Gün geçmiyor ki, ülkemizde turizm adına tuhaf bir karara imza atılmasın. 18 Nisan tarihinden itibaren İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin aldığı kararla Yerebatan Sarnıcı ziyareti Türk misafirler için 1 TL olarak sembolik bir ücrete indirildi. Bu karar, sarnıcın mülkiyetinin Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne devredilmesi ve İBB'ye tahliye bildirimi yapılmasına bir tepki olarak başlatıldı. İBB yetkilileri, restorasyonun halkın parasıyla yapıldığını belirterek tüm vatandaşların bu mirası görmesini hedeflediklerini açıkladı.
Sade bir okumayla bunun doğru bir karar olduğunu düşünebilir, hatta sarnıcı işte şimdi tam da zamanında halka açtıkları vesilesiyle ilgilileri tebrik edebilirsiniz. Hatta kararın alındığı cumartesi günü sarnıcı 20 bin kişi gezdiği için alkışlayabiliriz. Yabancı bir misafirin akşam saatlerinde gezmek için 3000 TL ödediği sarnıç girişine 1 TL ödemiş olmak, bize “Oh be! Nihayet bizim de ayrıcalığımız oldu” bile dedirttirebilir. Peki ya, bu durum göründüğü gibi midir?
Şu anda yaşanan bir duruma tepki olarak sarnıca kapasitenin üzerinde insanı doldurmak, yapılan onca değerli restorasyonu değersizleştirmekten başka bir amaca hizmet etmez. Bu tıpkı, bayram dönemi şehir hatlarını ücretsiz yapıp, Prens Adalarımıza plansız bir şekilde herkesin hakkı diyerek kitleleri doldurup değersizleştirmek gibidir.
Neden siyasetten bağımsız, dünyanın en değerli şehirlerinden biri güzelim İstanbul’umuzun kıymetini bilemeyiz?
300 milyonu aşkın Ortodoks Hristiyan’ın yönetim merkezi, adeta İstanbul’daki Vatikan Fener Rum Patrikhanesi’nin etrafına bir bakın. Birkaç nitelikli kafe dışında etraf dönerci, yapma çiçeklerle süslü tuhaf turistik mekanlardan geçilmemekte.
Ağustos ayında faaliyetlerine son veren ve yaklaşık dokuz aydır kapalı olan Balat Or Ahayim Hastanesi’nin tarihi binası Haliç’e hüzünle bakıyor. Yanındaki nargile kafe gittikçe büyümüş ve yerleşmiş. Balat sinagoglarının yakınında Bizans yapıları kömür ambarları olarak kullanılıyor. Osmanlı yapılarımız son dönemde ciddi bir emekle restore edilirken, bu şehrin kimliğinin ayrılmaz parçası diğer inanç gruplarının tarihi yapılarına neden değer veremiyoruz?
Şu sıralar İspanya, Başbakan Pedro Sanchez ile İsrail’e yüksek sesle tepki verirken, öte yandan İspanya turizmde Sefarad projeleri ile Musevilere bizim derdimiz sizinle değil, İsrail hükümetiyle mesajını vermeye gayret ediyor.
500 yılı aşkın süre evvel Kemal Reis’in kadırgaları ile Sefaradları büyük tehlikelerle engizisyondan kurtaran biz Osmanlı’nın mirasçısı Türk milleti bunu neden yeterince tanıtamıyoruz? Elma ile armudu ayırmak bu kadar mı zor? Turizm Bakanlığımız, yerel yönetimlerimiz neden bu farklılığın bilincinde yepyeni projelerle bu eşsiz şehrin sembollerini tekrardan sürece dahil edemiyor?
Sorular arttırabilir. Yeter ki, hiçbir siyasi nedenle bu kadim şehrin zenginliklerine gölge düşürmeyelim. İstanbul’umuzu sahiplenip, koruyup, yaşatabilmek dileğiyle!