Rabiye Hanım ve George W. Bush

Tilda LEVİ Köşe Yazısı
16 Mart 2022 Çarşamba

Heybeliada’da iskeleden çarşıya girip, yokuşa doğru yöneldiğinizde, kapısında eski kırmızı tahta tabelanın üstünde, ‘Heybeli Sahaf’ yazılı bir dükkân vardır. Ada’ya özgü ahşap konakları andıran mekânın sahibi Nazım Hikmet Erkan.

“Bu soğuk havalarda belki birileri yolunu şaşırır da gelir diye dükkânı açtık” diyen sahaf, mevsim şartlarına göre, kaldırıma koyduğu masa/iskemlelerde sadece sararmış sayfaları karıştırıp, kitap okumak isteyenleri de konuk ediyor.

Erkan, “Cennet’i hep bir çeşit kütüphane olarak düşlemişimdir” diyen Borges misali, kitap okuma oranının yüksek olmadığı toplumumuzda, tutkusunu hayata geçirmek için Aralık 2016’da bu mekânı açtı. Sahaf, son dönemlerde ekonomik şartları göz önüne alarak mümkün olduğunca zam yapmamayı hedefliyor. Üniversite eğitiminin ardından bir süre belgesel film sinema sektöründe çalışan Erkan’ın  ‘Heybeli Sahaf’ dükkânında halen büyük bir sinema kitaplığı var. ‘Zaman satan dükkân’da 1800’lü yıllara ait çoğu Fransızca, İngilizce ve Rumca olan kitaplar bulunuyor. Heybeli’ye giderseniz uğramak istersiniz belki…

↔↔↔

Sinemadan bahsetmişken, COCID-19 ortamında açılışı kırmızı halıyla yapılamasa da 72. Uluslararası Berlin Film Festivali’nde, ‘Rabiye Kurnaz George W. Bush’a Karşı’ adlı film ülkemize iki ödül kazandırdı. En İyi Senaryo ve En İyi Oyuncu dalında, Gümüş Ayı Ödülüne layık görülen yapıt festivalin iki ödül kazanan tek filmi oldu.

Film, Almanya’da yaşayan Türk göçmeni bir ev kadınının, beş yıl boyunca Küba, Guantanamo’da suçsuz yere hapis yatan oğlunu kurtarma çabalarını anlatıyor. Rabiye, Washington’da Yargıtay’a kadar gittiği mücadeleyi kazanıyor. Senaristin bu hikâyeyi biyografik bir komediye dönüştürmesi ise ayrı bir başarı.

Festival filmleri, haziran ayında sinemalarda gösterime girecek.  Henüz vaktiniz olmadıysa sinema eleştirmenimiz Viktor Apalaçi’nin geçen Şalom’da ‘Rabiye…’ hakkındaki yazısını okumanızı öneririm. Apalaçi, filmi şimdiden izlemiş olan şanslılardan…

↔↔↔

Berlin Film Festivali bana çok özel bir insanı, Beki Telvi Probst’u çağrıştırır.

Sinema dünyasında ‘The Great Dame’ olarak söz edilen Beki T. Probst, NDS Lisesinin ardından İstanbul Üniversitesinde Gazetecilik ve Hukuk diplomalarını aldı. Uzun süre Tercüman Gazetesi ve Hayat Mecmuasında çalıştı. 1960’ta yaşamına yeni bir yön vererek, İsviçre’nin Bern şehrine yerleşti. Sinema sektörüne girerek yıllarca Avrupa Film Pazarı’nın (European Film Market) başkanlığını yaptı. ‘81- ‘88 senelerinde Berlin Film Festivali’nden Türkiye ve Yunanistan’a filmler satın aldı.

 Berlin Film Festivali sırasında Berlinale Kamera Ödülü’nü aldığında, festival direktörü Dieter Kosslick, “Meslektaşlarının dostları haline geldiği kariyerindeki olağanüstü başarısından ötürü dünyanın en önemli isimleri tarafından alkışlanmasını görmek ne büyük bir onur, ne güzel bir an” demişti.

Beki Telvi Probst üç yıl önce jübilesini gerçekleştirdi. Probst’u çeşitli vesilelerde İstanbul’a kardeşi ve aynı zamanda komşum olan Jak Telvi’ye yaptığı ziyaretlerde tanıdım. Girdiği ortama renk, enerji ve zarafet yansıtırdı.

Bu yaz, tatil için Bodrum’a geleceğini duydum. Eminim yine aynı enerjiyle, dostlarıyla sohbetini paylaşacak.

Sağlıkla kalın.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün