Pakistan - İran - Türkiye

Dr. Remzi ÇETİN Köşe Yazısı
14 Şubat 2024 Çarşamba

Birkaç hafta önce İran’ın Pakistan başta olmak üzere, Irak ve Suriye’deki hedeflere yönelik füze saldırıları dikkatin, bir kez daha İran üzerinde toplanmasına neden olmuştu. İran’ın bir anda özellikle Pakistan’a saldırı gerçekleştirmesi, Türk Dışişleri Bakanlığı’nca da endişeyle karşılanmıştı. Türkiye, Cumhuriyetin ilk yıllarından bugüne, İran’la ilişkilere dikkat etmiş, Şubat 1979’daki rejim değişikliğinin akabinde Tahran’la ilişkilere, bir yandan temkinli iken diğer taraftan bu kritik önemdeki sınır komşunu kendinden uzaklaştırmak da istememiştir. İran, yüzlerce yıllık toplumsal ve diplomatik birikimi ile Türk dış politikasının doğrudan ilgi alanını oluşturmuştur; ancak 1990’lar itibarıyla Özal yönetiminin, Güneydoğu Anadolu’ya yönelik baraj politika ve planları, Irak ve Suriye gibi İran’ı da rahatsız ettiğinden Tahran’ın bölgedeki terör oluşumlarıyla etkileşim halinde olması Türkiye’nin içişlerine karışma gibi girişimlerde bulunması, ilişkilerde kimi zaman gerginliklere neden olacaktır. Ankara’nın İsrail’le her geçen gün artan ilişkileri de İran’ı rahatsız eden bir diğer faktördü. Yine de Türkiye, her şeye rağmen, İran’la ilişkilerini dengede tutmayı başarabilmiştir; ancak İran’ın sadece Türkiye’ye değil; Azerbaycan’a yönelik yaklaşımları da Ankara nezdinde hayal kırıklığı yaratacaktır. İran’ın geçtiğimiz günlerdeki Pakistan saldırısı elbette kimseyi şaşırtmamalıdır. İran’ın özellikle Pakistan üzerinden gerçekleştirdiği füzeli eylemi, ABD ve İsrail için de mesaj içermesinin yanı sıra; İran’ın ‘güç kullanma’, ‘güce başvurma’ cesaretini, istediği zaman gösterebileceğini de kanıtlamıştır. İran’ın bu mesajının sadece ABD ve İsrail’e yönelik olduğunu ifade edemeyiz öyle değil mi? Bu bir ‘gövde gösterisi’ydi ve zamanlamasının manidar olmasının dışında, sadece ‘düşmana’ değil; ‘dostta’ da iletilen bir mesajdı. Türkiye’nin Azerbaycan ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinden sonra kardeş ülke olarak tanımlayıp gördüğü Pakistan’a karşı İran’ın gerçekleştiği bu saldırı, Tahran’ın ileride hangi eylemlere başvurabileceği üzerine de öngörülerde bulunmamıza olanak sağlıyor. Son not alarak, Türkiye’nin her şeye rağmen İran’a itidal çağrısı yapıp tansiyonu düşürme girişimi olumludur; ancak yine, 7 Ekim’den bu yana İsrail-Hamas hattında yaşanan baş döndürücü gelişmelere rağmen de İsrail’le istihbari ve diplomatik etkileşimi de geliştirmesi, Ortadoğu denkleminde değerli olduğunu düşünüyorum. Öncelikle, İsrail’in bölgedeki terör unsurlarıyla ‘dirsek teması hâlinde’ olup olmadığına ilişkin Türkiye ile istişareye açık olması ve Türkiye’nin de Hamas’la ilişkilerin yanı sıra, Gazze’deki son durumun insani açıdan gelişmesi konusunda İsrail’in endişelerini münazara etme imkânını açması gerekmektedir. Diplomasi bu değil midir zaten? Konjonktüre göre, ülke çıkarlarını belirleme ve kısa-uzun vadedeki tehditlere yönelik ortak tutum belirleme sanatı değil midir? Koşullar ne olursa olsun, Türkiye-Azerbaycan-İsrail üçlüsünün bu stratejik zemine bugün her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Kanaatimce, Azerbaycan’ın Aliyev yönetimi buna hazır, peki ya Türkiye ve İsrail de buna hazır mı? İran’ın ani ve agresif çıkışlarını dengelemede söz konusu bu üçlü arasında stratejik görüşmelerin -Türkiye’nin İran’ı kendinden uzaklaştırmama koşulu ile- daha da ilerletilmesi gerektiğine inanıyorum; ancak bu durumun, kısa vadede gerçekleşmesine pek ihtimal vermemekle birlikte İran’ın Suriye’nin kuzeyi, Basra ve Yemen gibi coğrafyalarda etki alanını geliştirme hedefindeki girişim ve isteklerinin de göz önünde bulundurmasının elzem olduğunu düşünüyorum.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün