandı. Bu, daha önce ‘Call Me By Your Name’ ve ‘A Complete Unknown’ filmlerindeki rolleriyle tanınan 30 yaşındaki aktörün kariyerindeki üçüncü Oscar adaylığı. Marty Supreme ile kazandığı Altın Küre ve Eleştirmenlerin Seçimi ödüllerinin ardından, bu yıl nihayet Oscarlarda zafer kazanıp kazanamayacağını göreceğiz.

‘Marty Supreme’, En İyi Film ve En İyi Erkek Oyuncu dahil olmak üzere toplam dokuz Akademi Ödülü adaylığı kazandı. Film ayrıca baba tarafından Sefarad, anne tarafından Aşkenaz olan Josh Safdie için En İyi Yönetmen adaylığı getirdi. Safdie ve sürekli iş birliği yaptığı Yahudi asıllı yazar Ronald Bronstein birlikte Özgün Senaryo, Kurgu ve En İyi Film dalında aday. ‘Marty Supreme’, birçoğu Yahudi olan Odessa A’zion, Gwyneth Paltrow, Fran Drescher, Sandra Bernhard ve Isaac Mizrahi gibi isimlerden oluşan güçlü yardımcı oyuncu kadrosuyla, bu yıl ilk kez ödül verilecek olan ‘Casting’ (oyuncu seçimi) kategorisinde de aday gösterilerek dikkatleri üzerine çekti. 1950'lerin New York’unda, Lower East Side bölgesinde geçen film, gerçek bir Yahudi masa tenisi şampiyonu olan Marty Reisman'ın hayatından esinleniyor.

Kısa animasyonda Alfred Nakache ve ‘Papillon’

Kısa Animasyon dalında yarışan ‘Papillon’ (Butterfly/Kelebek), ‘Auschwitz’in Yüzücüsü’ olarak bilinen Fransız Yahudi Olimpiyat sporcusu, kelebek stilinde yarışan Alfred Nakache'ın hayatını konu alıyor. 15 dakikalık bu etkileyici film, Nakache’ın 1936 Berlin Olimpiyatları'ndan Auschwitz kampındaki esaretine ve ardından 1948 Londra Olimpiyatları'na uzanan inanılmaz azmini anlatıyor. Cam üzerine yağlı boya tekniği kullanan yönetmen Florence Miailhe, Deadline’a verdiği röportajda, “Irkçılık ve antisemitizmin yeniden yükseldiği bu zorlu dönemde insanların Alfred Nakache’ın hikayesinden etkilenmesini ve bu hikayeyi yeniden keşfetmesini umuyorum” demişti.

Spielberg ve biyografik sinemanın gücü

Usta yönetmen ve yapımcı Steven Spielberg, toplam sekiz adaylık kazanan ‘Hamnet’ filminin yapımcısı olarak En İyi Film kategorisinde adaylar arasında yer alıyor. Bir diğer dikkat çeken biyografik yapım ise ünlü Yahudi söz yazarı Lorenz Hart’ın hayatını konu alan ‘Blue Moon’ oldu. Bu film, başrol oyuncusu Ethan Hawke’a En İyi Erkek Oyuncu adaylığı getirirken, Özgün Senaryo dalında da yarışıyor.

Oscar’ın kadrolusu Diane Warren

 

69 yaşındaki Yahudi şarkı sözü yazarı Diane Warren, 17. kez En İyi Özgün Şarkı dalında adaylık kazanarak kırılması güç bir rekora imza attı; üstelik bu sefer kendi hayatını konu alan ‘Diane Warren: Relentless’ belgeseli için bestelediği ‘Dear Me’ şarkısıyla aday oldu. Müzik kategorisindeki bir diğer önemli aday ise Paul Thomas Anderson’ın 13 dalda aday gösterilen

‘One Battle After Another’ filmi için yaptığı bestelerle İngiliz Yahudi müzisyen Jonny Greenwood oldu. Aynı filmde, Anderson’ın sürekli iş birliği yaptığı İsrail asıllı Amerikalı oyuncu Alana Haim de küçük bir rolle karşımıza çıkıyor. Alana Haim, Haim Sisters adlı müzik grubundaki üç kız kardeşten biri aynı zamanda. Bu filmdeki rolü ile En İyi Yardımcı Erkek ödülüne aday olan Sean Penn baba tarafından Yahudi mirasına sahip.

The Secret Agent’da Yahudi izleri

Brezilya’nın bu yılki Oscar temsilcisi olan ve En İyi Film ile En İyi Uluslararası Film dahil olmak üzere dört dalda adaylık kazanan ‘Secret Agent’, 1977 yılı askeri diktatörlük altındaki Brezilya’da geçen bir casusluk ve paranoya hikayesini konu alıyor. Yapımın Yahudi kültürü açısından en çarpıcı unsuru, usta oyuncu Udo Kier tarafından canlandırılan Hans karakteri. Recife şehrinde yaşayan bir Holokost kurtulanı olan Hans, aksanından dolayı yerel halk ve otorite figürleri tarafından trajikomik bir şekilde "kaçak bir Nazi subayı" sanılmaktadır; oysa ofisinde sakladığı Menora, onun gizlemek zorunda kaldığı gerçek Yahudi kimliğinin ve maruz kaldığı önyargının sessiz bir sembolüdür.

Uluslararası film kategorisinde İsrail-Gazze filmi

Geçen yılın Oscar kazanan ismi Jonathan Glazer, bir Filistinli çocuğun hikayesini anlatan ‘The Voice of Hind Rajab’ filminin yapımcıları arasında yer alarak Uluslararası Film kategorisinde adaylık kazandı. İsrail-Gazze savaşı sırasında Filistinli bir çocuğun ölümünü Filistin Kızılayı'nın bakış açısından anlatan film Tunus tarafından aday gösterildi. Film, ödül sezonu boyunca Filistin yanlısı sinema topluluğundan büyük bir destek dalgası topladı. Holokost draması ‘The Zone of Interest’in arkasındaki İngiliz Yahudi yönetmen Jonathan Glazer geçen yılki Oscar konuşmasında İsrail'in Gazze'deki tutumunu hedef almıştı.

Gecenin adaylarında güçlü çift Bronsteinlar

 

Yahudi sinemacı Mary Bronstein, ‘If I Had Legs I’d Kick You’ filmiyle, sadece Rose Byrne’e En İyi Kadın Oyuncu adaylığı kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda kendisi de En İyi Özgün Senaryo dalında Oscar adaylığına layık görüldü. Mary Bronstein, kendi annelik deneyimlerinden ve kızının uzun süren kronik hastalığıyla mücadelesinden esinlenerek kaleme aldığı bu kara mizah dozlu psikolojik dramada, izleyiciyi klostrofobik bir motel odasındaki bir annenin zihinsel çöküşüne ortak ediyor.

Bu başarıyı daha da görkemli kılan ise Mary’nin eşi Ronald Bronstein'ın bu yılki Oscar yarışında adeta altın vuruş yapmış olması. Ronald, sadece Mary’nin filminin yapımcılığını üstlenmekle kalmadı, aynı zamanda ‘Marty Supreme’ filmiyle En İyi Film, En İyi Özgün Senaryo ve En İyi Kurgu dallarında tam üç farklı kategoride adaylık kazandı. Hem Mary’nin hem de Ronald’ın farklı projelerle Oscar yarışında yer alması, bu sinemacı çifti Hollywood’un en güçlü ve entelektüel ortaklıklarından biri olarak tescilledi.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün