Mizahın izahı…

Üniversite hayatımın ilk haftasında, ilk girdiğim ekonomi dersinde öğrendiğim ilk terim ´sunk cost´ idi. Yani batık maliyet. Profesörümüz girdiğimiz bir sinema filminde (evet, o zamanlar neredeyse her hafta sinemaya giderdik) filmi beğenmezsek ortasında çıkıp çıkmadığımızı sormuştu. Sınıfın bir kısmı sonuna kadar kalacağını, benim dahil olduğum bir kısmı ise ortasında çıkacağımızı işaret etmişti. Üniversitede aldığım ilk ders buydu: “Eğer bir film kötü ise mutlaka çıkmalısınız çünkü o film için ödediğiniz paranızı zaten kaybettiniz, eğer kalmaya devam ederseniz zamanınızı da kaybedersiniz.” O dersi hiç unutmadım. *** Günümüzde ise bu batık maliyet yani boşa harcanmış para mevzusunu kontrol etmek daha kolay. Okuldan mezun olalı geçen otuza yakın senede dünya çok değişti. Sinemada film seyretme keyfinin yerini dijital platformlar, hatta evde televizyon kanallarımız dursa da, onların yerini de dijital platformlar aldı. Dolayısıyla hoşumuza gitmeyen bir dizi, film, haber seyrettiğimizde bir tık ile salonumuzun konforunda kanalı ve konuyu değiştirmek mümkün. *** Yılbaşı gecesi Netflix´de başlayan Cem Yılmaz´ın yeni gösterisi, orada kadınlara yönelik yaptığı “38 yaşında, ölmek üzere” temalı esprisiyle çok eleştirildi. Ben de bu espriyi çok tatsız ve basit buldum. Özellikle de zeki esprileriyle sevdiğim bir komedyene kadınla yaş üzerinden dalga geçmeyi yakıştırmadım. Ancak içimde linçleme, iptal etme derecesine varacak bir his de oluşmadı. “Yıllarca bizi çok güldürmüş bir komedyen, tatsız bir espri yapmış, bu espri olmamış” diye düşündüm. Dört Anlaşma Kitabı aklıma geldi; “İnsanların sizin hakkındaki düşünceleri onların düşünceleridir, doğru demek değildir.” 38 yaşında bir kadının “ölmek üzere” olmadığını da kendi yaşamımdan biliyorum. Kırklı yaşlarım otuzlu yaşlarımdan çok daha renkli ve keyifli geçti. En azından pandemi hayatımızın akışını değiştirene kadar… *** Beğendiğim, yani güldüğüm komedyenler birbirinden çok farklıdır. Ricky Gervais´e bayılırım, Kaan Sekban´a çok gülerim, Modi Rosenfeld´in esprilerinde gözümden yaş geldiğini hatırlarım. Miray Akovalıgil´in kadın erkek ilişki tespitlerine kahkaha atarım, Jerry Seinfeld´in 90´lardaki dizisini birkaç yılda bir hala keyifle izlerim. Bütün bu saydığım komedyenlerin tarzları ve esprisini yaptığı konular birbirinden çok farklı; kurumsal hayattan politik esprilere, kadın-erkek ilişkilerinden kendi cemaatiyle ve kendiyle dalga geçene kadar çok çeşitli espriler yapan değişik memleket, din ve kültürlere mensup komedyenler. Ortak noktaları beni güldürmeleri, aşırı politik doğruculuk peşinde koşmamaları, aralarından bazılarının esprilerinde küfür olsa da çoğunun küfürsüz seyircisini güldürebilmesi… Hayata olduğu gibi, mizaha da herkes kendi perspektifinden bakar. Hayatta olduğu gibi mizahta da nefret söylemleri tabii ki kabul edilemez. Tartışma konusu bile değildir. Ancak politik doğruculuğun ve aşırı hassasiyetin de tavan yaptığı son yıllarda, komedi yapmak gittikçe zorlaşıyor. Bazen 90´lı yılların daha az politik doğruculuk içeren, ama çok da kimseyi kırdığını sanmadığım komedi tarzını özlüyorum. Komik bulmadığımız bir şovu değiştirip, yerine başkasını koyalım. En azından mizaha bu kadar kafa yormayalım derim. Mizahın bu kadar izahı olmamalı…

Joelle PİNTO Köşe Yazısı
14 Ocak 2026 Çarşamba

Üniversite hayatımın ilk haftasında, ilk girdiğim ekonomi dersinde öğrendiğim ilk terim ‘sunk cost’ idi.  Yani batık maliyet. Profesörümüz girdiğimiz bir sinema filminde (evet, o zamanlar neredeyse her hafta sinemaya giderdik) filmi beğenmezsek ortasında çıkıp çıkmadığımızı sormuştu. Sınıfın bir kısmı sonuna kadar kalacağını, benim dahil olduğum bir kısmı ise ortasında çıkacağımızı işaret etmişti.  Üniversitede aldığım ilk ders buydu: “Eğer bir film kötü ise mutlaka çıkmalısınız çünkü o film için ödediğiniz paranızı zaten kaybettiniz, eğer kalmaya devam ederseniz zamanınızı da kaybedersiniz.” O dersi hiç unutmadım.

***

Günümüzde ise bu batık maliyet yani boşa harcanmış para mevzusunu kontrol etmek daha kolay. Okuldan mezun olalı geçen otuza yakın senede dünya çok değişti. Sinemada film seyretme keyfinin yerini dijital platformlar, hatta evde televizyon kanallarımız dursa da, onların yerini de dijital platformlar aldı. Dolayısıyla hoşumuza gitmeyen bir dizi, film, haber seyrettiğimizde bir tık ile salonumuzun konforunda kanalı ve konuyu değiştirmek mümkün.

***

Yılbaşı gecesi Netflix’de başlayan Cem Yılmaz’ın yeni gösterisi, orada kadınlara yönelik yaptığı “38 yaşında, ölmek üzere” temalı esprisiyle çok eleştirildi. Ben de bu espriyi çok tatsız ve basit buldum.  Özellikle de zeki esprileriyle sevdiğim bir komedyene kadınla yaş üzerinden dalga geçmeyi yakıştırmadım. Ancak içimde linçleme, iptal etme derecesine varacak bir his de oluşmadı. “Yıllarca bizi çok güldürmüş bir komedyen, tatsız bir espri yapmış, bu espri olmamış” diye düşündüm. Dört Anlaşma Kitabı aklıma geldi; “İnsanların sizin hakkındaki düşünceleri onların düşünceleridir, doğru demek değildir.” 38 yaşında bir kadının “ölmek üzere” olmadığını da kendi yaşamımdan biliyorum.  Kırklı yaşlarım otuzlu yaşlarımdan çok daha renkli ve keyifli geçti. En azından pandemi hayatımızın akışını değiştirene kadar…

***

Beğendiğim, yani güldüğüm komedyenler birbirinden çok farklıdır.  Ricky Gervais’e bayılırım, Kaan Sekban’a çok gülerim, Modi Rosenfeld’in esprilerinde gözümden yaş geldiğini hatırlarım. Miray Akovalıgil’in kadın erkek ilişki tespitlerine kahkaha atarım, Jerry Seinfeld’in 90’lardaki dizisini birkaç yılda bir hala keyifle izlerim. Bütün bu saydığım komedyenlerin tarzları ve esprisini yaptığı konular birbirinden çok farklı; kurumsal hayattan politik esprilere, kadın-erkek ilişkilerinden kendi cemaatiyle ve kendiyle dalga geçene kadar çok çeşitli espriler yapan değişik memleket, din ve kültürlere mensup komedyenler. Ortak noktaları beni güldürmeleri, aşırı politik doğruculuk peşinde koşmamaları, aralarından bazılarının esprilerinde küfür olsa da çoğunun küfürsüz seyircisini güldürebilmesi… Hayata olduğu gibi, mizaha da herkes kendi perspektifinden bakar. Hayatta olduğu gibi mizahta da nefret söylemleri tabii ki kabul edilemez. Tartışma konusu bile değildir. Ancak politik doğruculuğun ve aşırı hassasiyetin de tavan yaptığı son yıllarda, komedi yapmak gittikçe zorlaşıyor. Bazen 90’lı yılların daha az politik doğruculuk içeren, ama çok da kimseyi kırdığını sanmadığım komedi tarzını özlüyorum.  Komik bulmadığımız bir şovu değiştirip, yerine başkasını koyalım. En azından mizaha bu kadar kafa yormayalım derim. Mizahın bu kadar izahı olmamalı…

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün