15 Mayıs 2021 Cumartesi 22:40
Zen Poliklinik 1 nolu alan
Zen Poliklinik 1 nolu alan

Kapitalizmi kurtarmak

İvo MOLİNAS Köşe Yazısı Sesli Dinle
14 Nisan 2021 Çarşamba

19. yüzyıl ünlü Fransız yazarı Honoré de Balzac, dönemin sınıfsal farklılığın uçurumunu resimleyen yeni gerçekçilik akımının ilk eserlerinden olan Goriot Baba’yı yazar. Roman kabaca, para, güç ve iktidar uğruna erdemlerinden vazgeçen insanları anlatır.

Romanın ünlü karakteri ve bir anlamda o dönem edebiyatının yeni Mefisto’sunu simgeleyen (Goethe’nin ünlü eseri Dr. Faust’taki, insanların mutluluğunu, ruhlarını kendisine satmakla sağlayan Şeytan) ve kazanmak için her yolun mubah olduğunu düşünen Vautrin, karşılaştığı idealist bir hukuk öğrencisi, amacı çalışarak toplumda yükselmek olan Rastignac’a sürekli hayat öğütleri verdiği bir gün şunu söyler, sarkastik bir tonla:

Eğer zengin ve varlıklı olmak istiyorsan, iyi eğitim ve çalışmak yetmez, zengin bir kadınla evlenmelisin.”

Balzac, aslında genelde tüm eserleri boyunca yoksulluk/zenginlik karşıtlığından bir varoluş sorunsalını dile getirmeye çalışacak ve toplumdaki gelir adaletsizliğine karşın insanın nasıl erdemli ve bağımsız bir hayat sürebileceğini sorgularken bu eşitsizlikten kurtulmanın önemine vurgu yapacaktı.

Balzac’tan yaklaşık 200 yıl sonra Fransa’da iyi eğitimli bir ekonomist, 20. yüzyılın son çeyreğinden itibaren başlayan ve bugün tarihinin en yüksek noktasında olan gelir eşitsizliği sorununu, kendisinin ifade ettiği gibi, Vautrin’in o sözlerinden hareketle düşünmeye ve sadece modern çağın değil, tarihin kadim sorunu olan gelir eşitsizliğinin nasıl çözüleceğine dair tüm dünyada ses getiren çözümler getirecekti.

Thomas Piketty, 2013 yılında yazdığı ve Karl Marx’ın meşhur ‘Das Kapital’ eserine gönderme yaparcasına adını koyduğu, ‘21. Yüzyılda Kapital’ eseriyle dünyayı ayağa kaldıracak ve bu eşitsizliği en aza indirmek için bilimsel bir metodoloji kullanarak zenginlerin aleyhine kimi ekonomik önlemler ve kararları içeren önerilerde bulunacaktı.

Fransız ekonomiste göre,  günümüzde de olduğu gibi sermayeden elde edilen gelirin büyüme oranının ülkenin büyüme oranından fazla olması durumunda, varlıklarına varlık katan toplumun çok az bir bölümünde muazzam bir gelir birikimi olurken sermayeye sahip olmayan kitleler giderek yoksullaşacak. Bu ekonomik şartlar ve doğurduğu eşitsizlik 19. yüzyılda böyleydi, 1975’ten sonra günümüze kadar da böyle olmakta. Böylelikle bu tür bir kapitalizm, otomatik olarak, demokratik toplumların temelini oluşturan liyakat değerlerini derinden sarsacak ve sürdürülemez eşitsizlikler üretecek.

Piketty’ye göre zengin olmanın yolu zengin bir eş almaktan geçmiyor tabii ki. İnsanları kuşaklar boyunca zengin veya yoksul bırakacak olan bu gelir eşitsizliğini en aza indirmek için, hedefin zenginden sadece yüksek vergiler almak değil, bir tür servet vergisi uygulamak olduğunu da savlar.

Piketty buna örnek olarak, savaştan sıfırlanarak çıkan Almanya’nın, 7 yıl sonra, 1952 ile 1960 yılları arasında uyguladığı kademeli servet vergisinin hem ülkenin devasa kamu borçlarını karşıladığını, hem de ülkenin gelir adaletsizliğini düzeltecek temel yatırımların yapılmasını mümkün kıldığını söyleyecekti.

Aslında liberal bir ekonomist olan Piketty’nin bu görüşleri ‘yeni Marksizm’ olarak yorumlanacak ve kapitalist sistemin kalın duvarlarına çarpıp geri dönecekti. Lakin dünyanın gelir eşitsizliğinin her geçen gün arttığı ve bunun ekonomik sonuçlarının yanında popülizm, otokratik yönetim ve ırkçılık gibi ciddi sosyal sorunların ortaya çıkması, Piketty’nin dediğini her gün daha fazla düşündürtüyor.

Bugün dünya varlığının yüzde 45’ine dünya nüfusunun sadece yüzde 1’inin sahip olduğunu düşünürsek, pastanın fazla artmadığı ekonomik bir sistemde bu uçurumun daha da artacağını öngörmek pekâlâ da mümkün. Küreselleşme ve servet birikimi zenginlere zenginlik katarken gelir eşitsizliği milyarlarca kişinin hayat şartlarını iyice zorluyor. Bugün önlem alınmazsa Piketty’e göre Marx’ın öngörüsü olan, yığınların isyanları başlayacak.

Piketty, 20. yüzyılda Marx’ın öngörüsünün gerçekleşememesinin nedenini, işçi sendikaların varlığına ve yoksul ve orta kesimlerin büyümeden nispeten pay almalarına bağlıyor.

Thomas Piketty, kaotik bir toplumsal patlamayı önlemenin tek yolunun, kendi deyimiyle, kapitalizmi kapitalistlerin elinden kurtarmak olduğunu ve bunun yegâne çözümünün, büyük şirketlerin yönetimine, kararlara ortak olacak çalışanların da belirli bir oranda katılması ve mülkiyetin vergilendirilmesi -servet vergisi- olduğunu söylüyor.

***

Bu eşitsizliği kendine dert edinen bir başka bir ekonomist var okyanusun ötesinde. 1993-1997 yılları arasında Bill Clinton’ın hükümetinde çalışma bakanı olan ama istediği değişimleri gerçekleştiremeyeceğini anlayınca görevinden istifa edip üniversiteye dönen bir Amerikan Yahudi’si, Prof. Robert Reich.

Reich, 2015’te ‘Kapitalizmi Kurtarmak’ adlı kitabında günümüz kapitalizminin artık halkın çıkarını gözetmekten çok, piramidin en tepesinde gittikçe azalan bir azınlığa hizmet eder hale geldiğini söyleyecek ve giderek halkın refah düzeyi yerine, şirketlerin refahından bahsedilebileceğini savlayacaktı.

Bugün Reich, konferanstan konferansa koşarak, şirketlerin monopolleşerek sahipleriyle birlikte düzenin tek kazananı olduğunu, şirketlerin iflas yoluyla sahiplerinin mal varlıklarını koruduklarını, aksine taksitlerini ödeyemeyen bireylerin mal varlıklarına haciz konulduğunu ve bu durumun sürdürülebilir olmadığını söylüyor.

Servetin siyasi bir güç yaratarak ekonomik kuralların servet sahiplerinin lehine değiştirildiğini, sokaktaki vatandaşın ise artık iyice yoksullaştığını ve daha önemlisi yalnızlaştığını da iddia ediyor.

Reich son iki seçimdir ılımlı Demokratlardan ümidini keserek, sosyal adalete öncelik veren demokratik sosyalizm savunucusu Bernie Sanders’ı desteklemiş ama dileği gerçekleşmeyince, “Susmayın, mücadele etmenin zamanı geldi de geçiyor, derhal örgütlenin ve siyaseten aktif olunuz. Yoksa bu vahşi kapitalizm hepimizi sonunda aç bırakırken, ABD’nin milyarderleri her sene artan oranda miyarlarına yenilerini ekleyecek” şeklinde halkı ‘uyandırmaya’ çalışıyor ve ekliyor: “Bu düzen en sonunda, popülist ve giderek otokratikleşen liderler yaratacak ve sokaktaki çaresiz halk onları tek kurtarıcı olarak görmek zorunda kalacak.”

Tam bir felaket senaryosu…

Reich, halkı seslerini yükseltmeye ve katılımcı olmaya çağırırken, karşıt görüşteki insanları ikna etmeye de çalışmaları gerektiğini söylüyor ama tipik bir şekilde, hayatı olumlayan bir Yahudi olarak, “Sıkıntılarınızın yanında eğlenmeyi de unutmayın,” diyor...

***

Kapitalizmi kurtarmak için vahşi kapitalizme karşı çıkma çağırıları, gelir eşitsizliğinin giderek arttığı günümüzde çok değerli. Bu çağrı, tabii ki Türkiye için de geçerli olmalı.

Pandemi döneminde sokaktaki vatandaşın her gün giderek artan yoksulluk hikâyeleri gelir eşitsizliğinin geldiği noktayı göstermekte.

Balzac’ın kurnaz kahramanı, zengin olmanın formülünü iki yüzyıl önce vermişti. Vautrin, sadece bir noktayı iyi öngörmüş, iyi bir eğitimin ve çalışmanın kişiye zenginlik getirmediğini söylemişti.

Ama bugün en doğru formül; insanca, onurlu ve özgürce yaşamak için gerekli olan sosyal adalet mekanizmasının son sürat hayata geçirilmesinde yatıyor.

Bugün dünyada ve Türkiye’de böyle bir irade görüyor musunuz?

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

DİĞER YAZILAR

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

GZ

TÜNELİN UCU

TÜNELİN UCU

MOZOTROS AİLESİ

MOZOTROS AİLESİ