Daha mı mutluyduk?

Avram VENTURA Köşe Yazısı
7 Aralık 2022 Çarşamba

Çocukluk dönemimi de içeren bir fotoğraf sergisini geziyordum. Unuttuğum insan ve mekânlar kadar, geçmişte kalmış ilişkileri ortaya koyan bu siyah beyaz fotoğraflar, anılarımın canlanmasına neden oldu. Bu sırada sergiyi gezen yanımdaki bir arkadaşın söylediği yakınma sözleri ilgimi çekti: “Eskiden ne kadar mutluymuşuz!”

Bu sözleri elbette ki ilk kez duymuyordum. Yaşıtlarımla söyleşirken ya da bir kıyaslama fırsatı doğduğunda, geçmişe olan bu özlemimiz benzer sözlerle dile geliyor. Deneme yazılarımda, konuşmalarda doğrusu ben de kullanıyorum. Oysaki o söylediklerim bir özlemi değil, daha çok anılarda kalmış bir yaşam şeklini günümüz gençlerine aktarmak için oluyor. Belki de o anları unutulmaktan kurtarmak için! Yine de bu konuya değinmişken, düşünmedim değil: Eskiden daha mı mutluyduk?

Bu soruya kesin bir yanıt vermek, sanırım yanıltıcı olacaktır. Öncelikle anılarıma ne denli güvenebilirim, bilmiyorum. Yıllar boyu belleğimde kalmış kimi olumsuzluklar, belki biraz törpülenmiş ya da onlardan bir kısmı silinmiş olabilir. Nitekim geçmişte gözyaşlarıyla sonuçlanmış bazı olayları, bugün gülerek anlatabiliyoruz. Sorunlarımız her zaman vardı, ama onlara yüklediğimiz anlamların tümüyle farklı olduklarını düşünüyorum. O yıllarda internetin ne olduğunu bilmezdik. Telefon ve televizyon gibi teknolojik aygıtlar, ancak ileri yaşlarda hayatımıza girdi. Radyo ve gazetelerin verdiği sınırlı haberler dışında, dünya gelişmelerinden uzak olduğumuz gibi, onların etkilerini de hissetmiyorduk. Kısacası, dar çevremiz içinde yaşantımızı sürdürüyor, hayatımıza dokunan küçük olumlu anlardan mutlu oluyorduk. En önemlisi de iletişim ağları olmadığından, hiçbir alanda bizi mutsuz edebilecek kıyaslama olanakları da yoktu. Öyle ki hayal dünyamız bile oldukça sınırlıydı.

Bugün bu anıları, ancak anımsadığım şekilde, belki daha çok olumlu yönleriyle anlatmaya çalışıyorum.

Şükrü Erbaş bir şiirinde, “Anılar, söz dinlemiyor anılar” diyor. Ne denli olumlu yönleriyle dile getirmeye çalışsam da anılar bazen bir başlarına buyruk oluyor, bazen mutlu ediyor, bazen de acıtıyorlar. Ne var ki onları anlatmaktan, her zaman büyük bir keyif aldığımı söyleyebilirim. Nitekim Belleğin Tozlu Sayfalarında Karataş kitabımda çocukluk, ilk gençlik dönemimi geçirdiğim semti anlatmaya çalışmıştım. Karataş deyince:

Son günlerde Raşel Meseri’nin romanı ‘Meskûn Zaman’ı okudum. Yazar bu kitabında yaşadığımız o dönemi, çoğunlukla gerçek olan mekânları, insanları, gelenekleri ve yaşam tarzını kurgulayarak yansıtmaya çalışmış. Nitekim kitabın sonsözünde, bu romanı Karataş’ta gözlerini dünyaya açtığı andan beri yazdığını belirtiyor. Kimi zaman mutlu, kimi zaman da hüzünlü anları anımsatarak…

Dostoyevski, ‘İnsancıklar’ romanında şöyle diyor:

“Mutlu ya da kederli de olsa anılar hep acıtır. En azından benim için, yine de bu acıda mutluluk da vardır. Tıpkı sıcak bir günü izleyen nemli bir akşamüstünde çiseleyen bir yağmurun, güneşin kavurduğu zavallı ve sıska çiçekleri tazelemesi ve canlandırması gibi, anılar da ağırlaşan, sancıyan, umutsuzluğa kapılan ve kederlenen yüreği tazeleyip canlandırır.”

Eskiden daha mı mutluyduk?

Hiç yanıt aramadan, bırakalım bir soru imi olarak kalsın. Geçmişe özlem duymaktan, kıyaslamaktan, hayıflanmaktansa, yaşadıklarımızdan daha çok keyif almaya bakalım, diye düşünüyorum.

Etiketler:

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün