Sevgili tişörtüm veya Duş alma sürenizi kısaltın…

Sami AJİ Köşe Yazısı
30 Mart 2022 Çarşamba

“Sana ne benim duşumdan!” demeyin…

Özellikle bu sene 22 Mart’tan beri (Dünya Su Günü) günlük yaşamamızın her noktasına karışılıyor, TV’lerde reklamlara ve uyarılara su konu oluyor.

Örneğin bu sabah uyandınız. İlk işiniz başucunuzda duran suyu içmek. İçerken aklınıza “Keşke içmeseydim bu bardak suyu” gelebilirdi. Niye mi? Çok basit:

Siz, benim gibi, pamuklu tişört olmazsa olmaz diyenlerden iseniz ve tişört üretimi hakkında denilenleri, yani bir tişörtün üretimi için 2750 litre su gerektiğini duydunuz ise aklınıza böyle bir şey gelmiş olabilirdi:

Bir tişört imali için tam 13.600 (yazı ile on üç bin altı yüz) bardak su gerekiyorsa her tasarruf ettiğim su miktarı bana daha ucuz bir tişört olarak geri dönebilir... Ben ki sentetik tişört giyersem alerji oluyorum.

Şimdi aynı hesabı aklınızda tutarak, tuvalete girdiniz… Gazetenizi okuduktan vs. sonra çıkmadan evvel sifonu çektiniz. “Fazla su harcanıyor, derhal daha verimli az harcamalı bir rezervuar taktırmam gerek” diye düşündünüz.

Ardından lavaboya yöneldiniz. Ellerinizi yıkayacaksınız. Salgın esnasında 20 saniye tavsiye edilmişti. Tamam, bu beladan kurtulmak üzere olduğumuza göre bu süreyi de 10 saniyeye indirebiliriz diye düşündünüz.

Sıra dişlerinizi fırçalamaya gelmişti. Bu ameliye çok dikkat isteyen ve doğrudan sağlığımızı ilgilendirdiği için diş doktorunuz ve iç hastalıkları uzmanınız ile zaten görüştünüz. Diş fırçanızı birkaç cm3 su ile ıslatıp üstüne macunu koydunuz. Boşa su akıtmadınız.

Son seneler, her gün duş olmak cildi fazla kuruttuğunu, duşu haftaya üç dört kereye indirmek gerektiği deniyor, ama bugün duş olmak istediniz, biraz sıcak su biraz soğuk su akıttınız, sauna usulü. Hem müthiş bir zindelik kazandınız hep de duşta çok daha kısa kalıp ciddî bir tasarruf sağladınız. Bu vicdanınızı rahatlattı çünkü dün kendinizi şımartıp duşun altında üç tane arya söyleyip (Toreador, La Donna è Mobile ve Libiamo) tam 10 dakika duşun altında kalmıştınız!

Giyinmeye başladınız, keyifle pamuklu tişörtünüzü ve külotunuz geçirir geçirmez moraliniz bozuluyor: Yapımlarında harcanan su miktarını hatırladınız. “Böyle giderse yaşlılığımda giyecek pamuklu çamaşır bulamayacak mıyım?”

Bu yetmezmiş gibi bazı uzmanların su sarfiyatı ve iklim böyle giderse, 2030 veya en geç 2050 yılında susuz kalacağımızı öngördüklerini söylediklerini aklınıza gelir ve “Boş ver çamaşırımı, sevgili torunlarım ne yapacaklar?” diye paniklediniz.

Paniklemeyin lütfen. Uzmanlar ne diyorlar? Böyle giderse” diyorlar. Ama “böyle” gitmeyecek. Bütün dünyada ilim adamlar, genç beyinler çareler aramak ile meşgul.

Probleme şu yönden bakalım:

Evde yapabileceğimiz su tasarrufu tabi faydalı ama aslında dünya çapında evdeki tüm ihtiyaçlarımızı karşılamak için harcadığımız suyun toptan su tüketiminin yüzde sekiziymiş… Dolaysıyla yapacağımız tasarruf şehirlerin yaptığı sarfiyatını epey, ama dünya su sarfiyatını az etkileyecektir.

Tüketilen suyun yüzde 70’i tarımda kullanılıyor ve asıl bu sahada yapılacak tasarruf gerçekten hayatî bir önem taşıyor.

Tahmin edeceğiniz üzere yıllardan beri bu yönde çalışmalar yürütülmekte.

Önce kuraklığa dayanıklı ve her durumda daha az suya ihtiyaç duyan tohumlar geliştirildi ve geliştiriliyor.

Bilgisayarlar ve drone yardımıyla su kullanımında ciddi tasarruflar yapılıyor.

Ve nihayet tarımda kullanılacak su kaynakları gittikçe artırılıyor. Bunların başında tuz ve çeşitli zararlı maddelerden arıtılan deniz suyu gelmektedir. Esnek filtrelerden geçirilen deniz suyu neredeyse içme kalitesine dahi getirilmektedir1.

Şehirlerde kullanılan atık suların yeniden arıtılarak tarıma tahsis edilmesi gittikçe yayılan bir kaynak.

Özetle strese girmeyin. Paniklemeyin.

Başa dönersek, siz siz olun, suyu boşuna akıtmayın. Ama ara sıra duşun altında aryalar söylerseniz de vicdan azabı çekmeyin.

Çareler tükenmeyecek, ilim adamlarına ve genç beyinlere güvenin:

Torunlarımız susuz kalmayacaklar (ve siz de pamuklu tişörtlerinizden mahrum kalmayacaksınız).

----

1 Deniz suyu arıtmasında filtreler arasında sıkışan tuz ve çamurların tekrar denize bırakılması bir sorun olarak tartışılmaktadır. Ancak bu durum tuz oranı yüksek denizler için geçerlidir. (Karadeniz’in tuz oranı yüzde 1,8, Kızıldeniz’in tuz oranı yüzde 4,4.)

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR