Kara Delik Evreni'nde bir dansöz

Selin KANDİYOTİ Köşe Yazısı
4 Mart 2026 Çarşamba

Geçen hafta yaptığım bir seyahat bana çok da sevdiğim bir konu olan paralel evrenleri düşündürttü. Normalde her sene eşimle geçirdiğim 14 Şubat’ta, kendimi annemin arkadaşlarıyla, elimde kırmızı bir gül, Marakeş’teki bir eğlence mekanında, göbek atmayı kelime anlamıyla yaşayarak oryantal yapan bir dansözü seyrederken buldum. Bu gecenin haricinde ise tatilim adeta geleceğimin bir fragmanı gibiydi. Kendime iyi bakıp, sporumu ihmal etmezsem grubumuzun her bir ferdi gibi pekala beni de, hayat dolu bir ikinci bahar bekliyordu ve ben de arkadaşlarımla kızıma 2050’nin 14 Şubat gecesi Fas’ta bir paralel evren deneyimi yaşatabilirdim.

Paralel evrenler, bizim evrenimizden ayrı olarak var olan ve farklı olasılıkların yaşandığı diğer dünyalar bütünüdür. Yani evrenlerin birinde ben İstanbul’da kocamla, mum ışığında -kimi kandırıyorum evde oturmuş olabiliriz.

Paralel evrenler kanıtlanmış değil; kendi gözlemlenebilir evrenimizin dışını, adı üstünde, gözlemleyemiyoruz ancak matematik ve fizik denklemleri bu teorinin mümkün olabileceğine işaret ediyor. Kulağa fantastik diyebileceğimiz bu teori uzayda bulunan en gelişmiş teleskobumuz James Webb’in (JWST) gözlemleri sonucu dışlanması bir tık zor bir hal aldı. Benim tombul dansöz seyretmediğim bir 14 Şubat mümkün diyorum. 

JWST, evrenin en uzak köşelerinden bir başka deyişle evrenin henüz 570 milyon yaşındaki halinden, (evren şu anda 13,8 milyar yaşında) devasa bir kara delik ve çevresinde az sayıda yıldızlı bir galaksi gözlemledi. İşte bu kozmologları çok şaşırttı. Küçük bir galaksinin merkezinde bu derece devasa bir kara delik çok uç koşullar gerektiriyor. Bugüne kadar şu bilgiyi temel alıyorduk: Önce hidrojenler bir araya gelir, helyum olur onlar da birleşir, bu nükleer füzyondan yıldızlar oluşur, birçoğu bir araya gelince galaksiler olur sonra yıldızların yakıtı biter ve kendi kütlelerinin ağırlığı altında kalıp içine çöker ve kara delik olurlar. Kara delikler hayatlarına küçük başlar ve zamanla etrafındaki yıldızları ve Matthew McConaughey’i yutar. JWST’den gelen veriler kara deliğin yıldızlardan önce oluştuğuna işaret ediyordu. Bu tersliği elimizdeki en çok kabul gören Standart Model ile çok kasarak açıklayabiliyoruz.

Bir diğer gözlem de şu: JWST’den 263 adet galaksinin görsellerine bakıldı ve dönüş yönlerinin üçte ikisinin saat yönünde olduğunu ortaya kondu. Halbuki evrenin homojen ve yönsüz olmasından dolayı galaksilerin dönüş yönlerinin yarı yarıya yakın dağılması beklenirdi. Ancak kısıtlı bir gözlem yapıldığı aşikar.

Dansözden kalma travmam sebebiyle, Kara Delik Evren Teorisi’ni sahneye davet ediyorum. Spekülatif fakat çok şık bir teori ve İkinci Einstein diye çağrılan 1975 doğumlu Polonyalı Nikodem Poplawski’ye ait. Her iki anomaliye de cevabı var. Teori şöyle diyor: “Bizim evrenimiz aslında başka bir 'ana evrenin' içindeki devasa bir kara deliğin merkezinden, 'geri sıçrama' (Big Bounce) ile dışarıya fırlamış bir yavru evrendir." Yani biz bir kara deliğin içindeyiz. Kulağa bir bilimkurgu filmi gibi gelse de matematiksel benzerlikler tutarlı.

Hemen kara delikleri hatırlayalım. Bir kara deliğin ‘olay ufku’ yani kaçışın imkansız olduğu sınırı vardır. Olay ufkunun çapının ne kadar büyük olduğu içinde ne kadar çok kütle olduğu ile orantılıdır. Örneğin bizim Dünyamız bir bilye boyutuna gelecek kadar içine sıkıştırılsaydı elimizde bir kara delik olurdu. Bu kara deliğin olay ufkunun çapı, dünyamızı içine sığdıracak kadar yoğun bir bilyenin kütlesi ile orantılı olurdu, yaklaşık 2 cm. Bu bilyenin 1,9 cm yakınına gelirseniz artık bilyenin içindeki tekillik noktasına ilerlemeniz şarttır, kaçış yoktur. Biz gözlemlenebilir evrenimizin çapını biliyoruz; 46,5 milyar ışık yılı. Gözlemlenebilir evrenimizin ne kadar kütleye sahip olduğunu da biliyoruz; 10 üzeri 53 kg. Bu kütle bir kara delik oluşturacak şekilde sıkıştırılsaydı, olay ufkunun çapı neredeyse 46,5 milyar ışık yılı ölçeğinde olurdu. Tesadüf mü? Bu gözlemlenebilir evrenimizin bir kara deliğin içinde olduğuna dair bir kanıt değil; ancak bu matematiksel benzerlik bunun bir tesadüf ile açıklanmasını zorlaştırıyor. Üstüne üstlük kara deliklerin bir dönüş yönünün olması, az önce galaksilerin saat yönüne dönüş tercihini de açıklar nitelikte. Dönen kara deliğin içinde çoğunluğumuz da aynı yöne dönüyoruz

Biliyorsunuz Big Bang evrenin sonsuz yoğunluktaki tekillikten başladığını söyler. Ama bilim, sonsuz kavramını hiç sevmez. Poplawski şöyle der ve bilim insanlarının sevgisini kazanır: Kara deliğin merkezinde madde son derece yüksek ama sonlu bir yoğunluğa ulaşır, daha fazla çökemeyip durur ve sıkıştırılmış bir yay gibi geri seker. Poplawski’ye göre bu büyük sıçramadan sonra yaşanan hızlı geri tepme, bugün Big Bang dediğimiz olaya ve evrenimizin genişlemesine yol açmış olabilir.

Gelelim baştaki paralel evren meselesine. Kendi biricik gözlemlenebilir evrenimizde 40 milyar çarpı milyar kara delik var. Teoriye göre onlar da yeni evrenler doğruyor olmalı ve onlar da… Sonsuz sayıda evren. Bu durumda yaşanılabilecek her şeyi bu evrenlerden birinde yaşıyor olabiliriz, öyle değil mi? Neden bu paralel evren işine bu kadar sevindim bilmem. Büyük olasılıkla Serdar Ortaç haklı; binlerce dansöz var ve evrenlerin birinde tombul olanı kesinkes benim.

Bu yazı birlikte seyahate çıktığım ruhu genç, bedenleri helal olsun dedirten arkadaşlarıma yazılmıştır. Nazar emojisi.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün