Sana güvenmiyorum

İvo MOLİNAS Köşe Yazısı
15 Mart 2023 Çarşamba

İyi Parti Başkanı Meral Akşener’in büyük bir sürprizle, öfkeli ve bildik lider siyasetçi sertliğindeki söylem ve davranışıyla 6’lı masadan çekildiğini açıkladığı gece ülkenin neredeyse yarısının büyük şok geçirdiğini, bir gözlemci olarak tarihin not defterine büyük puntolarla yazmıştım.

Bu masadan çekilişin - her ne kadar 66 saat sonra kararından vazgeçip dönse de - yarattığı büyük hayal kırıklığı Türkiye’nin toplumsal güven hissiyatında büyük tahribat yarattığını gözlemlememek mümkün değildi. Zira toplumun önemli bir kısmı, Akşener’in gerçekten de samimi ve hakikatli duruş ve söylemleri sayesinde ona karşı büyük bir güven duymuş, bir senedir süren 6’lı masa görüşmelerinin neredeyse finiş çizgisinde masayı yerle yeksan edebileceğini akıllarının ucundan bile geçirmemişti.

Akşener’in masayı dağıttığı gece konuştuğum onlarca kişi hayal kırıklıklarını büyük bir sinirlilikle dile getirirlerken sırtlarından vurulmuşçasına bir ihanet olarak görmüşlerdi meseleyi. Oysaki Akşener vazgeçme hakkını kullanmıştı öyle veya böyle. Lakin bu kadar beklenmedik bir zamanda, bu kadar ani ve sert sözlerle vazgeçiş insanları çok etkilemişti güven duygusu bağlamında.

Ve biri de noktayı şöyle koymuştu: “Şimdi anladınız mı birader, neden Türkiye’de insanların birbirlerine olan güven endeksinin yerlerde dolaştığını?”

***

Prof.Dr. Yılmaz Esmer'in yürüttüğü Dünya Değerler Araştırması’na göre Türkiye, vatandaşlar arası güvenin en zayıf olduğu ülkelerden biri. Halkın sadece yüzde 12’si başkalarına güveniyor! Ve en acı olanı, bu oran İsveç, Norveç ve Danimarka gibi ülkelerde yüzde 70’in üzerinde!

Esmer’in araştırmasına göre, güvensizlik özellikle şehirlerimizde daha da yüksek. Ezici çoğunluk sadece kendine benzeyene güveniyor.

Dünya çapında ünlü bir araştırma şirketi olan İPSOS’a göre ise, yurttaşlarımız arasında birbirine güven duyulma oranı yüzde 14. Bu oranla Türkiye, dünyada toplum bireylerinin birbirlerine olan güven oranının en düşük olduğu üç ülkeden biri. Diğer iki ülke ise Brezilya ve Malezya. Aynı araştırmaya göre ise Türkiye’de güvensizlik kadınlarda yüzde 10 gibi çok düşük seviyede iken, bu oran erkeklerde yüzde 18.

Prof.Dr. Pınar Uyan Semerci ve Emre Erdoğan başkanlığında TUBİTAK destekli yapılan bir başka alan çalışmasında, Türkiye’de ‘ötekilerle’ iş yapmak istemeyen gençlerin oranı yüzde 84. Ve tabii ki bu büyük olumsuzluğun altında yatan neden, güven duygusunun yerlerde sürünmesi.

İPSOS’a göre dünya genelinde insanların birbirlerine olan güven endeksi yüzde 30. Bu rakamdan hareket edersek güvensizlik skalasında dünya ortalamasının epey altında olduğumuz anlaşılıyor.

Ülkemizde, 35 yaş altı insanların diğerlerine karşı güven oranı yüzde 14 iken, 35-49 yaş aralığında bu oran yüzde 7’ye kadar geriliyor. Diğer bir deyişle, orta yaşı geçmiş, hayatta çeşitli tecrübeleri yaşamış insanlarımızda güven duygusu gerçekten taban yapmış durumda ve ne yazık ki bu yaş kuşağında dünyada güvensizlik endeksinde bir numaraya çıkmış durumdayız.

Oysaki çok iyi biliyoruz ki, güvensizliğin yüksek olduğu toplumlarda iş birliğinin azalması ülkenin hem sosyal hem de ekonomik alanda ilerlemesine fren tesiri yaparken, kamplaşma ve yankı odaları gittikçe hayatın yeni normları olarak ortaya çıkıyor. Toplumsal dayanışma ve iş birliği istisnai olarak ancak, son korkunç depremde gördüğümüz üzere artıyor, bunun dışında herkes sadece güvendikleri ile birlikte yürüyor.

Mutsuzluğun kökeninde güvensizliğin olduğu da bir başka gerçek olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye mutlu ülkeler sıralamasında her sene bir kademe düşüyor. 2021 yılı Dünya Mutluluk Raporu'na göre Türkiye, 149 ülke arasında 107. sırada yer almakta.

Türkiye 100. yaşına doğru yol alırken, halkının birbirine güvensiz ve genel anlamda mutsuz bir hissiyat içinde olmasını sanırım bu devleti kuranlar akıllarından bile geçirmemişlerdi.

***

 

Neden birbirimize güvenmiyoruz?

Bu sorunun cevabı hem tarihsel, hem ekonomik, hem sosyal, hem de kültürel kodlara sahip.

Adalet mekanizmasının sağlıklı çalışmadığı, liyakat yerine yandaşlığın baş tacı edildiği, vergi ve imar alanlarında yanlışı yapanın, en sonunda af getirilerek cezadan kurtarıldığı, standardizasyonun her alanda yok olduğu, post-truth dönemine uygun olarak çarpıtmanın, yalanın milyonlarca kişiye anında ulaştığı, yalanın yalan olduğunu kanıtlamaya çalışan ‘teyit’ platformlarının bile tarihte ilk kez kurulduğu, sınıflar arası ekonomik refah makasının tarihte hiç olmadığı kadar açıldığı, yolsuzluk duyumlarının tavan yaptığı, taksi şoförlerinin turist müşteri almak adına vatandaşa türlü yalanlar söylediği, seçimlerde neredeyse Orta Çağ’dan kalma parmak boyasının kullanılmasının talep edildiği, mahcubiyetin, utanmanın kalmadığı bir zaman diliminde insanlar birbirlerine güvenir mi?

Her şeyi bırakın, kaldırımlarından motosiklet geçen bir şehrin insanının canını kurtarmak için güveneceği kim vardır?

Olan olduktan sonra ‘kader’ deyip tevekkül önerilince güven duygusu artacak mı?

Sadece kadere mi güveneceğiz yoksa günün sonunda?

***

Durumumuz zor ama düzelme için ilk önce zihni devrim sonra da uygulamak için cesaret gerekiyor. Güven duygusunu yaratacak uygulamalar ve müeyyideler yukardan başlarsa bu duygu zamanla yer çekimi gibi bir güçle aşağıya inecek ve toplumun tüm dokularına nüfuz edecek.

Hayal mi görüyorum yoksa?

Sadece kadere güvenerek yaşamak istemiyorum.

İnsanımıza güvenmek istiyorum.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün