DEPREMZEDE

Bahar AKPINAR Perspektif
22 Şubat 2023 Çarşamba

Sadece iki dakikada on kentimizin insanı tek bir kelimeyle anılmaya başlandı: Depremzede. Yaşantıları, eğitimleri, sosyal statüleri, yaşları, hayalleri birbirinden farklı binlerce insan hayatlarından koparılarak tek bir kelimeye sığışıverdi. Bu kelimenin içinde adını bilmediğimiz bebekler, kim olduğunu unutan yaşlılar, öğretmenler, öğrenciler, evlere temizliğe giden emekçi kadınlar, iş yeri yağmalanan tüccarlar, doktorlar, avukatlar, işçiler, işsizler, mühendisler var.

Bu kelimenin içinde o gece uykuya yatarken ay sonunu nasıl getireceğinin sıkıntısını çekenler, sınavlara hazırlanma derdine düşüp uykusu kaçanlar, birkaç hafta sonra bebeğini kucağına alıp ana baba olacaklar, torun bekleyenler, bahara sevdikleriyle evlenip yeni bir hayata geçecekleri günü iple çekenler, heyecandan veya dertten gözüne uyku girmeyenler var.

Binlerce insan masum gece uykularından, alışık oldukları hayatlarına bir daha geri dönmemecesine uyandılar. Kimileri uyanmadı. O güne kadar kendilerini adları, soyadları ile tanıtan insanlar kendilerine hasbelkader bir mikrofon uzatıldığında, yardım istemek için bir yere iki satır mesaj yazacak olduklarında isimlerinden önce “Ben bir depremzedeyim” diye söze başlar oldu.

Depremzede sadece bir sıfat değil, aynı zamanda yeni bir kimlik. 6 Şubat sabahından beri binlercemiz, alışık olduğu yaşamı geride bırakıp eline yeni bir kimlik kartı tutuşturulmuş insanlar olarak yaşamlarına devam etme gayreti içinde çırpınadursun, bir yandan da depremzedeler aşağı, depremzedeler yukarı diye anılıp duruyorlar. Bir tanım yapılması elbet elzem. Ancak bunun hemencecik dile oturuvermesi, söylenip geçilmesi, bir etiket halini almasında beni rahatsız eden bir şeyler var. Depremzede kelimesi bir durum tanımı olmasının yanı sıra, kategorik bir işaret, bir etiket aynı zamanda. İşte burada etiketlemeden kaynaklanan sinsi bir mesafe oluşuyor. Beni rahatsız eden şey bu mesafe.

Amerikalı psikolog Dr. David Rosenhan “Bir insanı etiketlendirdiğinizde, o insan ne yaparsa yapsın üzerine yapıştırılan etiketten kurtulamaz” diyerek yaftalamanın tehlikesine işaret eder. Ona göre toplum, birçok ortak değerden, deneyimden süzülerek gelen, kendi belirlediği ve kendiliğinden oluşan normalin uzağına düşenleri kategorize edip yaftalamak konusunda doğal bir reflekse sahiptir. Bu eğilim, insanlar arasındaki temas yüzeylerinin artmasından çok azalmasına, tarafların ayrışmasına, birbirine belli bir mesafede konumlanıp kopmalarına neden olduğunu söyler.

Yaftalamanın, depremzede deyip geçmenin işte böyle bir tehlikesi var. Bizler belki de hayatlarımızda bugüne kadar hiç olmadığı kadar birbirimize sahip çıkıp destek olarak aramızdaki temas yüzeylerini sürekli ama sürekli arttırmalıyız. Acıyı görüp, vah vah ederek üzülerek bakıp köşemize çekilmek yerine, pek çok gönüllünün işini gücünü bırakıp hemen koşması gibi “Buradayım gel yamacıma” diyebilmeli, iyiliği ve şefkati büyütmeliyiz. Bu birlikte yürümek zorunda olduğumuz uzun, çok uzun bir yol. Pandemiden beri yaşadığımız türlü sıkıntı sorun içinde azalmış, bıkkın ve yorgun olduğumuz bir zamanda akla hayale sığmayan bir acıya düşmüşken bir de kelimelerin bile bizi ayırmasına izin veremeyiz.

Bizler aynı vatanı paylaştığımız kardeşlerimizin yaşadıkları bu felaketin, bu acının, içine düştükleri haksızlıkların tanıklarıyız. Bu derdin ortağı, bu haksızlığın hesap soranlarıyız. “Kader planı böyleymiş” denilerek başa geleni sessizce kabullenmeleri beklenenleri kaderlerine terk edemeyecek olanlarız.

Pek çok insandan artık değiştiklerini, bir daha asla eskisi gibi olamayacaklarını duyuyorum. Doğru. Toplumsal bir acı, bir travma yaşayan insanlar kendilerini yeniden inşa etmek, hiçbir şey yapamıyorlarsa bile içlerinde yeni bir parantez açıp bu günleri kaydetmek zorunda. Yaşananlar hem kişisel hem de toplumsal hafızamıza kazıldı. Silinmesi, unutulması imkansız. Artık bambaşka bir gerçeklik içinde, bambaşka bir hayattayız.

Depremin bu ülke için ne kadar gerçek olduğunu, hepimizin her an kendini bir depremzede olarak bulmasının ne denli yüksek bir ihtimal olduğunun farkındayız. Birbirimize ait, birbirimize emanetiz. Bugüne kadar hiç gitmemiş olsak bile, artık Adıyamanlı, Kahramanmaraşlı, Antakyalıyız. Bir doğal afet bizleri ayırdı, bir de kelimelerin bunu yapmasına izin vermeyelim. Kimseyi depremzede diyerek ötekileştirmeyelim. Herkes kimlik kartının bir yerine küçük harflerle de olsa eklesin ve hiç unutmasın.

Depremzede bir kelime değil, bizim sarılıp kucaklaştığımız, yasımızı paylaştığımız, birbirimize güç vererek insan olmanın onurunu temize çektiğimiz bir gönül odası. Bu öyle bir oda ki, kimi zaman Nemrut Dağı tepesinde, kimi zaman Asi Nehri kenarında, Maraş’ın, Adana’nın, Antakya’nın bilmediğimiz mahallelerinde. Uzakta falan değil, kalplerimizin tam ortasında. Hadi herkes doluşsun bu odaya. Yeniden başlıyoruz.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün