Hekim - tabip - doktor

Sami AJİ Köşe Yazısı
17 Haziran 2020 Çarşamba

Haydaa!  “Şimdi de tıp sahasına mı el atacak?” diye söylendiğinizi duyar gibiyim.

Öyle bir niyetim yok ve esasen de etrafımda akraba ve yakın arkadaş olarak epey doktorum var…

Ancak şunu da kabul edelim. Korona virüsü belası ortaya çıktığından beri hepimiz neredeyse uzman kesildik. 

İlk olarak dünyada insanların üç grup altında incelenebileceğini öğrendik. Sıfır ile 18 yaş grubu, 18 ila 65 yaş kümesi ve 65 yaş üstleri…

Anladığım kadarı ile bir yaşında bir bebekle 18 yaşında bir delikanlının virüse yakalanması ve tedavi sürecinde verdiği tepkiler birbirine çok benziyormuş…

18 ile 64 yaş arasındaki fertler -kadın olsun erkek olsun fark etmez- aynı riskleri taşıyorlarmış. Neredeyse aradaki 45 yılı yok sayabiliriz. Nitekim bu grupta, derin yaş farklı ama muazzam aşklara dayalı evlilikler gerçekleşiyor.

65 yaş üstlerini hiç ka’le bile almaya değmez bunların hepsi moruk veya dedeler-nineler sınıfına girdikleri için nereye çekersen oraya giderler… Son olarak da bu kümeye ‘antika araba’ sıfatını yakıştırdılar. Yani vitrinde korunacak mahlûklar…   

(Zaten torunlar da bu antikaları diledikleri gibi yönlendiriyor. Ellerine bir fırsat daha geçti. Antika arabasız sokağa çıkamayacaklar. Böylece torunların 65 yaş üstüne virüs bulaştırma tehlikesi olmadığı tescil edildi.) 

TV kanallarında, gazetelerde ve cep telefonlarıyla artık sayısını unuttuğumuz tabipler, hekimler ve doktorları okuyup dinledikten sonra da vücudumuzun önce genel anatomisini ezberledik. Bunu takiben beynimizden el ve ayak tırnaklarımıza kadar her türlü iç ve dış organlarımızın teker teker niteliklerini inceledik. 

Oralarda da kalmadık. Hücrelerimize geçtik. Hücrelerimizin yapılarını ayrı ayrı ve belli kümelerle nasıl hareket ettiklerini öğrendik. Mikro biyolojiyi kavradık.

Onunla da yetinmedik tabii… Aşılar ve ilaçların yan etkileri, karşılıklı etkileşimleri hakkında da geniş bilgi sahibi olduk. Anlayacağınız farmakolojiyi de söktük.

En önemlisi virüsün sıçrama yeteneğini öğrendik… Virüs 1,5 metre atlayabiliyormuş. (Dikkat 1,4 değil 1,6 değil 1,5.) Böylece cebimizde şerit metreler taşımaya da başladık. (Buraya da dikkat:  dünya rekorunun 8 metre olması söz konusu.) 

Tam da “Eh artık her şeyi anladık” derken son günlerde kel erkeklerin virüse yakalanmalarının daha kolay olduğu ve hastalık sürecini daha ağır geçirdiklerine dair haberler dolaşmaya başlamaz mı? Dehşete düştüm. Hemen bir kuaföre gidip peruk aldım… Belki virüs aldanır.

Son dakikada virüsün kan gruplarına göre etkisini daha hafif veya ağır gösterdiğine dair ilmi araştırmalar yayınlanmaz mı? O anda hematoloji dersini atladığımızı anladık ve derhal internetin içine daldık. O branşı da adeta yuttuk.

Özetle doktor olmamıza bir adım kaldı…

Ancak olmamız mümkün değil… Niye mi? 

Önce şu suali soralım: Dünyanın birçok ülkelerinde aynen bizde olduğu gibi, doktorlara, tabip veya hekime benzer eşdeğer terimler var. Ama benimsenen sözcük hemen tüm dünyada ‘doktor’dur.

Doktor bildiğiniz gibi akademik çevrelerce herhangi bir konuda önce yüksek lisans sonra da doktorasını veren kişilerin hak ettiği bir unvan ve kıdemdir. O seviye bende yok.

Peki. Doktora, doktor demenin bir gerekçesi yok mu? Sadece yabancı ülkelerde kullanılan bir tabirin lisanımıza girmesinden mi ibaret? 

Kulunuza göre hayır…

Önce dünyada hiçbir ferdin diğerinin tıpatıp aynı olduğunu kabul etmek imkânsızdır. Diğer bir deyişle insanoğullarının hiçbiri aynı tornadan çıkmış seri imalat ürünü değildir. 

Dolayısıyla, herhangi bir rahatsızlık nedeniyle hekime danışan bir kişi onun önüne konan bir tezdir…

Hekim muayenesine başlamadan evvel o insanın tüm özgeçmişini en ince noktasına varıncaya kadar sorar: Önce oturduğu adresi öğrenir. Yaşam alanını inceler. Mesleği ve çalışma koşulları hakkında bilgi edinir. Sonra anne ve babasından başlar, varsa kardeşlerinin sağlık durumunu sorar; ailede kalıtımsal bir hastalık görülüp görülmediğini araştırır. 

Bu anketleri müteakip fiziksel muayeneye başlar. Hastanın tüm vücudunu elden geçirir.

Tüm bu safhalardan sonra teşhisini koyar, tedaviye başlar ve vaka neticeleninceye kadar hatta sonrasında dahi kişiyi takip eder.

Hasta sonuçta iyileşsin veya iyileşmesin, hekim tezini vermiştir ve ona ‘doktor’ unvanını vermek caizdir. 

Esasen toplumun önemli kısmı da bu sözcüğü benimsemiştir. Bu yüzden de hekimlere yönelik şarkılarımız uzun yıllardır hep doktorlara hitaben terennüm edilir:

Aman doktor canım cicim doktor

Derdime bir çare

Çaresiz dertlere düştüm

Doktor beyim bir çare…

Günün anlam ve önlemine denk düşüyor. 

En iyisi sağlıklı kalmak…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR