Okullar ruh sağlığını koruyucu olabilir

Yankı YAZGAN Köşe Yazısı
20 Temmuz 2022 Çarşamba

Hayatlarımıza belirsizliğin hâkim olduğu dönemlerde hayat üzerindeki kontrol hissimiz zayıflar. Bu kontrol kaybı ile beraber özellikle çocuklarda ve gençlerde kaygı, korku, öfke, üzüntü gibi duygular öne çıkabilir. Çocuk zihninin ve çocukların dünyasının önemli bir parçası olan korku, yaşam karşısındaki çaresizlik hissiyle beraber artar, yaşam üzerindeki kontrol hissi arttığı ölçüde azalır. Anne baba tutumlarıyla çocuğun yaşadığı korkuyu bazen pekiştirir ya da korkuya tahammülü geliştirebilecekleri bir sığınak sağlar. Çaresizlik ve kimsesizlik duygusu bu sığınakların varlığı ölçüsünde azalır. 

Pandemi dönemini hayatımıza belirsizliğin hâkim olduğu dönemlerden birisi olarak tanımlamak yanlış olmaz. Belirsizliğin her birimizin yaşamında sayısız örneği olmakla beraber neredeyse tüm dünyanın kendini içinde bulduğu ve herkesin aynı anda farklı etkilenerek de olsa ‘hep beraber’ yaşadığı dönemler nadirdir. Kitlesel felaketlerde herkesin aynı anda etkileniyor olması birbirinin yardımına koşmayı güçleştirir, neredeyse herkes yardıma muhtaç duruma düşmüştür. Kafası karışmış, ihtiyaçları artmış, neyi nasıl yapacağını şaşırmış, korkmuştur.

Bu çerçevede pandemi döneminde anne babanın kendisinin çeşitli nedenlerle korku içinde geçirdiği zaman dilimleri çocuğu koruma görevindeki formlarını düşürmüş, karşılıklı ilgi ve ilişkide aksaklıklar yaşatmış olabilir. Korkunun yoğunluğu aile üyeleri arasında karşılıklı birbirini besleyerek artar, hele dış dünyayla gerçek ilişkinin sınırlı kaldığı ilk bir buçuk yılı düşündüğünüzde bu kapalı devre sistemin korku ve kaygı üreticiliğini daha iyi görebiliriz. Kaygının bir kısmı yoğun korkuya bağlı ise bir kısmı da korkunun yadsınması ile paralel giden umursamazlık ve azımsama ile orantılı olarak artış göstermiştir. Aradaki fark, kaygının ne çevresinde yoğunlaştığıdır. Salgından ve virüsün vereceği zarardan çok salgından korunma çabalarının pürüzlerini önemseme gibi davranışlar kaygının bir tür yolunu şaşırması gibi görülebilir. Yadsımanın tek nedeni bu olmasa da…

***

Pandemi gibi bireysel ve toplumsal sağlığı sarsan felaket dönemlerinde kaygılı ve korkulu olmanın özelikle davranış kontrolünü bozmadığında doğal ve işlevsel etkiler olabilir. Duygunun farkında olmak, adını koyabilmek ve yoğunluğunu beraberinde ortaya çıkabilecek davranışları gözlemlemeyi, olan biteni pasif bir kurban gibi yaşamak yerine en azından yaşananları öngörerek uygun pozisyonu almayı sağlar. Bu farkında oluş dahi ruh sağlığının bozulmasının önüne geçebilir. Bunun sadece kişisel çaba ile sağlanabilecek bir durum olduğunu düşünmüyorum. Kişilerin ve grupların birbiriyle yardımlaştığı, zorluklara karşı güç birliği yaptığı ve bunu farklılıkları kabul ederek, ayrımsız yaptığı toplumsal ortamlarda (aile, mahalle, okul, işyeri gibi) bireyler canlı ve dayanıklı tepkiler verebiliyorlar. Nitekim çalışma hayatındaki köklü değişikliklerin olduğu bir zamanda, çalışanların işyerlerini tam da bu gözle değerlendirerek ‘sadakat’lerini belirlemeleri bu yönde bir bulgu gibi geliyor.

Biz gençlerin ruh sağlığında neler oldu, kısacık ona bakalım. Pandeminin korku ve kaygıyı egemen kılan ilk yılının ardından çocuk ve gençlerin ciddi bir bölümünün dürtüsel davranışları arttı, anlamsızlık ya da umutsuzluk gibi duyguları giderek daha çok belirttiler. ‘Yeni’ yaşam tarzına uymada güçlük, eski yüklerin (ders, yolda geçen zaman…) başta özlenip sonra fazla gelmesi, pandemi yüzünden yaşayamadığımız ve ‘kaçırdıklarımıza’ üzülme, önceleri hastalığa yakalanma kaygısı, sonra koruyucu önlemlerle mücadele… Peki bu durum, ruhsal olarak ne kadar zorlandıklarının, geleceğe kalıcı olabilecek bir hasarın habercisi mi? Pandeminin gezegenimiz için yarattığı tehlike ve ruhsal ve fiziksel yapımıza bindirdiği yük ile orantılı tepkilerin aşırılığı ve aynı anda aynı kişilerde var olan aşırılıkların sayısı problemlerin psikiyatrik tanı alıp almamasını belirledi. Nitekim hastanelere başvuran çocuk ve ergenler arasında kendine ciddi biçimde zarar vermeyi düşünenlerin çok sayıda olması pandeminin yol açtığı toksik düzeydeki stresin dayanılmaz aşırılığının ürünü.

Yayımlanmış araştırmalar arttıkça klinik gözlem ve ilk raporlarda bildirilen ruh sağlığı krizi işareti olan şiddetli vaka artışları doğrulanıyor. Örneğin, NHS’nin (İngiltere) yaptığı dijital ankete göre, 2017’de dokuz çocuk ve ergenden birinde saptanabilen ruh sağlığı sorunu oranı, 2020’de 6’da 1’e yükselmiş; Donatella ve ark (2020). Pandeminin ilk aylarındaki karantina ve sosyal mesafenin yarattığı etkileri hatırlamaya çalışın. Özellikle izolasyonun getirdiği etkiler arasında çocuklarda keyifsizlik, kararsızlık, dikkat eksikliği gibi sonuçlarını gösteren çalışmalar (örn; Donatella ve ark. 2020) sosyal ve okul hayatının etkilenmesine dikkat çekiyor. Aynı dönemde bir yandan ekran kullanımının ‘mecburi’ artması ve dışarıda oynama, yeni arkadaşlıklar kurma gibi gelişim fırsatlarının kısıtlanması küçükten büyüğe uzanan bir gelişim tıkanıklığı oluşturdu. 

Pandemiyle mücadelenin zaruri bir parçası olan bu uygulamaların psikolojik bedelleri okulların açık tutulmasına öncelik verilen yerlerde daha hafif oldu. Okulların açık tutulabildiği ülkelerde çocukların sosyal gelişim ve öğrenme fırsatlarını sürdürebildikleri, anne-babaların üstündeki ev-iş ‘kaynaşması’nın getirdiği yüklerin azaldığı gözlendi.

‘Uzaktan okul’ dönemi az sayıda çocuk için bazı avantajlar getirdi. Sosyal kaygıları olan çocuklardan okula gitmekte zorlananlar daha az kaygılandı. Başarısı artan çocuklar, kaynakları daha geniş olan ailelerde anne-babalarıyla beraber daha çok vakit geçirebilen, yeni beceriler edinme fırsatı olan çocuklar oldu.

***

Ruh sağlığı sorunları ve özellikle kendine zarar verme ve yaşama isteğini kaybetme gibi ağır sorunlar pandemi döneminde 2-3 katına çıktı. Duygular bir tür düdüklü tencere gibi, duygular sıkıştırdığımız yerde kalmaz, bastırmakla bir yere gitmezler, başka bir yol bulup kendilerini ortaya koyarlar, zamanında uygun şekilde dışa vurulmadığında patlarlar! Daha önce hiçbir problem yaşamamış çocukları da kapsayan bu duygusal yıpranma içe dönüklük, durgunluk, öfke, hırçınlık gibi davranım bozukluklarını da artırdı. Bu problemlerin varlığı, anne babanın ev içinde nasıl ortam oluşturabildiği, çocuklara ne kadar zaman ayırabildiği ile de ilişkili. Aile içinde uzlaşmacı kültürün ve duygusal güvenliğin sağlandığı ortamlarda, yaşadığınız duygulardan sorumlu tutulmadığınız, cezalandırılmadığınız ve ciddiye alındığınız, desteklendiğiniz ortamlarda, ruhsal zorlanma belirtilerinin sayısı ve şiddeti azalır. Daha önceden tanı almış, nörogelişimsel bozuklukları olan ya da özel gereksinimleri olan çocukların durumu pandemide kolayca ve ilk sırada kötüleşti. Yoksulluk başta olmak üzere sosyal ya da ekonomik zorlukların baskısı altında olan çocukların zaten kırılgan olan dengeleri bozuldu.

***

2021 Eylül’ünde okullar uzunca bir aradan sonra yüz yüze eğitime açıldığında geçen iki yıl içinde neredeyse hiçbir şey olmamış gibi, eskisinden daha fazla bir yükü taşıyarak başlamış olmak pandeminin ilk iki yılının yükünü sırtımızdan indirmeye, bu yılın bir onarım ve derlenip toparlanma yılı olmasına fırsat bırakmadı. Pandemi bir süreliğine arka plana düşüp felaketler listesindeki yerini yeni savaşlara, ekolojik felaketlere ve ülkemiz başta olmak üzere birçok ülkede siyasal ve ekonomik krizlere bıraktığında, yol açtığı ruh sağlığı krizi bir yere ‘gitmedi’. Üstelik önümüzdeki döneme ilişkin çok sayıda belirsizlik hayatımızı etkilerken, pandeminin bitmediğinin ve en azından dalgalanmaların süreceğinin anlaşıldığı bir döneme girdiğimiz anlaşılıyor. O zaman belki şimdi eğitimdeki yersiz yükleri azaltmak, müfredatın akademik içeriğini düzenlemek ve sosyal duygusal gelişime öncelik veren bir bakış ile okullarda ruh sağlığı krizinin etkilerini telafi edecek, çocuk ve gençlerin ruh sağlığındaki bozulmaları erkenden saptayarak ilk desteği verecek, öğrenciler, öğretmenler, veliler, idareciler ve psikolojik danışmanlar gibi okul paydaşlarının her birinin ruh sağlığını koruyucu bir iklim oluşturmak için hareket etmenin tam zamanıdır.

Not: https://www.salom.com.tr/koseyazisi/119702/okullar-olmadan-olmaz İlginizi çektiyse aynı konu çevresinde yazdığım önceki yazıya da göz atmanızı rica ederim.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün