Geçtiğimiz pazar günü arkadaşlarımla bir kafede akşam yemeği yerken, bazılarının çocuğu lise son sınıfta olduğu için doğal olarak üniversite giriş sınavları ve okulların kabulleri konusu açıldı. Adını bile duymadığım bir sürü sınav ve iyi okullara girmek için kaç puan tutturulması gerektiği konuşuldu. Benim zamanımda, yani üniversiteye başladığım 1993 yılında bu konu çok daha netti; önce ÖSS sınavına girilir, onu geçenler ise ÖYS sınavına girerdi. Sınav öncesinde istedikleri okulların sıralaması yapılır, ÖYS sınavı sonrasında ise öğrenciler puanına göre kazandıkları okullara kayıtlarını yaptırırdı. Yurt dışında, özellikle ABD’de okumak isteyenler ise, TOEFL adlı İngilizce yeterlilik sınavına girer ve SAT sınavına girerdi.
***
Şimdi adını bile bilmediğim kadar yeni sınav, eskiden üniversite eğitimi için akla bile gelmeyen yeni ülkelerde eğitim ve burs alma imkânı var. Bütün bu sohbetlere yabancı biri olarak, nedense otuz küsur senedir beynimin derinliklerine gömdüğüm, kendi öğrencilik yıllarımın travması olan “üç yanlış bir doğruyu götürür” konusu o gün saatlerce aklıma geldi. Sadece son sene değil, lisenin son senelerinde hazırlığına başlanan üniversite sınavının emeği ve psikolojik yükü yetmezmiş gibi, bir de doğruların da yanlışlar yüzünden silinmesinin çok büyük bir haksızlık olduğunu düşünürdüm, hala öyle düşünüyorum.
***
Gerçek hayatta üç yanlış bir doğruyu götürseydi eğer… Günün sonunda ne bir evlilik ne bir dostluk, ne de bir işi kalırdı insanların. Aile ilişkileri bozulur, kardeşler, arkadaşlar, sevgililer, herkes birbirine bir noktada küserdi. Sadece bir gün içinde kötü niyetimiz olmadan kaç rutin yanlış yaptığımızı düşünelim; işyerinde çok meşgulken bir arkadaşınızdan telefon geldi. “Seni birazdan arayacağım” dediniz ve unuttunuz; 1. yanlış. Öğlen yemeği için birine söz verdiniz ama insanı çileden çıkaran İstanbul trafiği yüzünden geç kaldınız; 2. yanlış. Sevdiğiniz birinin doğum günü o gün yollarda olduğunuz için son anda hatırladınız, “bütün gün aklımdaydın” dediniz, hem yalan, hem 3. yanlış. Daha günün ortasında 3. yanlışı yaptınız ve o sevdiğiniz kişiye yaptığınız bütün jestlerden, verdiğiniz sevgiden, yılların tecrübelerinden bir iyilik silindi. Üstelik daha gününüz de bitmedi. Eve gidince eşiniz veya anneniz “günün nasıl geçti” deyince “iyi” deyip geçiştirmek de yanlış, “bir şeyim yok, demek de yanlış, karşımızdakini kırmamak için “şu trafikten sonra bir yarım saat kimseyle konuşmak istemiyorum” diyemediğimiz için, eve girdiğimiz anda itibaren söylediğiniz bir sürü şey yanlış. Bir de bunlara sinirli ve sıkıntılı günlerde söylenen kırıcı laflar, karşımızdakini koruduğumuzu sanırken farkından olmadan yaptığımız yargılayıcı yorumlar, geciken konular, gerçekleşmeyen sözler eklenince etrafımızda kimse kalmazdı. Neyse ki gerçek hayatta üç yanlış bir doğruyu götürmüyor, yine de sevdiklerimize karşı yanlış yapmamaya, değerlerini bilmeye özen gösterelim…