İster inanın ister inanmayın…

Moris FRANSEZ Köşe Yazısı
27 Ağustos 2025 Çarşamba

Bu yazı, insanlık tarihindeki en önemli gelişme hakkında…

Biliyorum, çoğu kişi buna inanmayacak ama, insanın insana uyguladığı şiddet azaldı. Bunun düşmesi kolay olmadı tabii ki… Henüz sıfıra inmiş da değil… Trendin devam edip etmeyeceğinin garantisi de yok… Ama hiç olmamış sayılacak bir gelişme de değil.

Ortadoğu ve Ukrayna’da yaşanan savaşlar devam ederken, buna inanmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum… O nedenle şiddete giderek daha az başvurulduğu fikrini insanlar kuşku, belki de kızgınlıkla karşılayacak. Ama sırf birileri kızacak diye, insanlık tarihindeki önemli bir gelişmeden söz etmemek, insanların “suyuna gitmek”, gelişmeyi görmezden gelmek olur.

Gündelik yaşantımızda kaçırılma, ırzımıza geçilme, ve öldürülme riskiyle yaşamıyoruz. Bunlara sadece Hollywood filmlerinde rastlanıyor, çok şükür ki… 

Yoksa insanlık tarihi, ‘kutsal’ kitaplardan tutun da, gladyatör müsabakalarına, kölelik müessesesine ve  II. Dünya Savaşı’na kadar, bir vahşet tarihinden ibaret.

Büyük olasılıkla, daha önce yaşadıklarımızın üzerimizde medenileştirici bir etkisi var… Şu anda, cinsimizin en barışçıl dönemlerinden birini yaşadığımız bile söylenebilir.

***

Medyanın söylemeyi sevdiği bir söz vardır: “Kan içeren haber, öne çıkar!” diye… O nedenle, akşam evlerimize kadar giren haberler, “kan içerir”, çoğu zaman.

İnsan zihni, anımsadığı haberlerin daha olası olduklarını düşünür.

Akşam televizyon odasına kadar giren haberlerde, şiddet eksikliği çekilmeyeceğine göre, insanlar bu tip haberleri daha çok anımsayacak, dolayısıyla insanlık için giderek daha karamsar olacaklardır.

Katliam ve vahşet haberleri orantısal olarak ne kadar düşük olsa da, akşam haberlerini doldurmaya yeterli olacak ve bu nedenle de, insanların şiddet izlenimi, hiç bir zaman, gerçek rakamları yansıtmayacaktır.

Hiçbir zaman, hiç kimse, “her şey iyiye gidiyor” diyerek aktivist seferber etmemiştir. Birilerini eyleme teşvik etmek için, her şeyin kötü gittiğini söylemek gerekir.

Aktivistler, adları üstünde, kötü giden bir gidişi eylem yaparak değiştirmek isteyen kişilerdir… Sürekli, neyin yanlış gittiğine kafa yorarlar. Bazı şeyleri doğru yapmış olabileceğimiz, akıllarına bile gelmez.

Örneğin, “insanlar arasında niçin savaş var?” sorusuna yanıt arayıp dururlar. Oysa, insanlar arasında menfaat çatışması ve dolayısıyla anlaşmazlık çıkması doğaldır… yanıtlanması gereken, “insanlar arasında niçin barış var?” sorusudur

Benim gibi iyi haber taşıyıcılarına da, susmaları önerilir: “çenenizi kapalı tutun… ki, insanlar hallerinden memnun olup da, rehavete düşmesinler.”

Zihin dediğimiz şey, muhtemelen beynimizde yer alan, duygu geliştirmemizi ve anlamamızı sağlayan yeteneklerden oluşmuş karmaşık bir sistemdir. Bu yeteneklerimizden bazıları, hemcinslerimize şiddet göstermeye, bazıları ise, insanlarla barış içinde, işbirliği yapmaya sevk eder.

Şiddet trendinin yükselmiş veya azalmış olması, insan doğası hakkında bize fikir verir. Şiddet olaylarının azalmış olması, cinsimizin ‘iyi yolda’ olduğunu ve yolumuza devam etmemizde bir sakınca olmadığını telkin eder.

İnsanın insana gaddarlığı, öteden beri, ahlak sistemlerinin ve dinlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. ‘Bir şeylerin’ şiddet olaylarını azaltabileceği düşüncesi, öfkenin insan doğasından kaynaklandığını, orada bir neden-sonuç ilişkisi aramamızın daha doğru olacağı fikrini akla getirir.

Bugün içinde bulunduğumuz barışın tadını çıkarıyorsak eğer, bir önceki neslin, dönemlerindeki şiddet olaylarından dehşete düşmüş olmasındandır. Bize burada düşen görev, zamanımızı eleştirmekle vakit kaybetmek değil, devrimizde kalan şiddeti daha da azaltmak için elimizden geleni yapmaktır.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün