Şemini peraşası yedi günlük ‘miluim’ süreci sonunda Aaron ve oğullarının ‘Kohen’ olarak ilk görevlerini yaptıkları sekizinci günü konu edinir. Tanrı bu özel gün için birkaç özel kurban sunulmasını emreder. Bu korbanlardan biri Aaron tarafından getirilmesi gereken ‘suç’ korbanı olarak seçilen bir buzağıdır. Bu sunuyu anlamak kolaydır. Çünkü Aaron’un ‘het aegel / altın buzağı’ günahındaki rolü nedeniyle bu korbanın ‘buzağ’ olarak seçilmesi anlamlıdır. ‘Kapara’ dediğimiz kefaret bu yolla gerçekleşmiştir.
Elbette konu bu olunca Aaron’un altın buzağı olayındaki rolü yeniden gündeme gelmektedir. Açıkça, Aaron asla bir puta tapmayacak veya başkalarını bir puta tapmaya teşvik etmeyecek bir tsadik olarak bilinir. Bu olaydaki niyetinin temiz olduğuna dair hiçbir şüphe yoktur. Bazı açıklamalara göre, Aaron insanların bir put yapma konusunda ısrarcı olduğunu görür ve bu nedenle vakit kazanmayı amaçlar. Planı Moşe’nin Sina Dağından döneceği esasına dayanmaktadır ancak bu planı işe yaramaz. Olay bütün iyi niyete rağmen ciddi bir ‘Hilul Aşem’ ile sonuçlanır. Toplum Aaron tarafından yapılan altın buzağıya tapar. Bu nedenle, niyetleri saf olmasına rağmen, bunu yapma biçiminden sorumludur ve bu da iyi olmayan sonuçlar doğurmuştur.
Olayın bizlere verdiği ders iyi niyetlerin yeterli olmadığıdır. İyi bir şey yapmayı istersek eğer bunu yaparken aklımızı kullanmak ve sonuçlarını düşünmek önemlidir.
Hepimiz insanların dedikodu veya ‘laşon ara’ konuşmaya başladığı bir Şabat masasında veya sosyal etkinlikte bulunma deneyimini yaşamışızdır ve orada, haklı olarak, bu hatalı davranışta hiçbir rol almak istemeyen birileri olabilir. Bazen, kişi sadece sessiz kalır ve konuşmalara katılmaz. Ancak bazen kişi, insanları küçümseyerek eleştirerek daha az akıllı bir yaklaşım seçer ve onlara, ‘başkaları hakkında neden laşon ara yapıyorsunuz, ben yapmam’ şeklinde eleştiri yöneltebilir. Niyetleri saftır, ancak bunu tamamen yanlış şekilde yapmıştır ve masadakileri kırmıştır. Bu davranış şekli hem kırıcı hem de faydasızdır.
Bazen gençlerimiz biraz daha Tora’ya yakın bir yol seçmeye karar verebilirler. Sözgelimi Kaşer kurallarına göre yaşamak onlar için iyi bir başlangıçtır. Önceleri onlara bu konuda söz söyleyen yok gibidir. Ancak buna bazı Şabat kurallarına uymak da eklenince yakın akrabalar, aile fertleri, arkadaşlar veya çevredekiler hemen ‘sözde onu düşünerek’ onu incitecek söylemlerde bulunmaya başlarlar.
“Rabi mi olmaya karar verdin?” “Bu zamanda bu nasıl bir anlayış ve yaşam tarzı.” “Sen neden hayatını yaşamıyorsun?” “Bu çocuk nasıl hayatta zevk alacak?” “Oturup okuyarak geçimini sağlamak kolay mı sanıyorsun?” “Senin kesin beynini yıkadılar.”
Bu sözler bu yolu tercih eden birçok kişinin karşı karşıya kaldığı eleştiri dolu yaklaşımlardır. Bu yaklaşımlar bazen o kişinin caymasına bile neden olmuştur. Bu gibi sözlerin kişiye hiçbir yararı olmadığı gibi söyleyenin de elde edeceği hiçbir şey yoktur.
Doğrudur bazı durumlarda, endişe meşrudur. Aile üyelerinin, belki de hazırlıklı olmadıkları köklü değişiklikler yapan veya farkında olmadıkları şekillerde geleceklerini etkileyecek kararlar alan genç bir kişi konusunda endişe duymaları anlaşılabilir. Niyetler çok saf olabilir ancak bu yorumlar çok yıkıcıdır. Çok sayıda genç istedikleri manevi gelişime en büyük engelin aile üyeleri ve bu konuda yapılacak yorumlardan onların çekinceleri olduğunu söylerler.
Bir şey hakkında meşru bir şekilde endişeleniyorsak ve bir yorum yapmanın yerinde olduğunu düşünüyorsak, bunu doğru şekilde yapmalıyız. Niyetlerimizin samimi olması, bunu istediğimiz gibi söyleyebileceğimiz anlamına gelmez. Endişemizin meşru olması, söylediğimiz veya yaptığımız her şeyi meşru kılmaz. Aaron Akohen bile doğru şeyi yaptığı için kefaret ödemiştir. Çünkü yapılanlar yanlıştır.
Aklımızı kullanarak sadece doğru olmayı değil, doğru şeyi doğru şekilde yapmayı seçelim. Sözlerimiz ve düşüncelerimiz çoğu zaman değerli ve gereklidir. Ancak bunları yalnızca doğru şekilde, saygıyla, sevgiyle, sıcaklıkla dostlukla söylediğimizden ve gerçek ilgimizi gösterdiğimizden emin olursak gerekli etkiyi yapacaktır.