Yurtdışı üniversite başvurusunda görünmeyen eşik

Lise dönemindeki öğrenciler son on yılda gözlerini yurtdışı üniversitelere çevirdi. Bu hazırlık süreci aslında bugüne kadar geldikleri noktayı hayalleriyle biraraya getirip geleceklerini inşa etmekten oluşuyor.

Nur Şaul BARAKAS Ekonomi
4 Şubat 2026 Çarşamba

Yurtdışı üniversite başvurularında sadece yüksek not ortalaması değil aynı zamanda hedefe yönelik yapılan her girişim, sosyal yaşamda atışan her adım çok kıymetli. 

Şubat ayında bazı önkabuller ve mülakat haberleri sevinçle karşılanırken aslında başka heyecanlar başlıyor. Dosya geçmişi anlatırken, mülakat geleceğe dair potansiyeli ölçüyor. Bu nedenle gençler için asıl sınav, belgelerin bittiği yerde başlıyor.

Dosyadan insana geçiş

Ön kabul mektubu, adayın akademik yeterliliğinin onaylandığı anlamına gelir; fakat kurumlar artık yalnızca ‘iyi öğrenci’ değil, öğrenme topluluğuna değer katabilecek bireyler arıyor. Mülakatların temel amacı, kağıt üzerinde görünen profilin arkasındaki motivasyonu anlamak. Adayın neden bu alanı seçtiği, uzun vadede nasıl bir etki üretmek istediği ve zorluklarla nasıl baş ettiği bu aşamada fark yaratıyor. Değerlendirme komiteleri genellikle üç eksene odaklanıyor: motivasyonun tutarlılığı, etik ve toplumsal farkındalık, iş birliği kapasitesi. Bu başlıklar, teknik bilgi kadar karakter özelliklerinin de ölçüldüğü daha bütüncül bir yaklaşımın göstergesi. Artık iyi bir portfolyo ya da yüksek matematik notu tek başına ikna edici değil; adayın öğrenmeye dair merakı ve anlam üretme biçimi belirleyici.

Motivasyonun hikâyesi

Mülakatlarda en sık karşılaşılan soru “Neden bu program?” sorusu. Çoğu genç bu soruya genel ifadelerle yanıt veriyor: uluslararası ortam, kaliteli eğitim, güçlü kariyer olanakları… Oysa jüri, adayın kişisel hikâyesi ile programın içeriği arasında somut bir bağ görmek istiyor. Motivasyonun ikna edici olabilmesi için üç unsur gerekiyor: deneyim, farkındalık ve gelecek tasavvuru.

Örneğin bir mühendislik adayının yalnızca teknolojiye ilgi duyduğunu söylemesi yeterli değil; bu ilginin hangi deneyimlerden beslendiğini, hangi sorunları çözme arzusuna dönüştüğünü anlatması bekleniyor. Mimarlıkta ise estetik beğeni kadar tasarım kararlarının arkasındaki düşünce süreci önem kazanıyor. Business programlarında ise liderlik kavramı, ünvanlardan çok somut etki üzerinden okunuyor: küçük bir ekipte süreç iyileştirmek, bir sosyal projede sorumluluk almak ya da bir krizi yönetmek güçlü göstergeler kabul ediliyor.

Zayıf yönleri anlatma dili

Adayların en çok zorlandığı alanlardan biri, dosyalarındaki boşlukları ya da başarısızlıkları nasıl ifade edecekleri. Oysa güncel mülakat kültürü kusursuzluk değil, öz farkındalık arıyor. Düşük bir not, yanlış seçilmiş bir staj ya da yarım kalmış bir girişim doğru çerçevelendiğinde olgunluk göstergesine dönüşebiliyor. Burada önemli olan hatayı savunmak değil, ondan ne öğrenildiğini göstermek.

Akademik çevrelerde giderek güçlenen bu yaklaşım, öğrenmeyi doğrusal bir başarı grafiği olmaktan çıkarıp deneyim temelli bir gelişim süreci olarak ele alıyor. Adayın kendine eleştirel bakabilmesi, geri bildirimle ilişkisi ve değişime açıklığı, teknik beceriler kadar değerli kabul ediliyor.

Kültürel zeka ve iletişim

Avrupa’daki programların ortak özelliği çok kültürlü sınıf yapıları. Bu nedenle mülakatlarda yalnızca İngilizce yeterliliği değil, kültürel zeka da ölçülüyor. Farklı görüşlerle karşılaşıldığında nasıl bir tutum alındığı, çatışma anlarında hangi iletişim dilinin kullanıldığı, etik ikilemlere nasıl yaklaşıldığı önemli sorular arasında.

Adayın dünyaya bakışı, güncel toplumsal meselelerle kurduğu ilişki ve sorumluluk anlayışı da değerlendirmeye dahil. Sürdürülebilirlik, sosyal etki, dijital dönüşüm gibi başlıklarda ezber cümleler yerine kişisel düşünceler bekleniyor. Bu noktada akademik başarı ile yurttaşlık bilinci arasındaki köprü görünür hale geliyor.

Son Adım

Mülakatın son dakikaları çoğu zaman belirleyici olur. Adayın soracağı sorular, programa ne kadar bilinçle yaklaştığını gösterir. İçeriğe, öğrenme yöntemlerine ya da toplumsal projelere dair nitelikli sorular, karşı tarafa “öğrenmeye hazır birey” mesajı verir. Sessizlik ise ilgisizlik olarak okunabilir.

Gençlerin bu sürece hazırlanırken yalnızca cevap ezberlemeleri değil, kendi hikâyeleri üzerine düşünmeleri gerekiyor. Hangi deneyimler beni ben yaptı? Hangi değerlerle çalışmak istiyorum? Üniversiteden ne bekliyorum? Bu soruların samimi yanıtları, mülakat performansının temelini oluşturuyor.

Sonuç olarak, uzun bir yolun önemli ama ilk adımı. Asıl kapı, adayın kendini ifade etme biçimiyle açılıyor. Üniversiteler artık yalnızca bilgi taşıyıcıları değil, anlam üretecek ortaklar arıyor. Bu nedenle mülakat, bir sorgu değil karşılıklı tanışma zemini olarak görülmeli. Dosyanın anlattığı geçmişe, adayın kurduğu gelecek eklendiğinde gerçek potansiyel ortaya çıkıyor. Ve o potansiyel, çoğu zaman en parlak nottan daha ikna edici olabiliyor.

Bu yolda yürüyen tüm gençlere ve ailelere güzel haberler dileğiyle, 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün