Bir söyleşinin düşündürdükleri…

8 Mayıs 2024 tarihinde İzmir´de, Mavi Kortejo olarak isimlendirilen mekânda, “İzmir´in Yaşayan Hafızası Kortijolar” başlıklı bir söyleşi düzenlendi. Aşağıdaki makale, sözünü ettiğim söyleşi hakkında.

Toplum
15 Mayıs 2024 Çarşamba

Siren Bora

Bugün İzmir'de, somut kültürel/tarihi mirasın öğrenilmesi ve korunması adına son derece ciddi, bilinçli faaliyetler sürdürülüyor. İzmir Valiliği, IZKA, İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Ticaret Odası, üniversiteler, esnaf odaları, meslek odaları, Tarkem ve İzmir Yahudi Cemaati Vakfı çoğunlukla bir arada çalışıyor. Dolayısıyla, İzmir'in somut Yahudi kültürel mirasının korunması da sözünü ettiğim faaliyetlere dahil. Kentin antik dönem tarihini aydınlatan üç arkeolojik kazı alanı, her ne kadar, araştırmaların merkez eksenini oluşturmakta ise de; kanımca, İzmir Yahudi Cemaati'nin Birinci Juderia adlı eski Yahudi mahallesi, en az arkeolojik kazı alanları kadar büyük bir önem arz ediyor. Son 13 yılda, bu mahallenin kimliği belirsiz hemen tüm kurumsal ve toplumsal yapıları tarafımdan saptandı ve mevcut her yapının tarihi öyküsü çıkarıldı. Bir kısmı koruma altına alındı, bir kısmı ise koruma altına alınmayı bekliyor. Mahallenin sınırlarına dahil kurumsal ve toplumsal yapıların tümü tekrar ayağa kaldırıldığı taktirde; sinagogları, hahamhanesi, şaraphanesi, kurtijoları, yahudihaneleri, matsa fırını, Hahambaşı evi, mikveli hamamı, mezarlığı, mezar taşları, Havra sokakları ve çeşmeleriyle, 17, 18 ve 19. yüzyılların izlerini taşıyan özgün bir Yahudi mahallesi, kenti ziyaret edenleri karşılayacak.

Sözünü ettiğim kültürel varlığın emsalsiz değeri, kentin ileri gelen bürokrat, iş insanı, araştırmacı ve akademisyenleri tarafından da kavranmalı. Bunun için, İzmir'in somut Yahudi kültür mirası hakkında araştırma yapmış ve yapacak olan tüm akademisyenlerin, doğru bilgiye ulaşması, öğrenmesi ve kullanması zorunludur. Ancak İzmir’de, kentimize özgü bir sorun mevcut. Sadece İzmirlilere, İzmirli akademisyenlere ve İzmirli araştırmacılara özgü olan bu sorun, kuvvetli bir ‘önyargı’dır. Üstelik sözünü ettiğim önyargı, üniversitede kadrolu çalışan bir akademisyenin, bilimsel çalışma alanında asla hata yapmayacağı ile ilgili ‘genel kanı’ ile beslenmekte ve ciddi olumsuz sonuçlara yol açmakta. 2010’lu yıllara değin, İzmir Yahudilerinin tarihini, somut ve somut olmayan kültürel varlıklarını araştıran akademisyenlerin ilk referans kaynağı, İzmir Yahudi Cemaati mensuplarıydı. Çünkü mahallenin ve kurumsal yapılarının tarihsel ayrıntılarına vakıf oldukları önyargısı mevcuttu. Üstelik cemaat mensuplarının eğitimli, kültürlü, entelektüel ve yardıma her daim açık olması eğilimi güçlendirmişti. Amatör araştırmacıların bu tarz bir önyargıya sahip olması hoş görülebilir. Fakat bir akademisyenin araştırmalarında ve açıklamalarında, sözünü ettiğim önyargının kuvvetli izlerine rastlamak, eleştiriyi ve uyarıyı hak eder.

Bilimsel çalışmalarda, birinci derece kaynak olarak nitelendirilenler, arşiv kayıtlarıdır. Üstelik bu husus, tartışmaya açık değildir. Akademisyenler tarafından yazılan ilgili akademik makaleler ve kitaplar ikinci sırada yer alır. Söz konusu kitap ve makalelerde, referans olarak kullanılan arşiv belgelerinin sayısı ne kadar çok ve ne kadar birbirini tamamlar niteliklere sahipse, o eser o kadar makbuldür. Üçüncü sırada yer alan, okullu olmayan araştırmacıların kitap ve makaleleridir. Avram Galante'nin eserleri bu sırada yer alır. Nitekim bir tarihçi olmayan Galante tarafından ya ciddi hatalar yapılmış ya da toplumsal çekincelerden dolayı, yerel yönetimin baskı ve tacizini kanıtlayan bilgi ve belgeler saklanmıştır[1]. Dolayısıyla, bir bilim insanının asla yapmayacağı eylemlerden biri olan, ‘bilgi saklama ve objektiflikten uzaklaşma’ söz konusudur. Sözel bilgiler ise, sıralamanın en sonunda yer alır. Bugün İzmir sinagogları ve Yahudi toplu konutları üzerinde çalışan hatta bu konuda üniversitede ders veren bir akademisyenin başlıca referans kaynağı olarak gösterdiği sözel bilginin, sübjektif ve hatalı olma olasılığı yüksektir. Üstelik bilginin kapsamı,  söyleşi yapılan kişinin yaşam döngüsüyle sınırlıdır. 

Öte yandan, İzmir Yahudi Cemaati mensuplarının büyük bir bölümü, Manisa, Tire, Urla, Menemen, Akhisar, Aydın, Nazilli, Turgutlu, Ödemiş, Bodrum, Milas, Rodos kökenlidir. Aileleri, 1919-1924 sürecinde İzmir'e gelip yerleşmişlerdir. Bu yüzden, ne hatıralarında ne ellerinde geldikleri tarihin öncesine ait kayıt ve doküman mevcuttur. İzmir Yahudilerinin tarihi, çok dilli bir cemaatin tarihidir. Eğer cemaate ilişkin araştırma yapan akademisyen, dillere vakıf değilse, yardım istemek zorundadır. Ancak günümüz Yahudi cemaati üyelerinin pek azı İbranice bilir. İbranice bilenin mesleği tarih disiplini ile ilişkili değilse, hata yapar. Dolayısıyla, eğer Portugal Sinagogu Avlusunda yer alan, 1801 tarihli İbranice yazıtı okumasını rica ederseniz; yazıttaki ismi, Şemaya Perpinyan Çaves okur. Çünkü, aynı döneme ait Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki Osmanlıca bir belgede adı geçen Şemaya Perpinyan Çavuş’un ve İzmir'deki on Yahudi çavuşun (üst düzey görevli) varlıklarından haberdar değildir. Öte yandan, akademisyen,  Judezmo (Ladino) bir sözcük hakkında yardım isteyecek olursa, o sözcüğe ilişkin ortak bir terminolojiyle karşılaşmaz. Üstelik cemaat üyelerinin büyük bir kısmı, yıllardan beri kullanılmayan ve bazı akademisyenler tarafından jargon ya da ölü dil olarak tanımlanan Ladino’ya da vakıf değildir. Nitekim bu yüzden, yakın zamana dek Forasteros (Yabancılar) Sinagogu’nun adını Foresteros (Orman) olarak yanlış ifade edenlerin sayısı oldukça fazladır. Hatta halâ, hatalı ifadeler mevcuttur. Dolayısıyla, İzmir Yahudi toplu konutlarından biri olan kurtijoların adı da yıllar içinde korunamamıştır. Kurtijo, kortijo ve kortejo üçlemesi, bunlardan sadece biridir. Esasen bir zamanlar, kurtijo sözcüğünün doğru telâffuz edildiği yegâne kentlerden biri olan İzmir için, bu bir ironidir. Doğru terminolojiye hakim sayılı şahsiyetler hariç[2], cemaat üyelerini referans olarak kullanan bir akademisyenin büyük hatalar yapması kaçınılmaz. Öte yandan çok kültürlü İzmir Yahudilerinin dillerini ve kültürünü bilmemek, akademik araştırma yapacaklar için büyük bir eksikliktir. Bu eksikliğin izole edilebilmesini sağlayacak yöntemlerin ilki, dilleri öğrenmektir. Eğer öğrenmek mümkün değilse; baş vurulacak yegâne yöntem, “topluluğun tarihine, kültürüne, dillerine ve bölgeye vakıf akademisyenleri referans olarak kullanmaktır”.  

8 Mayıs Çarşamba günü İzmir’de düzenlenen bir söyleşide, İzmir Yahudilerine ait sosyal konut, sinagog ve dua evleri hakkında değerli bir mimar akademisyen tarafından yapılan son derece önemli hatalar, uzun zamandan beri yazmayı düşündüğüm makalemin hazırlanmasına ve aşağıdaki bilgilerin paylaşılmasına vesile oldu. İzmir’de mevcut Yahudi toplu konutlarını, dört farklı grupta toplamak yerinde olur[3]. Bu tasnif, sadece İzmir Yahudilerine özgüdür. Burada sözünü edeceklerimin ilki Yahudihanedir. İzmir’de 17. yüzyılın ilk çeyreğinde Yahudihanelerin mevcudiyetine ilişkin ilk kayıt, Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde yer alan Kâmil Kepeci Kataloğu Tahvil (Nişan) Kalemi Defterleri’ndedir[4]. İkinci arşiv kaydı ise, Hicri 1070 (1659) tarihli Başbakanlık Osmanlı Arşivi Mukataa Defteri’dir[5]. Bu defterde, Müslüman Türkler tarafından inşa edilen iki Yahudihaneden söz edilir. Yahudihanenin İbranice karşılığı, Dirot’tur (Odalar). Dirot sözcüğü, Tire'de, Girit Adasının güneyinde ve İzmir’de inşa edilen Yahudihaneler için de kullanılmıştır. Başlangıçta, bu konutların bir tren vagonu misali yan yana inşa edilen tek katlı yapılardaki küçük odalardan oluştuğunu söylemek mümkündür. Ladino, Kurtijo (İspanyolca Kortiho), avlu anlamındadır. 1688 depreminden sonra İzmir Yahudi nüfusu hızla Sefarad kimliği kazanmış, nüfusun artışıyla birlikte doğru orantılı olarak adı ve mimari yapısı tamamen İber Yarımadasına özgü kurtijolar inşa edilmeye başlanmıştı. Kurtijonun İbranice karşılığı, Hatser’dir (Avlu). Kurtijoda ana unsur, ortadaki bahçeli avludur. Dolayısıyla “mimari açıdan”, ortada avlusu olmayan Yahudihaneye kurtijo denmesi, mümkün değildir[6].  

İstanbul’da inşa edilen benzer yapılar için kullanılan sözcük, kortijodur[7]. Aradaki farkın sebebi, Fransızcanın İstanbul Yahudi Cemaati üzerindeki kuvvetli nüfuzudur. Tıpkı,  İstanbulluların vapeur’u, vapor telaffuzuyla, İzmirlilerin vapeur’u, vapur telaffuzu arasındaki fark gibi, bu nüfuz, kurtijonun, kortijo olarak telaffuzuna yol açmıştır. Öte yandan, Osmanlıca, İbranice ve Raşi alfabesiyle yazılan Ladino sözcüklerde, U ve O sesleri tek bir harfle, VAV harfiyle ifade edilir. Kurtijo sözcüğünün sağdan sola yazımı sırasında kullanılan ikinci harf (VAV), sözcüğün doğru telaffuzunu bilmeyen bir şahıs tarafından, O sesi ya da U sesi verilerek okunabilir: (Kortijo ya da Kurtijo).  Esasen dünyanın belli başlı üniversitelerinde çalışan uzman akademisyenler tarafından doğruluğu onaylanan tek sözcük de, kurtijodur[8].

İzmir Yahudilerine özgü bir diğer yapı dua evleridir. Ne yazık ki 8 Mayıs tarihli söyleşide, dua evleri oratuvar sözcüğüyle tanımlanmıştır. Latince (ve Fransızca) kökenli bir sözcük olan oratuvar, tamamen Hıristiyan inancına özgü bir ifade olup; Hıristiyan şapeli anlamına gelir. Dolayısıyla İzmir Yahudi Cemaatine ait dua evlerinin, oratuvar sözcüğüyle ‘tescillenmesi’ mümkün değildir. Esasen şu anda,  İkiçeşmelik/Mezarlıkbaşı’nda, tarafımdan tespit edilmiş bir dua evi de yoktur[9]. Akademisyenlere önerim, İkiçeşmelik’te mevcut, tamamen İzmir’e özgü küçük boyutlara sahip sinagogları tespit ve tasnif ederek onlara ilişkin bilimsel bir çalışma yapmalarıdır. Adeta mescidi andıran sinagoglar arasında, Beit Hillel, Aşkamat Beit Haknesset ve Gabay sinagogları vardır.



[1] Galante, Isıs Yayınevi tarafından basılan Fransızca Histoire des Juifs de Turquie adlı 9 ciltlik kitabının Antalya Yahudileri bölümünde,  Antalya cemaatini, İzmir Hahambaşılığına bağlayarak ciddi bir hata yapmıştır. Öte yandan, İzmir Bahribaba Yahudi Mezarlığı’na, Vali Rahmi Apak tarafından yaptırılan baskı ve baskınları saklamayı tercih etmiştir. Örnekler çoğaltılabilir.

[2] Sayın Sara Pardo, Sevgili İzmir beni tanı: Dünden Yarına İzmir Yahudileri adlı kitabında, kurtijo sözcüğünü kullanmaktadır. Ladinonun kullanımının yaygınlaşması için uzun yıllardan beri aktif çalışmalar yürüten Rachel Amado Bortnick de kurtijo sözcüğünü onaylamakta ve kullanmaktadır.

[3].Yahudihane, Kurtijo, Han ve Lazaretto yapıları. Bu tasnif, sadece İzmir Yahudilerinin sosyal ve ekonomik tarihine özgüdür.

[4] Cahit Telci, “XVII. Yüzyılda İzmir’!in İmar ve İnşası”,  Çaka Bey’den Günümüze İzmir, Katip Çelebi Üniversitesi, İzmir 2022, 261-276.  Ayrıca bkz.  BOA. KK. d. 2866, 6.

[5] Telci 2022,  269.   Ayrıca bkz. BOA. MAD. d. 18199.

[6] Siren Bora, “19. Yüzyılda İzmir’de Yahudi Göçmenler ve Göçmen İskânı İçin Bulunan Çözümler: Diasporaya Özgü Yapılar”, Uluslararası İzmir Göç ve Mübadele Sempozyumu 27-28 Nisan 2017 Bildiri Kitabı, İBB. APİKAM Yayını, Ankara 2018, 261-294.

[7] Bana zaman ayırarak bilgi verme nezaketinde bulunan Sayın Karen Gershon Sharhon’a müteşekkirim. 

[8] Bkz.Margalit Matityahu, Kurtijo Kemado, Tel Aviv 1988. Kitabın editörü, Haim Vidal Sephiha’dır.   https://collections.ushmm.org/search/catalog/bib231172. Ayrıca bkz. Agnieszka August-Zarebska and Zuzanna Bulat Silva. "Recalling the Past: The Linguistic and Cultural Images of Kurtijo, Sephardic Courtyard." Anthropological Journal of European Cultures, vol. 25, no. 1, spring 2016, pp. 96+. Gale Academic OneFile, link.gale.com/apps/doc/A53599 u=anon~c71b81b2&sid=bookma AONE&xid=22eef2f6. Bu makalede, tekrar canlandırmak için büyük çaba gösterilen Yahudi-İspanyolcasındaki (Ladino, Judezmo veya Sefaradi) kurtijo, kavramı araştırılmaktadır. Kurtijo sözcüğünü kullanan başlıca akademisyenler, Esther Benbassa, Aron Rodrigue, David Bunis, Eliezer Papo, Haim Vidal Sephiha, Matilda Koen- Sarano, Raphael Patai, Tamar Alexander-Pfizer, Reeva S. Simon, ‎Michael M. Laskier, ‎Sara Reguer, Margalit Bejarano, ‎Edna Aizenberg,

[9] Sayın akademisyenin iddia ettiğinin aksine, Beit Hillel, bir dua evi değil; sinagogdur. Ayrıntılı bilgi için bkz.  Siren Bora, “İzmir Beit Hillel Sinagogu’nun Tefila Defteri ve Mustafa Kemal Paşa’ya Hanoten Teşua Duası”, Cihannüma, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Yay, Cilt 3/1 Temmuz 2017, 45-69.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün