Roseto Kasabasının sırrı ve ´cemaat´ olabilmenin önemi

“Bu toplumdaki insanlar sadece yaşlılıktan ölüyor, sadece bu!”

Mois GABAY Köşe Yazısı
23 Şubat 2022 Çarşamba

Malcolm Gladwell, ‘Çizginin Dışındakiler / Outliners’ kitabında İtalya’nın güneyindeki Roseto Kasabasında yaşayan insanların tuhaf hikâyesinden bahseder. Roseto İtalya’da yoksul bir köydür. 19. yüzyılın sonunda daha iyi yaşam umuduyla bir grup Rosetolu Amerika’ya göç eder ve orada İtalya’daki kasabalarının aynısını kurarlar. Yamacı inip çıkan dar sokaklarda birbirine yakın, iki katlı evler ve bir kilise vardır. Evlerinin arka bahçelerinde ev yapımı şarap için üzüm yetiştirip, okullar, park, manastır ve mezarlık inşa ederler, ana caddeleri boyunca küçük dükkân, fırın, restoran ve barlar açıp, tekstil ticareti için giysi üreten atölyelerde çalışırlar. Uzun zaman eski dilleri olan İtalyancayı konuşmaya devam ederler. Roseto kendi kendine yetebilen ve çevresindeki toplumlarca hiç tanınmayan minik bir dünyadır.

1950’li yıllarda Oklahomalı Doktor Stewart Wolf, yerel tıp derneğinde bir konuşma yapmak üzere Roseto’ya davet edilir. Orada karşılaştığı bir hekim kendisine “Roseto’da 65 yaşından küçük insanlarda kalp hastalıklarına hemen hemen hiç rastlanmaz,” der. O yıllarda, tüm Amerika’da 65 yaş altındaki erkeklerin en önde gelen ölüm nedeni kalp krizleridir. Henüz kolesterol düşürücü ilaçlar piyasaya sürülmemiş ve by-pass ameliyatlarına da geçilmemiştir.

Dr. Wolf meseleyi incelediğinde şaşırtıcı verilerle karşılaşır. 65 yaş altındaki kimsede kalp sorunu yoktur. 65 yaş üstündekilerin kalp rahatsızlıklarının oranı ise ülke ortalamasının yarısıdır. Ölüm oranı beklenenin yüzde 35 altındadır. Ayrıca kasabada intihar, alkol bağımlılığı, madde bağımlılığı gibi vakalar hemen hemen hiç yoktur ve suç oranı oldukça düşüktür. Dr. Wolf’un alanına giren peptik ülser de neredeyse yok gibidir. Kısacası, Roseto’daki insanların büyük bir bölümü yaşlılıktan ölmektedirler.

Bulgular çok şaşırtıcıdır.

Hem hekimlerin hem de sosyologların katıldığı geniş çaplı bir araştırma başlatılır. İlk varsayım, Rosetolular’ın sağlıklı bir yaşam uyguluyor olmalarıdır. Bu varsayım kısa sürede çürütülür; halk hem yağlı yemekler yemekte hem de hiç egzersiz yapmamaktadır.

İkinci aşamada kasabada yaşayanların genetik tabloları, İtalya’da yaşayan akrabalarıyla karşılaştırılır. Araştırma sonucunda İtalya’daki akrabalarının diğer insanlar gibi kalp ve damar hastalıklarına yakalandıkları saptanır.

Ve son olarak, bilim adamları Roseto’nun konumunu araştırırlar, Roseto kasabasına komşu kasabalarda kalp hastalıklarının yine yüksek olduğu sonucu ortaya çıkınca bu hipotez de çürütülmüş olur.

Dr. Wolf kasaba çevresinde yürüyüş yaptığında nihayet Roseto’nun gizemini bulur: Asıl sır, Rosetoluların sosyal ilişkileri ve cemaat olmayı başarabilmeleridir. İtalyanca sohbet etmek için sokakta saatlerce ayakta durmaya üşenmeyen, arka bahçelerinde birbirleri için yemek pişiren, birbirlerini sık sık ziyaret eden kısaca komün bir yaşam süren Rosetolular dış dünyanın tehlikelerine karşın kendilerini korumayı başarmıştı. Evlerde çoğunlukla iki ya da üç kuşak bir arada yaşıyordu ve bu evlerde saygı ve sevgi en üst düzeyde idi. Cemaat içinde kiliseye devam çok yüksek orandaydı, inancın bütünleştirici ve sakinleştirici etkisini yaşıyorlardı. Nüfusu 2 binin altında olan bu kasabada 22 sivil kuruluş saptadılar. Zenginleri kendilerini gösteriş ve şatafatlı yaşamdan uzak tutuyor ve diğerlerinin yoksulluklarını-başarısızlıklarını kapatmaya teşvik eden eşitlikteki hayat felsefesine sahiptiler. Başarısızlıklar hemen halledilmeye çalışılıyor, yardımlaşma ön plana çıkıyordu. Aralarında, güçlü, koruyucu, kollayıcı, sevgi dolu bir sosyal yapı kurulmuştu.

Roseto’nun gizemi, sosyal bağları güçlü bir cemaat olmayı başarmalarıydı.

Geçtiğimiz günlerde üst üste yaşadığımız, toplumumuzun hayırseverlerinin kayıpları bana bir kez daha cemaat olabilmenin önemini hatırlattı.

Bensiyon Pinto, Rıfat Duvenyaz, Sami Azar, Albert Levi… Ortak yönleri kendi konfor alanlarından çıkıp yaşadığı toplumun sorunlarına çözüm aramaları, özverili çalışmaları ile gelecek kuşaklara ışık tutmalarıydı.

Albert Levi… Hayatı boyunca gençlere ve eğitimin gücüne inandı. Vizyoner bakış açısıyla hep ileriye baktı. Ulus Özel Musevi Okullarının her genci O’nu bilgisi, azmi ve inancı ile tanıdı. Emanet ettiği yolda gençler onun izinden gitmeye devam edecek.

Geçtiğimiz iki yıl salgın süreci, tüm sosyal hayatımızı etkilese de bizler her daim sosyal bağlarımızı güçlendirmenin, gençlerimize bir topluma ait oldukları bilincini verebilmenin yollarını bulmalıyız. Ulus Özel Musevi Lisesi İngilizce bölüm Başkanı değerli hocam Engin Arık, 12. sınıflarda okutulan bu makaleyi bana gösterdiğinde çok mutlu olmuştum. Gençlere bir topluma ait olduklarını her fırsatta hatırlatabilmek günümüz çağında en önemli ihtiyaçlardan biri… Bireyselliğin pompalandığı günümüzde, bizlerin halen mutfak kültürümüzden, dil mirasımıza, bayramlarımızdan Şabat dualarımıza bir olabilmemizin ayrıcalığını hissetmek toplumsal sağlımızın da en iyi ilacı olacaktır. 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR