USA versus IRAN

Sami AJİ Köşe Yazısı
4 Şubat 2026 Çarşamba

Ortadoğu’da tansiyon ne zaman yükselse aynı soru yeniden dolaşıma giriyor:
“ABD İran’a saldırır mı?1

Haritalar açılıyor, uçak gemileri sayılıyor, sert açıklamalar manşetlere taşınıyor. İlk bakışta her şey bir askerî müdahaleye işaret ediyormuş gibi görünüyor. Oysa biraz durup tabloyu soğukkanlılıkla okumaya çalıştığımızda, bugünkü şartlar altında ABD’nin İran’a doğrudan ve kapsamlı bir saldırı başlatma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu görmek zor değil.

Çünkü İran, ne Afganistan’dır ne de Irak.

İran dediğimiz ülke, modern devletlerin çoğundan daha eski bir siyasi hafızaya sahip. Pers İmparatorluğu’ndan bugüne uzanan binlerce yıllık bir devlet geleneğinden söz ediyoruz. Bu coğrafyada imparatorluklar kuruldu, yıkıldı; istilalar yaşandı, sınırlar değişti. Ama İran dediğimiz siyasi ve kültürel çekirdek varlığını korumayı başardı. Bu da İran’ı sadece askerî değil, zihinsel olarak da dirençli kılıyor.

Müsaadenizle bu safhada bir parantez açmak isterim. İran’ın (veya Pers İmparatorluğu’nun) en güçlü döneminde onları savaşlarda yenip başkentleri Persopolis’e2 giren ve tüm yönetimini deviren (dönemin imparatoru Darius dahil) en ünlü kişi Büyük İskender idi. Ancak İskender çok kısa zamanda Pers kültürünün etkisine girdi. Pers kıyafetlerini benimsedi. Persli kızla evlendi. Komutanlarına da aynı emri verdi. Perslerin idarî yönetim sistemini uyguladı. Kısaca Persleşti. Ancak ölümü ile de büyük buhranlar yaşandı ama Pers devlet geleneği, kültürü daima üstün geldi3.

Parantezi kapatıyorum.    

Amerika Birleşik Devleti açısından mesele tam da burada düğümleniyor. Washington, askerî olarak güçlü olabilir; ancak İran’a atılacak bir bombanın nerede duracağını kimse kesin olarak söyleyemez. Geniş coğrafya, kalabalık nüfus, dağlık arazi ve asimetrik savunma doktrini, İran’ı ‘kısa sürede sonuç alınacak’ bir hedef olmaktan çıkarıyor. Afganistan ve Irak’ta yaşananlar hâlâ hafızalarda taze. Yıllar süren savaşlar, trilyonlarca dolarlık maliyet ve iç politik yıpranma… ABD kamuoyunun yeni bir Ortadoğu macerasına iştahla bakmamasının nedeni de bu.

Üstelik İran’ı yalnızca kendi sınırları içinde düşünmek de büyük bir hata olur. Tahran, yıllar içinde bölgeye yayılmış bir etki alanı inşa etti. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen hattı, olası bir çatışmanın bölgesel bir yangına dönüşme riskini barındırıyor. Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji trafiğini, küresel piyasaları ve müttefik ülkelerin güvenliğini işin içine kattığınızda, tablo ABD açısından giderek karmaşıklaşıyor.

Bir diğer önemli nokta da İran’ın kriz yönetimi tarzıdır. Sert söylemler, meydan okumalar ve ideolojik vurgular sıkça gündeme gelse de İran yönetimi tarihsel olarak doğrudan büyük güçlerle cephe savaşına girmekten kaçınmayı bilmiştir. Sabır, zaman kazanma ve dolaylı yollarla karşı tarafı yıpratma, İran’ın en eski reflekslerinden biridir. Bugün de benzer bir strateji izleniyor. Gerilim var, ama düğmeye basacak adımlar dikkatle ölçülüp biçiliyor.

Tüm bunlar bize şunu söylüyor: Amerika Birleşik Devleti ile İran arasındaki gerilim gerçektir, hatta tehlikelidir. Ancak bu gerilimin otomatik olarak topyekûn bir savaşa dönüşmesi, sanıldığı kadar kolay değildir. Taraflar birbirlerinin kırmızıçizgilerini biliyor ve o çizgilere yaklaşırken dahi temkinli davranıyor.

Sonuç olarak, “ABD İran’a saldıracak mı?” sorusuna verilecek en gerçekçi cevap şudur:
Gürültü çok, risk var; ama savaş ihtimali düşük. Çünkü İran sadece bir hedef değil, tarihsel hafızası olan bir aktördür. Ve bazen tarihin ağırlığı, en gelişmiş silahlardan bile daha güçlü bir caydırıcılık yaratır.

---

1 Bu yazımı 1 Şubat itibariyle gazeteye gönderdim…

2 Persepolis İran’ın Şiraz kentine 60 kilometre uzaklıktadır. MÖ 6. yüzyılda inşasına başlanmıştır. Kalıntıları oranın büyük bir kültür merkezi, ideal yaşam şartlarına haiz olan bir yerleşim merkezi olduğunu göstermektedir.

3 Ünlü Fransız tarihçi ve yazarı Maurice Druon’un ‘Alexandre Le Grand’ adlı kitabından alıntı.    

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün