Yeniden Düşünmek

Dalia MAYA Köşe Yazısı Sesli Dinle
21 Ekim 2026 Çarşamba

Bazı kurumlar toplantı salonlarında, imza ve kaşeyle kurulur. Liber ise bir annenin hatırasıyla, bir ev sofrasında doğdu.

2018'in sonlarıydı. Yasemin Hanım, annesi İnci Pirinççioğlu’nun anısına bir kitap yazmıştı ve annesini, KAGİDER’den tanıdığı 15-20 kadın dostuyla birlikte anmak istemişti. O buluşma bir başlangıç oldu: Kadınlar bir okuma grubu kurmaya karar verdi. Önce bir mekân arandı, sonunda buluşmalar Yasemin Hanım’ın evine taşındı. Formül basitti: Herkes bir şey getiriyor, önce seçilen kitap tartışılıyor, sonra aynı sofrada yeniliyordu. Pandemi gelip kapılar kapandığında sofra ekrana taşındı ve grup yüzlerce okura ulaşan bir çevrim içi okuma topluluğuna dönüştü. Bugün 30 kurucusu olan Liber Kültür Sanat Derneği okumaların yanı sıra kültür-sanat gezileri de düzenliyor ama asıl derdi gençler. Geçtiğimiz günlerde ikincisini düzenledikleri Liberist zirvesinde de ‘askıda bilet’ uygulamasıyla gençlerin önüne yeni bir bakış açısı koymaya çalışıyor.

Bilim, sanat, felsefe, edebiyat, kamusal alan, kültürel miras panellerine alanlarında değerli isimlerin konuşmacı olarak katıldığı LİBERİST26'nın teması ‘yeniden düşünmek’ti. Zirve konuşmacılarından Hüsamettin Koçan bunu en yalın haliyle tanımladı: “Bildiklerimizi silmek değil, onlara yeni bir gözle bakmak. Herkesin ötekini kendine benzetmeye çalıştığı bir kamusal alanda asıl meselenin birey olduğunu, üretmeden birey olunamayacağını, risksiz bir dünyanın keyfi de olmadığını” söyledi. Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nden Prof. Dr. Veysi Erkan Özcan, yapay zekâ kaygısına, “insanın kendisi olmayan şeyleri bünyesine katmayı öğrenmiş bir organizma olduğunu” hatırlatarak karşılık verdi. Edebiyat oturumunda ise romanın bireyin iç dünyasını hâlâ en derinden açan tür olduğu konuşuldu.

Zirvenin açılış konuşmasını Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Bali yaptı ama bence onun konuşması günün asıl son sözünü içeriyordu. ‘Bugünden Geleceğe İz Bırakmak’ başlıklı konuşmasında Bali, eşitsizliğin yalnızca gelirde değil ama dünyayı okuma ve anlamlandırma imkânlarında da ortaya çıktığını söyledi. İki çocuk arasındaki mesafenin bazen kilometrelerle değil, birinin karşılaştığı ama diğerinin hiç karşılaşamayacağı imkânlarla ölçüldüğünü hatırlattı. Konuşmanın akılda kalan bir cümlesi de şuydu: “Büyümek biraz da dünyanın tamamlanmış olduğuna ikna edilme hikâyesidir.” Ona göre kültür, sanat ve bilim insana henüz çocukken dünyanın değiştirilebilir olduğunu gösterecek ihtimaller çıkaran alanlardır. İnsana “başka türlü de olabilir” deme kudreti verir.

Bu konuşmayı ilk dinlediğimde içim ısındı.

Öte yandan geçtiğimiz cumartesi akşamı Fransa’nın Paris dahil pek çok şehrinden gelen görüntülerden sonra ise ürperdim. Eylül sonunda haklı taleplerle başlayan öğrenci eylemleri, yakıp yıkan, yağmalayan bir öfkeye dönüşmüştü. O öfkenin açığa çıktığı toplumsal cinnet içindeki insanlar da dünyanın tamamlanmadığına, değişebileceğine inanıyordu. O halde sorun inançta mı, yöntemde mi?

Bali’nin buna bir cevabı vardı. Bütün kuralları reddeden romantik bir çocukluktan söz etmediğini, insanın sınır öğrenen, birlikte yaşamayı öğrenen bir varlık olduğunu özellikle vurgulamıştı. Ama kaygım tam da burada başlıyor: “Dünya değiştirilebilir” demek ile “o halde yıkalım” demek arasındaki çizgiyi kim, nasıl çizecek? Kuralları öğretirken dünyanın değişebilirliğini unutturmamak güzel bir hedef. Peki değişebilirliği öğretirken kuralların, kurumların ve başkasının emeğinin değerini unutturmamayı nasıl başaracağız?

Belki cevabın bir kısmı Liber’in kendi hikâyesinde saklı: bir ev sofrası, bir kitap, bir gence uzatılan bilet. Değişim yakarak değil kapı açarak, yıkarak değil kurarak gelir.

Bali de konuşmasını bu kaygıyı umuda çeviren bir hatırlatmayla bitirdi: “Gelecek henüz yazılmadı. Bu, kaygı verici olduğu kadar olağanüstü heyecan verici bir müjde. Demek ki hâlâ değiştirebileceğimiz şeyler, sorabileceğimiz yeni sorular, bakabileceğimiz başka ufuklar ve kurabileceğimiz daha adil, daha güzel dünyalar var. O halde geleceğe bırakacağımız miras donmuş bir cevap değil, ucu açık ve sarsıcı bir soru olmalı.”

Liber Kültür Sanat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ferah Türel de zirvenin anlamını aynı yerde görüyor: “Bizim için LİBERİST’in değeri, bir gün boyunca konuşulanlarla sınırlı değil. Asıl amacımız, sahnede ortaya çıkan fikirlerin salonun dışına taşması, yeni sorulara dönüşmesi ve düşünmeye devam etmemize vesile olması.”

Ben de zirveden salonun dışına taşıdığım sorularla bitireyim. Açığa çıkan bu öfkeyi yıkıma değil de yaratıcılığa ve üretime nasıl çevireceğiz? Dünyanın tamamlanmadığını öğretirken var olanın kıymetini nasıl koruyacağız? Sanatı gencin ayağına götürmek yeter mi yoksa onun kendi sesini bulacağı alanları da açmak mı gerekir? Ve Bali’nin sorusu: “Henüz tamamlanmamış bu dünyada, bizden yüz yıl sonra yaşayacak insanlar dünyayı bizden daha özgür, daha yaratıcı, daha merhametli ve daha verimli düşünebilsin diye bugün neyi yeniden düşünmeliyiz?”

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün