Fanatik olmamak…

Joelle PİNTO Köşe Yazısı
26 Ağustos 2020 Çarşamba

Fanatik olmak deyince aklımıza ilk anda spor gelir. Daha da spesifik olarak futbol. Körü körüne, aşırı derece, biraz da saplantılı denebilecek kadar bir şeye, bir kişiye, ülkemizde ise daha çok bir futbol takımı veya siyasi partiye bağlı olmaktır fanatik olmak. Çocukken fanatizm, renklerin aşkı gibi gelirdi bana. Bir nevi herkesin gönül verdiği takıma olan bağlılığı gibi… Çocukluğumun ve genç kızlık dönemimin ilk yıllarının geçtiği Teşvikiye’deki apartmanın altındaki eczanenin vitrininde doldurulmuş bir kartal vardı. Galatasaraylı olmama rağmen, güzel ve güler yüzlü eczacı hanımın kocasının takımına bağlılığı hoşuma giderdi. Bugün düşündüğümde içi doldurulmuş bir kartal oldukça korkutucu ve bir eczane için çok da hijyenik değil. “Belki de sahtedir” diye düşünerek, kendimi teselli etmeye çalışırım o günleri düşündüğümde. Eczacıyı nöbetçi olduğu akşamlarda yalnız bırakmayan eşi, on sene oturduğumuz apartmanda hepimizi tanırdı. O zamanlar küçük yaşta olan erkek kardeşimle sohbet eder, onu da Beşiktaş taraftarı yapmaya çalışırdı.

***

Çocukların çoğu babalarının tuttuğu takımı tutar. Küçük bir çocuğun tuttuğu takımı değiştirmeye çalışmak ise aslında şiddet içermeyen bir fanatizm. Kardeşimin tuttuğu takımı değiştirmeye çalışan tek fanatik eczacının eşi değildi. Büyükada’daki eski evimizdeki komşumuz da kardeşimi Fenerbahçeli yapmaya çalışır, günümüzde oldukça yanlış anlaşılabilecek “Fenerli olursan sana çikolata veririm” gibi cümleler kurardı küçük bir çocuğa. Sonunda kardeşim, ikisinin de etkisinde kalmayarak babası ve benim gibi Galatasaraylı oldu. Fanatiklik konusunda bir özeleştiri de gazetem Şalom’a yapmak isterim. Fenerbahçe’nin şampiyon olduğu senelerde attığı büyük fontlar ve şampiyonluk haberlerindeki coşkuyu, Galatasaray’ın şampiyon olduğu senelerde de görmek isterim. Haberi tabii ki yapılsa da, coşkudaki fark gözümden kaçmadı değil.

***

Yaşlar büyüyünce ve dünyadan haberdar olmaya başlayınca, fanatik olmanın çok çirkin yüzlerini gördüm. Futbol maçlarında dövülen taraftarlar, taraftarlara atılan idrar torbaları, hastanelik olan seyirciler, yağmalanan ve ateşe verilen koltuklar gibi. Başkalarının özgürlüğüne, haysiyetine ve sağlığına zarar veren hiçbir hareket kabul edilemez. Bu yaşamamın diğer alanlarında da geçerli. İnandığınız siyasi parti ne olursa olsun, birinin eşinin fiziksel görünümüyle dalga geçmek kabul edilemez ve fanatikliktir. Ülkede bulunan doğal gaz kaynağına sevinmemek de öyle. COVID-19 aşısının başka bir ülkede bulunmasına sevinememek de fanatikliktir. Yıllarca severek okuduğunuz bir moda dergisinin, sosyal medya platformunu taraftarı olmadığı başkanın ailesini eleştirmek için kullanması fanatikliktir. Et yiyen insanları bilgilendirmek yerine, vejetaryen olduğu için olmayanlara her türlü hakaret etme hakkını görmek fanatikliktir. Dinlerle ilgili fanatizm konusuna girmeyeceğim bile, buna ne benim köşem ve de gazete yeter. Taraftar ve fanatik arasındaki farkı geçtiği anı bilmeyenlere; özgürlük kısıtlama, kıskançlık, şiddet, saygısızlık yapıyorsanız, siz taraftar değilsiniz. Fanatiksiniz. Tehlikeli…

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR