26 Eylül 2021 Pazar 16:15

WEB´DEN SEÇMELER

•“İsrail ve Yahudiliğin iç içe geçmiş olması nedeniyle, komplocular bundan yararlanarak Yahudileri eleştirme güdüsüyle meseleyi İsrail üzerinden ele alarak muazzam komplo teorilerine, ırkçılık eleştirisi getirilmesinden kaçınarak yaymaya çalışıyorlar. Lakin buraların sosyolojik, siyasi ve kültürel iklimini ve insanlarını iyi tanıyan birinin bunun gizli antisemitizm olduğunu görmemesi mümkün değil. İsrail eleştirisi yapmak tabii ki de meşru ve olması gereken bir refleks. Bunu hem ben hem de yayın yönetmeni olduğum Şalom´da eleştirilecek bir şey görüldüğü zaman yapmaktayız zaten. Lakin İsrail´in sürekli şeytanlaştırılması ve halkının sanki aynı yönde düşünen homojen bir toplum olduğu tümden gelimiyle yapılan toptancı eleştiriler, bana ciddiyetten ve siyaset biliminden uzak olduğunu düşündürtüyor.” İvo Molinas (Röportaj:Gökhan Çonkara) - www.indyturk.com

İzak BARON Diğer 1455 görüntüleme
30 Haziran 2021 Çarşamba

Bu Haftanın “Takılanlar”ı

  • HAMAS’IN SON DÖNEMLERDE ÇOK NİTELİKLİ FÜZELERİ VE ASKERÎ MÜHİMMATI ÜRETMİŞ OLMASI TÜM TARAFLARI DERİNDEN DÜŞÜNDÜRMEKTE VE BU ALT YAPININ ÇÖKERTİLMESİNE YÖNELİK İSTİHBARAT FAALİYETLERİNİN ÖNÜMÜZDEKİ SÜREÇTE HIZ KAZANACAĞI ÖNGÖRÜLMEKTEDİR

Seçimlerden sonra hükümet kurma çabalarıyla boğuşan Binyamin Netanyahu’nun yürüttüğü gerginlik politikalarının başarısız olduğu görülmektedir. Netanyahu yönetiminin bu aşamada ortaya çıkardığı en büyük sonuç ise; İsrail’in artık dokunulabilir, başkent dahil tüm stratejik alanların vurulabilir bir tehdit altında olduğu sonucudur. Ateşkesin sağlanması aşamasında Mısır’ın devreye alınmış olması, bu girişimin ABD ve İsrail merkezli bir plan olduğunu gözler önüne sermektedir. Özellikle, Gazze’ye yönelik tüm yaptırımlarına rağmen Mısır’ın bu süreçte ön plana alınmış olması, bu ülkenin dünü ve bugünü açısından ciddi bir tezat oluşturmaktadır. Mısır iç kamuoyunda yükselen tepkileri bastırmak ve Sisi yönetiminin prestijini ön plana çıkarmak için yürütülen bu gelişmeler, gündeme getirilen Gazze’nin imarı sürecinde planlanacak bazı olaylar için bir ipucu olabilir. Zira yaşanan saldırılarda binlerce yaralı olmasına rağmen sadece 20’ye yakın yaralının Mısır’a getirilerek Sisi yönetimi lehine bir propagandaya dönüştürülmesi ve mecbur kalınan ateşkesin Mısır üzerinden yürütülmüş olması, Biden yönetiminin Mısır üzerinden Gazze ile ilgili bir planın eşiğinde olduğunu göstermektedir. Ayrıca Mısır’ın tüm ekonomik sıkıntılarına rağmen Sisi yönetimi tarafından 500 milyon dolarlık bir yardım paketi sözünün verilmiş olması da konu hakkında soru işaretlerini beraberinde getirmektedir.

Bu gelişmeler önümüzdeki süreçte Biden yönetiminin direkt olmasa da Hamas’la temas halinde olacağı, İsrail’in ise oluşan güvenlik zaaflarını masaya yatıracağı ve Gazze’nin imarı söylemiyle bölgede (uzun) bir müddet sükûnetin yaşanacağı yönünde kanaatleri beraberinde getirmektedir. Nitekim, İsrail Demir Kubbe’nin tazmini için ABD’den 1 milyar dolarlık yardım talebinden bulunmuştur. Ancak her iki tarafın daha ciddi hazırlıklara yöneleceği bu sükûnet döneminden sonra daha kapsamlı bir gerilimin yaşanabileceği günler uzak olsa da bölgede tansiyonun düşmeyeceği bilinmektedir. Hamas’ın son dönemlerde çok nitelikli füzeleri ve askerî mühimmatı üretmiş olması tüm tarafları derinden düşündürmekte ve bu alt yapının çökertilmesine yönelik istihbarat faaliyetlerinin önümüzdeki süreçte hız kazanacağı öngörülmektedir.

Recep Songül

https://ayam.com.tr/analiz/filistin-israil-gerginligi-yeni-dengeler-stratejik-hesaplar/

 

  • NETANYAHU'NUN BİRÇOK AMERİKALININ SİYASİ KÖTÜLÜĞÜN SİMGESİ OLARAK GÖRDÜĞÜ TRUMP'I KUCAKLAMASI, İSRAİL'İN ÖDEMESİ GEREKEN SİYASİ BİR BEDELE SEBEP OLDU

Filistinliler alaycı bir şekilde kendi bakış açılarından İsrail'in başbakanı kim olursa olsun pek bir şeyin değişmeyeceğini, kesinlikle daha iyi yönde bir değişim olmayacağını söylüyor. Anlaşılır olan bu bakış açısı, Netanyahu'nun başbakanlıktan ayrılmasının çok ötesine geçen siyasi durumdaki önemli değişiklikleri görmezden geliyor.

Mesele sadece Netanyahu'nun bireysel olarak siyasi hayatını sürdürmesi değil, geçmişte İsrail'e önemli avantajlar sağlayan “Netanyahuculuğun” bir siyasi formül olarak kaderidir.

Bu noktadaki en önemli değişiklik başkan olarak Netanyahu'ya İran'la nükleer anlaşmanın sonlandırılması ve ABD Büyükelçiliği'nin Kudüs'e taşınması dahil istediği her şeyi veren Trump'ın yerine Biden'ın geçmesi. Biden, İsrail'e verdiği açık desteğe rağmen, Netanyahu döneminin sonunu görmekten büyük memnuniyet duyacak ve gizlice bunun kalıcı olmasını sağlamaya çalışacaktır.

ABD'nin (ve Demokrat Parti'nin) İsrail'e verdiği otomatik desteğin artık bir zamanlar olduğu gibi cepte sayılamayacağına dair işaretler de aynı derecede önemli. Netanyahu'nun birçok Amerikalının siyasi kötülüğün simgesi olarak gördüğü Trump'ı kucaklaması, İsrail'in ödemesi gereken siyasi bir bedele sebep oldu.

“Netanyahuculuğa” bir başka darbe de tamamen veya kısmen İsrail'in kontrolü altında olan 7 milyon Filistinli'nin görmezden gelinebilecek kadar ötekileştirilmediğini ortaya koyan son Gazze “savaşında” kendisini gösterdi.

İsrail'le BAE'nin başını çektiği 4 Arap ülkesi arasındaki ilişkilerde çok reklamı yapılan normalleşmenin pek bir şey ifade etmediği ortaya çıktı.

Aksine, İsrail-Filistin çatışması birden fazla cephede (Doğu Kudüs, Batı Şeria, İsrail ve Gazze) patlak veriyor ve bu salgınlar birbirini besliyor.

Filistinliler zayıf ve otoriter liderlik nedeniyle eli kolu bağlanmış halde fakat Netanyahu'nun, Filistinlilerin yenilmiş bir halk olduğunu ve onlarla uzlaşmaya gerek olmadığını öne süren, 1996'da ilk defa başbakan olduğundan beri kanıtlamaya çalıştığı temel tezinin yanlış olduğu görülüyor.

Tıpkı ABD'de Trump'ın olduğu gibi, Netanyahu da şimdi İsrail siyasetinde garip bir konumu kaplıyor. Sağa hükmediyor fakat sağı bölüyor da.

Dahası, uyandırdığı nefret ve korku tüm siyasi çevrelerdeki düşmanlarından oluşan bir hükümeti bir arada tutan yapıştırıcı oluyor.

Patrick Cockburn

https://www.indyturk.com/node/377521/yazarlar/netanyahunun-d%C3%BC%C5%9F%C3%BC%C5%9F%C3%BCyle-trump%C4%B1n-d%C3%BC%C5%9F%C3%BC%C5%9F%C3%BC-aras%C4%B1nda-benzerlikler-var

 

  • İSRAİL SİYASETİ ÇOKLU, PARÇALI VE ÇATIŞMALI AKTÖRLERİN ARASINDA ROTASINI BULMAYA ÇALIŞIYOR. POST-NETANYAHU DÖNEMİ TAM DA BU DÜZENİN İÇİNDE OLUŞUYOR

Netanyahu, güncel olarak işletmeye çalıştığı siyasal denklemi İsrail’de ve onun küresel jeopolitik düzlemlerinde 12 yıl boyunca devam ettirebildi. Göreli siyasal, ekonomik ve jeopolitik kazançlar elde ettiği hegemonyasının aynı zamanda krizini de yarattı.

İsrail’de üretici sınıfın yönünü farklı siyasal angajmanlara dönmesi içerideki krizi derinleştiriyor. Küresel siyasette ivmelenen anti-popülist siyasetin ABD/Biden merkezli önderliği de jeopolitik krizle yüzleşmesine neden oluyor. Manevra alanı daralan, taktiksel eylemliliği güçleşen Netanyahu’nun karşısına karşı-hegemonyayı kurarak mevzilenen aktörler çıkıyor ve konsolide oluyor.

Netanyahu’nun politik stili ve söyleminde kopuşu temsil eden Değişim Hükümeti karşı-hegemonya stratejisiyle Netanyahu’yu aşmak istiyor: yani Post-Netanyahu dönemini başlatmak. Bu açıdan aktörlerin çeşitli ve çelişkili olması karşı-hegemonyayı kuracak toplumsal sözleşmenin revize edilmesi için şart.

Toplumsal sözleşmeye duyulan ihtiyaç bu sene kendisini hiç olmadığı kadar görünür kıldı. İsrail’in seküler ve Netanyahu karşıtı toplumsal grupları 2011 Toplumsal Adalet Hareketi’nden Başbakanlık Konutu’nun yer aldığı Balfour Eylemleri’ne değin sürekli bir eylemsellik içerisindeydiler. Bu eylemselliğin temel deseni, kendisini Netanyahu’nun temsil ettiği siyasetin karşıtı konumda buldu.

İkincisi, Haredi (aşırı dindar) toplumunun, kamuoyunun genelinden bağımsız olarak yürütmeye çalıştıkları siyasetçiler eliyle güçlenen otonomisinin yan etkilerinin dramatik bir şekilde ortaya çıkması oldu. Nisan ayında bir dinî kutlama sırasında 44 kişinin birbirlerini ezerek öldürmeleri, tarafsız kamusal gücün yoksunluğu durumunda Haredilerin iç dinamiklerinin koordinasyonu sağlayamayacak kadar yetkin ve yeterli olmadığı sonucunu ortaya çıkardı. Meron Dağı Faciası sonrası İsrail Yasama Meclisinde (Knesset) araştırma komisyonu kurulmasına Haredi partilerin karşı çıkması profesyonel siyasetçiler için siyasal itibarın kamusal hizmet ve erdemden ne derece öncelikli olduğunu göstermesi açısından önemliydi. Neticede Haredi toplumunu bir dizi siyasetçinin insafına bırakarak eşit ve adil vatandaşlık rejiminden uzaklaştırmak sonucunu doğuruyordu.

Üçüncü olay ise, Şeyh Cerrah Mahallesi ve Mescid-i Aksa’da İsrail polisinin göstermiş olduğu sert müdahalelerin etkisiyle İsrail’de Arap yerleşim yerlerinde İsrailli Arapların eylemselliğe geçmesi idi.

Bürokratik, toplumsal ve kültürel alanlarda görülen krizin etkisi sekülerleri, Haredileri ve İsrail vatandaşı Arapları yeniden sisteme sokmak gerektiğinin ortaya çıkardı. Çünkü istikrarlı ve öngörülebilir toplumsal düzen için bu önemliydi. Bu nedenle birbirine benzemeyen fakat Netanyahu’nun hegemonyasına da karşıt olan bu gruplar Değişim Hükümeti’nin karşı-hegemonya stratejisinin doğal toplumsal kaynakları oldular.

İsrail siyaseti çoklu, parçalı ve çatışmalı aktörlerin arasında rotasını bulmaya çalışıyor. Post-Netanyahu dönemi tam da bu düzenin içinde oluşuyor.

Gökhan Çınkara

https://fikirturu.com/jeo-strateji/post-netanyahu-donemi-mumkun-mu/

 

  • BİZ YAHUDİLERİN EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ ÇOK SORGULAMALARIDIR. BÖYLECE BİRÇOK FİKRİN BİRLEŞMESİNDEN YENİ BULUŞLAR, YENİ FİKİRLER, YENİ İLERLEMELER OLUR

Fransız Lisesi’nde okurken hem resmi hem de Müslümanların ve Hristiyanların dini bayramlarında okul tatil olurdu. Yahudi bayramlarında ise okul tatil edilmez sadece bizlere izin verilirdi. Bu pozitif ayrımcılık Müslüman ve Hristiyan arkadaşlarımız bizi kıskanmasına neden olurdu. Yahudiliğin avantajını lise yıllarımda bir güzel yaşamıştım ve arkadaşlarıma çok caka satmıştım!.. 

Sevgili Okurlarım,Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Yahudi vatandaş oranı yüzde bir dolaylarındaydı. Hristiyan vatandaşlar ise azınlıklar içinde büyük bir çoğunluğu oluşturuyordu. Onların oranı yüzde 10’a yakındı yanlış hatırlamıyorsam… Bugün böyle bir kültür çeşitliliği Türkiye’yi daha renkli, daha ileri bir ülke yapmaz mıydı? Bu soruya kendi cevabınız her ne ise benim kabulümdür. Elbette ki geçmişi getirmek mümkün değil. Hiç kimseyi yargılamak veya suçlamak da haddime değil ama sadece ortaya bir fikir sunuyorum.

Biz Yahudilerin en önemli özelliği çok sorgulamalarıdır. Böylece birçok fikrin birleşmesinden yeni buluşlar, yeni fikirler, yeni ilerlemeler olur. Felsefe yapmayacaktım, kusura bakmayın, dalıverdim! İşin eğlencesine devam edeyim.  Ben, 2002 yılında kurulan yeni SHP’nin kurucu üyelerinden biriyim. Kuruluş gününde her kurucu gibi kendimi tanıttım. Tanıtırken şöyle dediğimi hatırlıyorum: “Bana kim ve ne olduğumu sormayın. Ben Türk Yahudi’siyim… Yani milliyeti Türk, dini Yahudi olan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Ülkemi en az sizin kadar sevdiğim için elimi taşın altına koyuyorum…” Çay arasında biri yanıma geldi ve “Abi, ne güzel Türkçe konuşuyorsun? Sen Türkiye’ye ne zaman geldin?” diye sordu. Gol pasını aldım ya, kaçar mı? “Kardeş, benim ailem 1492’den beri İstanbullu. Sen ne zaman geldin?” O meraklı arkadaşla zaman içinde çok iyi iki dost olduk.

İSAK NİNO DEBEHAR

https://www.muhalif.com.tr/makale/turkiyede-yahudi-olmanin-dayanilmaz-hafifligi-491

 

  • İSRAİL’İN FİLİSTİN POLİTİKASI ELEŞTİRİLEBİLİR, YANLIŞLARI OLABİLİR. ANCAK BİR DEVLET OLARAK SINIR VE VATANDAŞININ CAN VE MAL GÜVENLİĞİ HUSUSUNDA TAVRI NET. ENDER VAKA OLMASI VE TESPİT EDİLEBİLEN BİR TERÖR BAĞLANTISI OLMAMASI SEBEBİYLE VATANDAŞLARIMIZ BIRAKILMIŞ

İsrail sınır güvenliği konusunda çok hassas, oldukça sert tedbirler uyguluyor. Güvenliği sağlamak için sınırdaki teknolojik ve silah yatırımlarına da bir hayli hız vermişti son yıllarda. Sınırda özellikle Mavi Hat’ta en küçük hareketliliği bir terörist aktivite olarak değerlendiriyor. Ülkeye kaçak giren ya da girmeye çalışan her bireyi de sebebi ne olursa olsun, İsrailli vatandaşının can güvenliğine bir tehdit olarak tanımlıyor. Eğer terörist olduğuna kanaat ederse sonu ölüm, terörist değilse anında geri gönderiliyor.

Conricus’un bir şeyin altını çizdi telefon konuşmamızda. “Biz de her ülke gibi ülkemize kaçak yollarla gelinmesini istemiyoruz. İsrail’e gelmenin de diğer ülkelere olduğu gibi yasal yolları var. Biz tüm kaçakları, uçaklara doldurmayı beklemeden, anında geldikleri sınırdan geri gönderiyoruz. Ülkemize kaçak girmek isteyenlere mesajımız şu: Bu girişim çok tehlikeli.”

İsrail’e kaçak girmenin bir yolu da Ürdün sınırından. Daha önce bir kez bir Türk vatandaşımız buradan kaçak girmeye kalkmış. Sadece iş amaçlı olduğu anlaşılmış ve geri gönderilmiş. Ancak dediğim gibi Lübnan sınırından tek bir girişim dahi yok 6 Haziran’a kadar, en azından son 5 yıl içinde.

İsrail’de en çok Sudanlı kaçaklar var. Ancak sınır denetimi o kadar sıkı ki hepsi geri gönderildi diyor IDF.

“2017’den bugüne Gazze sınırında Hamas’ın açtığı 20 tünel açığa çıkarılıp yok edilmiş. Bugün de bu tünelleri tanımlayacak sistemler kurduk. Yeraltında beton duvarlar ve duvarlar üzerinde sensörler mevcut. Herhangi bir tünel kazma girişimi bu sensörlerle takip edilebiliyor. Türkiye gibi uzun sahillerimiz yok ama deniz yoluyla kaçak girişlere karşı da su altı dedektörleri, sahil güvenlik ekipleri engel oluyor,” diyor Conricus.

İsrail’in Filistin politikası eleştirilebilir, yanlışları olabilir. Ancak bir devlet olarak sınır ve vatandaşının can ve mal güvenliği hususunda tavrı net. Ender vaka olması ve tespit edilebilen bir terör bağlantısı olmaması sebebiyle vatandaşlarımız bırakılmış.

Fakat Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de kurtlar sofrasında milli menfaatlerini korumak için canhıraş mücadele ettiği şu dönemde bizim vatandaşları bu tehlikeli sınır macerasına sevk eden ne olmuş? Ben bunu çok merak ediyorum.

Türk makamlarının bu vatandaşları tespit edip hangi amaçla oraya gittiklerini sorgulamaları gerektiğini düşünüyorum. Zira iklim ve coğrafya bugünlerde pek maceraya müsait değil.

Çetiner Çetin

https://www.haberturk.com/yazarlar/cetiner-cetin/3117307-israil-ile-ikinci-diplomatik-kriz-nasil-onlendi

 

  • TÜRKİYE İSE MAALESEF SON 10 YILDA BU TÜR, 'YAHUDİLER' MERKEZLİ KOMPLO TEORİLERİNDEN NASİBİNİ ALMAKTA. TEK BİR DEĞİŞİM İSE, ESKİDEN AÇIKÇA 'YAHUDİLER' ZİKREDİLİRKEN, İSLAM'IN YAHUDİLİĞİ TANIMASI VE DEĞER VERMESİ HASEBİYLE BU TERMİNOLOJİ YA 'DÖNMELER' YA DA SON YILLARDA OLDUĞU GİBİ 'SİYONİSTLER' OLARAK DÖNÜŞÜME UĞRAMIŞ DURUMDA
  • Ø 6 Eylül 1986 tarihine gelmek istiyorum. Neve Şalom Sinagogu Saldırısı'na yani. Biliyorum çok acı bir hadise. Saldırı ve sonrasında oluşan durum için neler derseniz acaba? Bu saldırı Türk Yahudi Toplumu üzerine nasıl bir tesir yarattı?

“6 Eylül 1986 Neve Şalom Sinagogu katliamı Türk Yahudi Toplumu tarihindeki en önemli, aynı zamanda en acı olaylarının başında gelir.

Kutsal Şabat duası esnasında, tam saat 09.17'de sinagogun içine, ellerini kollarını sallayarak bombalarla ve makineli tüfeklerle giren ve Arapça konuştukları tespit edilen teröristler, ibadet eden 26 müminden tam 22'sini acımasızca katletmiş, katliamdan az sayıda (4 kişi) Yahudi vatandaşı da şans eseri kurtulmuştu.

2 kişi oldukları iddia edilen teröristler, polis tutanaklarına göre bombayla intihar edecekler, lakin olayın arkasında hangi örgütün olduğu hiçbir zaman anlaşılamayacaktı. Sinagogdaki duvar saati 09.17'ye çakılı kalacaktı.

Ben 26 yaşındaydım, şoka girmiş ve acı olaylarda bir şeyler yapmak dürtüsü ile hemen arkadaşlarla bölgeye gitmiş, içerden tek tek çıkarılan tabutları gördüğümde vahşetin boyutunu ancak anlamış olacaktım.

İnsanın, zihnen ve ruhen en sakin ve Tanrı ile en yakın olduğu bir anında bomba ve makineli ile, ne olduğunu bile anlayamadan hayata veda etmesini insanın aklı alamıyordu ama gerçek o tabutların yarattığı feci tabloda yatıyordu.

Türk Yahudi Toplumu şoka girecek, öncesi olmayan böyle bir felaketten nasıl sağlıklı çıkılacağının düşünceleri içinde toplumun geleceğini dert edeceklerdi. Dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın ve neredeyse tüm siyasilerin melun saldırıyı şiddetle kınaması bir nebze teselli olacak; ama katliam toplumun hafızasında büyük bir travma olarak yerini alacaktı.

Bu saldırıya bile 'Siyonist oyunu' diyenlerin de eksik olmadığı günlerde toplum yaralarını sarmaya çalışacak ve tipik bir Diaspora Yahudi bireyi ve toplumu olarak, bu topraklardan gidilmesi gerektiğini düşünenler azımsanmayacak kadar çok olacaktı.

Bu menfur hadiseden dolayı Yahudi Toplumu Yönetimi, Türkiye'de bulunan tüm sinagogların girişlerine uluslararası standartlarda güvenlik ekipmanları konulmasını ve giriş kontrollerinin çok sıkı hale getirilmesini karara bağlayacaktı. Özellikle 2003'teki yeni sinagog baskınlarından sonra ise Türkiye'deki sinagoglara girişler dünya sinagoglarına göre, çift çelik kapılardan geçiş dahil olmak üzere çok daha zor ve sıkı kontrollü olacaktı.

Bir ibadet evine girişin bu kadar meşakkatli olmasının ise kimi zamanlarda Türkiye'de kimileri tarafından eleştirilmesi ise sanırım ya bilgisizlikten ya da empati yoksunluğundan ileri gelmiş olması gerekirdi.

Bugün tüm sinagoglar çok güçlü bir güvenlik altyapısıyla hizmet vermeye devam etmekteler. Bunlara yapılan harcamaların bizim gibi yoksullaşmaya yüz tutmuş bir toplumun üzerinde büyük bir maddi yük oluşturduğunu söylemenin beyhude olmayacağını da belirmek isterim…”

  • Ø 1990'larda komplo teorilerine sıkça gündeme gelen bir konu var: Dönmeler. Türk Yahudi Toplumu içerisinde bu konu nasıl ele alınıyordu veya sizin tanıklıklarınız nasıldı bu konuyla alakalı?

“Türkiye tüm dünyada moda olduğu üzere tam bir komplo teorileri üretim merkezi haline gelmiş durumda. Açıklanması zor olan veya gerek bilgisizlikten gerekse de meselenin karmaşıklığından, nedenleri açıklanamayan meselelerin çözümünü insanlar inandıkları görüşler yönünde aydınlığa çıkarmak istiyorlar. Ve bu komplo teorilerinde tarihte başka ülkelerde de olduğu gibi, genelde başrolde Yahudiler olmakta.

Türkiye ise maalesef son 10 yılda bu tür, 'Yahudiler' merkezli komplo teorilerinden nasibini almakta. Tek bir değişim ise, eskiden açıkça 'Yahudiler' zikredilirken, İslam'ın Yahudiliği tanıması ve değer vermesi hasebiyle bu terminoloji ya 'dönmeler' ya da son yıllarda olduğu gibi 'Siyonistler' olarak dönüşüme uğramış durumda.

Bir de İsrail ve Yahudiliğin iç içe geçmiş olması nedeniyle, komplocular bundan yararlanarak Yahudileri eleştirme güdüsüyle meseleyi İsrail üzerinden ele alarak muazzam komplo teorilerine, ırkçılık eleştirisi getirilmesinden kaçınarak yaymaya çalışıyorlar.

Lakin buraların sosyolojik, siyasi ve kültürel iklimini ve insanlarını iyi tanıyan birinin bunun gizli antisemitizm olduğunu görmemesi mümkün değil.

İsrail eleştirisi yapmak tabii ki de meşru ve olması gereken bir refleks. Bunu hem ben hem de yayın yönetmeni olduğum Şalom'da eleştirilecek bir şey görüldüğü zaman yapmaktayız zaten. Lakin İsrail'in sürekli şeytanlaştırılması ve halkının sanki aynı yönde düşünen homojen bir toplum olduğu tümden gelimiyle yapılan toptancı eleştiriler, bana ciddiyetten ve siyaset biliminden uzak olduğunu düşündürtüyor.

Dönmeler konusuna gelirsek, onların belirli odaklar tarafında 'kripto Yahudi' olarak nitelendirilmesi kötü niyet taşıyor. Bu nedenle sürekli kimliklerini saklamak ihtiyacını duyan bir mikro toplumdan bahsediyoruz. Müslümanlaşan veya ladini olanların bile bu tür hedef gösterilmekten kaçınmak için gizliliklerini korumaya devam etmesi hüzün verici olsa gerek.

Dönmelerin başlangıç noktası olan Sabetay Sevi hadisesinin, 17'nci yüzyılda kültürel ve maddi donanımlarını zaten kaybetmekte olan Osmanlı Yahudi Toplumu'nu iyice içine kapattırmasının sosyolojik ve kültürel sonuçlarını belki bugün de hissediyoruzdur.

'Neden bu topraklar entelektüel Yahudi çıkaramamıştır' sorusunun cevabını sürekli arayan biri olarak, bu hadise sonrası toplum içinde oluşan korkunun ve beraberinde getirdiği derin içe kapanmanın bunun ana nedeni olup olmadığını düşünürüm hep.

Büyük bir travmatik olay olarak toplumun o dönem ortak hafızasına giren Sabetay Sevi'nin mesih olma iddiası ve sonra hayatına karşılık iddiadan vazgeçerek Müslüman olması hadisesinin bu topraklarda çok önemli akisleri olmuş. Sürekli bir düşman arayan kimi odaklar, parmaklarını en kolay hedef olan 'Dönme'lere çevirmiştir.

Benim tanıdığım tek 'Dönme' arkadaşım kimi yerde Yahudiliği benden daha iyi bilmesine rağmen bunu hiçbir zaman ortaya çıkarmamış ve arafta olan son kuşağa ait olduğunu ve yeni kuşakların bu meseleden azade bir şekilde hayatlarını kuracaklarını ve sürdüreceklerini iddia etmişti.

Yine de 'kripto Yahudilik' nitelemesinin bu coğrafyada uzun süre hayatta kalacağına inanıyorum. Zira post-truth/hakikat-sonrası dönemini idrak ettiğimiz zamanımızın ruhunda, meselelere bakış açısındaki inandığına inanmak perspektifi, kişinin hayat görüşünün oluşmasında en önemli rolü oynamakta maalesef.

Bu nedenle dün, tüm kötülüklerin altında ya Yahudi ya dönmeler ya da Siyonistlerin olduğuna dair temelden yoksun ön kabul, bir dönem daha devam edecektir bu topraklarda.”

İvo Molinas (Gökhan Çınkara röportajı)

https://www.indyturk.com/node/379171/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/t%C3%BCrkiyeli-yahudilerle-konu%C5%9Fmak-9-%C5%9Falom-gazetesi-genel-yay%C4%B1n-y%C3%B6netmeni

 

  • TÜRKİYE İLE İSRAİL ARASINDA HEP SÖYLENEN TİCARİ İLİŞKİLERİN HER ŞEYE RAĞMEN MÜKEMMEL ŞEKİLDE YÜRÜDÜĞÜ KONUSUNDAKİ İDDİAYI İSE RAKAMLAR YALANLAMAKTADIR. İKİ ÜLKE ARASI TİCARETTE ÖZELLİKLE NİSAN 2021’DEN İTİBAREN DRAMATİK BİR DÜŞÜŞ GÖZLÜYORUZ

Haaretz Gazetesi’nde Hamas’ın finansman ağıyla ilgili bir araştırma yayınlandı. Burada örgütün finansör ülkeleri arasında Türkiye’nin de adı anılıyor ve İsrailli politikacıların gözünde Türkiye Hamas’ın “ağabeyi” gibi görülüyor. Bu durum Türk hükümetinin Hamas üzerinden İsrail’de elini güçlendirmeye çalıştığı şeklinde yorumlanıyor. Ancak ABD ile değişen ilişkiler sebebiyle Erdoğan’ın Hamas’la ilişkilerini yeniden gözden geçirebileceği de konuşuluyor. İsrail Türkiye ilişkileri konusundaki RAND Raporu’nda gerek Netanyahu hükümetinin gerekse bürokratların Erdoğan’a olumsuz baktıkları ve o gitmedikçe hiçbir şekilde Türkiye ile ilişkileri normalleştirmeye niyetleri olmadığı ileri sürülüyordu. Ancak yeni koalisyonun ne yapacağını tahmin etmek için henüz erken.

Türkiye Gazze konusunda birçok somut adım atmış durumda. Özellikle bölgede sürdürdüğü inşaat projeleri çok öne çıkıyor. İsrail basınında en son bir stadyum projesinden bahsediliyordu. Bunun dışında siyasal İslam geleneğinden gelen vakıfların Gazze’de etkinlikleri biliniyor. Bu çerçevede bakıldığında “Filistin davası” siyaseti bugünden yarına değişebilecek gibi gözükmüyor. Ayrıca Türk muhalefeti de İsrail karşıtlığı konusunda hükümetle yarışır bir tutum içinde. Bu durumda İsrail’le Türkiye ilişkilerinin olumlu yönde gelişmesi en azından şimdilik pek mümkün değil.

Öte yandan, Türkiye ile İsrail arasında hep söylenen ticari ilişkilerin her şeye rağmen mükemmel şekilde yürüdüğü konusundaki iddiayı ise rakamlar yalanlamaktadır. İki ülke arası ticarette özellikle Nisan 2021’den itibaren dramatik bir düşüş gözlüyoruz. Elbette bunun böyle olması işlerin düzelmeyeceği anlamına gelmiyor. Salgın yönetimi konusunda dünyadaki genel başarısızlık ve bölgede yaşanan siyasal krizler ve çalkantılar İsrail ve Türkiye yönetimlerini doğal olarak zorluyor. Ancak Erdoğan hükümetinin Türk halkının kan uyuşmazlığı yaşadığı Avrasyacı dünyaya bel bağlamak yerine, yeniden Batı eksenine yönelmesi ve bu eksende kalmak konusunda kararlı olması durumunda İsrail’le daha istikrarlı ilişkiler kurabilmesi mümkün.

Deniz Ertuğ

https://www.politikyol.com/yeni-israil-hukumetinin-gundeminde-turkiye-var-mi/

 

Takılan tweetler

  • Elder of Ziyon@elderofziyon

Medyanın İsrail'i nasıl ele aldığı açıklandı.

https://twitter.com/emmet77739968/status/1405295872527720451?s=27

  • Zinde Kültür@zindekultur

500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi'ni ziyaret etmek Türkiye'deki Musevilerin tarih ve inançları hakkında epey bilgi edinmenizi sağlıyor.

"500. Yıl" ifadesi vakfın 1992'de yani Yahudilerin 1492'de İspanya'dan Osmanlı'ya göçünün 500. yılında kurulmasından kaynaklı.

(...) Yahudilerin çocukları öldürüp kanını içtiği iddiasındaki kan iftirası Avrupa'da Yahudi katliamlarına sebep oluyordu. Tokat Yahudileri bu iddia ile karşılaşıncs Kanuni "bu cemaat bana vergi ödediğinden ssldırıya ya da haksızlığa uğramalarını istemiyorum" diye bir ferman yayınlar

Makedon komitacılarla girdiği çatışmada yaralanan bir askeri tedavi ederken septisemiye yakalanıp ölen Doktor Jak Nesim Paşa için Osmanlı hükümetinin emriyle Selanik'te bir anıt mezar yapılır. Bu anıt mezar Yunanistan'ı işgal eden Naziler tarafından yıkılır.

https://twitter.com/zindekultur/status/1409276380551041025

  • Eretz Israel@EretzIsrael

#Pride2021

https://twitter.com/eretzisrael/status/1408440376734715912?s=27

  • Michael Dickson@michaeldickson

Orta Doğu barışı #TourDeFrance

https://twitter.com/michaeldickson/status/1409092594945122305

  • Alper Sarıbaş@saribas_alper

İsrail mutfağında, Türk Yahudilerinin izlerine dair örnekler. Bu arada bizim börek (kimilerine göre böörek), Sefarad lehçesinde 'burekas' olmuş. Caciki kadar tatlı bir değişim...

https://twitter.com/saribas_alper/status/1408865282513424393

 

Ağa Takılanlar Öneriyor

  • İzmirli Dario’yla tanışın – Sayım Çınar

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sayim-cinar/izmirli-darioyla-tanisin-41837481

  • Düğün şarkıcısıyla aynı odada kalan meçhul beyefendi kimdi – Ertuğrul Özkök

 

DAVID Arugete 3 Nisan 1921 Pazar günü, Aydın’da Musevi bir anne babanın ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi.

Çoğu sanatçı gibi mesleğe adım attığı yıllarda kendine bir sahne adı seçecek, kulağına hoş gelen “Dario Moreno” isminde karar kılacaktı.

Her ne kadar Aydın doğumlu olsa da Dario her zaman İzmirli olduğunu söylemiştir. Sadece büyüdüğü yer olarak değil, kültür olarak da İzmirlidir.

Dario’nun dünyaya gelmesinden kısa zaman önce ailesi Aydın’a yerleşmiş, Dario da Aydın’da doğmuştu. Ancak aile Aydın’da çok az kalmış. Dario iki yaşındayken İzmir’e yerleşmişlerdi. Buna rağmen, Dario ne zaman Aydın’ın adını duyacak olsa boncuk boncuk yeşil gözleri dolar, hüzünlenirdi. Aydın’ın türkülerini de en az İzmir’in türküleri kadar sahiplenirdi.

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ertugrul-ozkok/dugun-sarkicisiyla-ayni-odada-kalan-mechul-beyefendi-kimdi-41840758

  • Almanya, Yahudiler’in ülkedeki 1700 yıllık geçmişini hatırlıyor – Emir Korkmaz

https://kronos34.news/tr/almanya-yahudilerin-ulkedeki-1700-yillik-yasamini-hatirliyor/

  • New York’un İlk Dönemlerinde Musevi Bir Aile

http://www.khanacademy.org.tr/video.asp?ID=13080

  • Türkiye Spor Tarihinde Yahudi Sporcular – Metin Delevi

https://www.youtube.com/watch?v=I6xYoWvhOCg

  • MOSSAD'ın kitabını yazan isim Odatv'ye konuştu – Rafael Sadi

https://odatv4.com/mossadin-kitabini-yazan-isim-odatvye-konustu-23062136.html

  • İsrail'de Yeni Hükümetin Şansı Var Mı? – Remzi Çetin

https://www.youtube.com/watch?v=yph05CW5RCk

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Şalom TV GZ

MOZOTROS AİLESİ - İrvin Mandel

MOZOTROS AİLESİ - İrvin Mandel

TÜNELİN UCU - İzel Rozental

TÜNELİN UCU - İzel Rozental