İyi bir konuşmacı iseniz sıklıkla bunu nasıl başardığınıza dair sorularla karşılaşırsınız. Bu kadar düzgün konuşmayı nasıl başarıyorsun ile başlayan cümleler sıklıkla sorulara dönüşür. Sonra da nasıl konuşma yapabilirim sorusu gündeme oturur. Bununla ilgili olarak sayfaları karıştırırken Rabi Joey Haber tarafından önerilen üç tavsiye gözüme çarpınca bunları bu yazıda paylaşmayı istedim.
Konuşmacıysanız hele de her hafta konuşma yapıyorsanız çoğunlukla insanlar konuşmanızın ne olduğunu umursamaz. Kendinize güzel gelen bir öykü veya güzel bulduğunuz ‘divre Tora’ başkaları tarafından da mutlaka beğenilmek zorunda değildir, zaten anında ‘bula bula bunu mu buldun’ ifadeleri sıklıkla kullanılır. O zaman bize güzel gelen bir konuşma hazırlamak yerine toplum açısından iyi ve anlamlı bulunabilecek şeyler söylemek daha uygundur. Önemli olan dinleyenlerin ruhuna, kalbine hitap edebilmektir.
Konuşmacı öncelikle kendisine, sonra da hitap ettiği topluluğa karşı saygılı olmalıdır. Saygı duyulmayan bir topluluğa konuşmak zaman içinde konuşmacıyı zora sokar, dinleyenleri de sıkar. Konuşulan kişilere saygı duyduğumuzu ifade eden her kelime dinleyenlerin hoşuna gider. Dinleyenlere tepeden baktığımızı, küçümsediğimizi hissettirmek söylediklerimizin dinlenmemesine neden olur. Konuşmacı kendi ile ilgili hoş olmayan öyküleri de paylaşabilmeli yanlışlarını anlatmaktan çekinmemelidir. Her eleştiri için savunma konumuna geçmek anlamsızdır.
Bu üç tavsiyenin ortak bir noktası dinleyicilere onların üstünde değil, yanlarında olduğumuzu hissettirmek, onlarla farklı bir yerden konuşmak yerine onlarla aynı konumda olduğumuzu gösterebilmek. İşte peraşamızdaki ‘hesed’ içeren davranışlarda temel olarak ye alması gereken ilkeler bu üç öneride hayat bulmaktadır.
Peraşamızın hemen girişinde yer alan Avraam’ın Tanrı ile sohbetini kesmesine neden olan ‘üç melek’ ziyareti böylesine bir ‘hesed’ teması içerir. Pasuk “veu omed aleem tahat aets vayohelu” demekte onlar yemek yerken Avraam’ın orada ayakta beklediğini öğretmektedir.
Amacımız ‘hesed’ yapmak ise bu kritik öneme sahip davranışa dikkat etmek gerekir. Avraam onlara sadece yemek vermez. Yemeği önlerine koyup yeniden işine dönmez. Yanlarında durur, saygı gösterir, dikkatini onlara verir. Onlara gerçekten değer verdiğini, onlar için önemli olduklarını açıkça belirtir.
Gemara Masehet Bava Batra 9/B’de ihtiyaçlı birine para verenin altı kutsama ile taltif edileceği belirtilir. Gemara devamında ihtiyaçlı birine nazikçe konuşan, ona cesaret ve duygusal destek veren birinin ise on bir kutsama ile bereketlendirileceğini yazar. İhtiyaçlı bir insanın elbette paraya gereksinimi vardır ancak paradan daha çok ihtiyaç duyduğu saygı, ilgi, birinin onları gerçekten önemsediğini ve önemli bulduğunu hissetmektir. Çoğu hasta, tam da bu nedenle, alanında en iyi olan bir doktordan ziyade, hastaya karşı iyi tavırları olan doktorları tercih eder. Sadece iyi tıbbi bakıma değil, aynı zamanda onlarla gerçekten ilgilenen, sıkıntı sırasında onlara duygusal destek ve rahatlık sağlayabilen birine ihtiyaç duyarlar.
Moşe Rabenu’ya, Moşe adı verilmiştir; zira Firavun’un kızı onu nehirde bir sepet içinde bulduğunda sudan çıkarmıştır. Pasuk ‘çünkü onu sudan çıkardım’ ifadesini kullanır. Rav Samson Raphael Hirsch, görünürde Moşe’nin adının bu açıklamaya göre aslında ‘Maşuy’ olması gerektiğini yazar. Zira bu kelime ‘çıkarılmış, sudan alınmış’ anlamına gelir. Buna karşılık kendisine verilen isim olan Moşe ‘çıkarılmış’ değil, ‘çıkaran, kurtaran’ anlamındadır.
Rav Hirsch’e göre bu fark anlam yüklüdür. Moşe, kendi yaşamı ‘ḥesed’ yani sevgi dolu iyilik ve lütuf eylemi sayesinde kurtarıldığı için, yaşamını bütünüyle başkalarını ‘çıkarmaya’, yani onları kurtarmaya ve onlara yardım etmeye adamıştır. Bu bağlamda, Moşe’nin adı yalnızca onun kurtuluşunun bir hatırlatıcısı değil, aynı zamanda onun etik misyonunun, insanları tehlikeden kurtarma ve onlara hizmet etme görevinin sembolüdür.
Bu sadece Moşe Rabenu için değil, hepimiz için geçerlidir. Hesed’den faydalanmayan hiç kimse yoktur. Burada olmamızın tek sebebi, bize bakan insanlar olması ve sahip olduğumuz iyi talihin büyük bir kısmının, bugün bile insanların bize gösterdiği nezaket sayesinde olmasıdır. Ailemiz, arkadaşlarımız, topluluğumuz, toplumumuz başta olmak üzere birçok insana sayısız şey borçlu olduğumuz bir sır değildir.
Bunu anladığımız zaman ‘hesed’ yapmak için nelerin gerekli olduğunu görebiliriz. Karşımızdakinden kendimizi üstün görmeyerek egomuzu bir kenara bırakarak yola çıkmak iyi bir başlangıç olabilir. İnsanların ‘hesed’ yapmasına bağımlı olabileceğimizi aklımızdan çıkarmazsak bizim ‘hesed’ yapmamıza ihtiyaç duyan insanlara saygı duyabiliriz. Hepimizin aynı gemide olduğumuzu, birbirimize ihtiyacımız olduğumuzu ve bu yüzden birbirimize yardım etmemiz gerektiğini fark ederiz. O zaman diğer insanlarla bulundukları yerde buluşabilir, onlara eşit davranabilir, onlara çok ihtiyaç duydukları saygınlık ve öz değer duygularını verebiliriz.
Avraam yalnızca cömertliği nedeniyle değil, aynı zamanda misafirlerine eşit davrandığı, onların bulunduğu yere kibirlenmeden ve kendilerini onlardan daha önemli hissetmeden geldiği için hesed'in mükemmel bir örneğidir. Hepimizin izlemesi gereken ‘hesed’ örneği budur.