Söz uçar yazı kalır

Tilda LEVİ Köşe Yazısı
7 Şubat 2024 Çarşamba

İki İstanbul yazarı tanıdım… Biri Jak Deleon, diğeri Mario Levi. Mario’yu uğurlarken Deleon’u anmak bir vefa borcudur diye düşünüyorum. Her ikisiyle de Şalom’da tanıştım. Farklı ekoller idiyse de, ikisinin ortak paydaları vardı.

Deleon İngiliz Dili ve Edebiyatı, Mario Levi Fransız Filolojisi mezunuydu. İkisi de eğitim görevlisiydi. Biri araştırmacı yazar, diğeri edebiyatçıydı. İstanbul’un renkleri Deleon için daha ziyade Pera’da (Beyoğlu), Mario içinse Kadıköy’de hayat buldu.

Mario Levi yıllar sonra bir sohbette Deleon’a minnettar oluşunu vurgulayacaktı; “1984’te Şalom Gazetesi’nde yazmaya başladım. Bir müddet sonra Jak Deleon beni Cumhuriyet ekibiyle tanıştırdı. 1986’da yayıncı ve şair dostum Adnan Özer Jacques Brel şarkılarını incelediğim üniversite tezimi kitaplaştırmamı teklif etti. Dokuz ay sonra kitap taslağını getirdiğimde yayınevi iflas etmişti! Neyse ki Jak Deleon yine yardımıma yetişti. Pandora Kitabevi’nin kurucusu Hüseyin Sönmez’le tanıştırdı. İlk kitabımı onlar yayınladı.”

Kaderin garip cilvesi, önce Jak Deleon, 19 yıl sonra da Mario Levi’yi aynı amansız hastalıktan erken yaşta yitirdik.

↔↔↔

“Birçok mesleği severek ve sevmeyerek yaptım. Karşılığında bedeller ödediysem de, hayatımı edebiyat üzerine kurdum. Zaten bizi biz yapan başarılarımız kadar hatalarımızdır” diyen Mario’nun diğer bir tutkusu sinema ve müzikti.

1990’da gelen Haldun Taner Ödülü’nün ardından, “Artık doğru yolda yürüdüğümü anlamıştım” diyecekti yazar.

Göç, azınlık ve farklılık konuları eserlerinin temel taşını oluşturdu. Masalla gerçeği harmanlayıp okurlarına sundu.

Bir kelime ustasıydı Mario Levi. Söz uçar yazı kalır. Yine de kitaplarından ziyade sözlü anlatımına hayrandım. Huzur veren bir ses tonu vardı. Saatlerce dinleyebilirdiniz. Yıllarca sürdürdüğü, ‘Yaratıcı Yazarlık’ atölyesinde bir araya gelen kişiler onun en çok bu yönünü özleyecek.

↔↔↔

Yıl 1999, Şalom, genç yaşta hayatını yitiren Kitap Editörü Gila Kohen’in anısını yaşatmak için bir öykü yarışması düzenlemeye karar verdi. Bu süreçte doğru yolu izlemek için Mario Levi’den destek istedik. Yoğun çalışma temposu arasında isteğimizi ikiletmedi. Öyküler birikti. Ve Şalom’un Atiye Sokak’taki ofisinde seçici kurul üyeleriyle uzun soluklu bir çalışma başladı. Öğretici olduğu kadar keyifli toplantılardı. Mario iyi bir dinleyiciydi. O günlerden en çok aklımda kalan Mario’nun bakış açısıydı. Konuşmaları sessizce dinler, sesler biraz yükselince sakince, “isterseniz şöyle yapalım…” der konuyu noktalardı. Güzel günlerdi.

↔↔↔

Mario Levi’yi uğurladıktan sonra vaktiyle kendisiyle yapılan onlarca söyleşiyi dinledim, okudum. Aralarında üç yıl önce TVnet’te Ayşe Böhürler’in sunduğu ‘Türk Kahvesi’ programında gerçekleşen söyleşi dikkatimi çekti. Mario’nun kelimeleri kullanmaktaki ustalığını bir kez daha anladım.

İlginçtir Mario Levi’nin ardından, özellikle yazılı basının çok sevdiği, ‘Yahudi asıllı yazar’ sözcüklerini kimse kullanmadı. Sanırım Mario hayatı boyunca Türklüğünü yaşarken Yahudi kimliğinin de beraber taşınabileceğini doğru anlatabilmişti.

Mario Levi için, ‘yazmak’ cennetin kendisiydi. Yolu ışıklı, mekânı cennet, yazıları emanet olsun.

Sağlıkla kalın.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün