Karga gak dedi

Sıradan bir hal-hatır sorusudur “n’aber?” Cevabı da aynı sıradanlıktadır: “Hiiç... İyilik sağlık işte, daha ne olsun?” Soruyu yanıtlayanın ağzından otomatikman çıkan sözcüklerdir ‘iyilik’ ve ‘sağlık’. Oysa içlerinde öylesine derin anlamlar barındırıyorlar ki! Her ikisinin de aynı anda mevcut olmaları “Daha ne isterim ki?” anlamındadır, ama gerçekten de sağlık ve iyilikten başka daha ne istenebilir ki?

İzel ROZENTAL Köşe Yazısı
8 Nisan 2020 Çarşamba

Sıradan bir hal-hatır sorusudur “n’aber?” Cevabı da aynı sıradanlıktadır: “Hiiç... İyilik sağlık işte, daha ne olsun?” Soruyu yanıtlayanın ağzından otomatikman çıkan sözcüklerdir ‘iyilik’ ve ‘sağlık’. Oysa içlerinde öylesine derin anlamlar barındırıyorlar ki! Her ikisinin de aynı anda mevcut olmaları “Daha ne isterim ki?” anlamındadır, ama gerçekten de sağlık ve iyilikten başka daha ne istenebilir ki?

Bu karantina günlerinde ‘sağlık’ sözcüğünün ne anlama geldiğini gezegenimizde anlamayan kalmamıştır. Üstelik geçen hafta önüme geçerek bu köşeye sırasız dalan Selin Kandiyoti (ki kendisi bu sayfanın patronudur), “Sakin olun, bu hastalık o kadar da kötü değil, şayet ölmeden yırtabilirseniz, ülkenize yararlı bile olabilirsiniz” diyerek yüreklerimize su serpti ve ruh sağlığımıza ilaç gibi gelen bilimsel yazısıyla bizi bir güzel aydınlattı. Bana da ‘sağlık’ konusunda diyecek söz bırakmadı. Buna karşın ‘iyilik’ üzerine birkaç kelam edebilirim.

Vaktiyle bir dostum bana, “Gezegenimizde iki tür insan vardır, iyiler ve kötüler” demişti. O zaman bu sözü pek önemsememiş, hatta ne yalan söyleyeyim biraz da saçma bulmuştum. Bana göre kötü insan yoktu, hepimizin içinde kendi aralarında çatışan bir iyilik meleği, bir de kötülük meleği vardı. Tavır ve davranışlarımız ikisinden birinin daha ağır bastığı zamanlara göre değişiyordu. İyilik meleğinin en büyük destekçisi ve yardımcısının vicdan olduğuna inanırdım. Kötülük meleği ise, hırs, kıskançlık, nefret, intikam, kibir gibi bir takım kötü duygulardan beslenerek güç buluyordu. 

Yaşım ilerledikçe hayat bana pek çok vesileyle bir takım dersler verdi, kendisine minnettarım! Homo Sapiens türünü net bir şekilde ikiye ayıran dostuma yıllar sonra hak verdim: Evet, insan soyu ikiye ayrılıyor, iyiler ve kötüler! Fakat tahminim şu ki, bu bölünme eşit değil. Yani tartacak olursam, terazinin kefesi iyilerden yana ağır basacakmış gibi duruyor. Bu iyi bir şey! Ne var ki, iyilerin sayıca üstün olmaları bu iki grubun arasındaki savaşı kazandıkları anlamına gelmiyor. Hatta tam aksi! Zira her iki grubun arasında akıllı ve zekiler olduğu gibi aptallarla saflar da var. Kötülerin arasındaki aptallar ve saflar kötüler tarafından zekice kullanılırken, iyilerin içindekiler bilinçsizce, iyilik yaptıklarını umarak kötülüğe hizmet ediyorlar. Ve ne yazıktır ki sayıca azınlıkta değiller. Öyle olunca da terazinin kefesi kötüden yana ağır basıyor. 

An itibariyle yaşamakta olduklarımıza bir 3D gözlükle bakmaya çalıştım. Bilirsiniz, 3D gözlüğün en büyük özelliği iki farklı görüntüyü aynı anda görmemizi sağlamasıdır. Ekrana bakarken zihnimizde birleşerek oluşan bu iki farklı görüntüde derinliği, yani üçüncü boyutu da algılamış oluruz. (İleride bu sayfanın patronu konuyu ele alan bir bilimsel makale döşenir mi acaba?) Her neyse, ben dünyamıza bir gözüme iyilik, diğerine kötülük camlarını takarak baktım. Gördüğüm manzarayı beğendim desem yalan olacak.

İyiler dünyayı daha yaşanabilir bir hale sokmaya çalışırlarken, içlerindeki aptallar kötülere hizmette kusur etmemiş! En saf, en temiz, en güzel duygular, savaşlarla, göçmen sorunlarıyla törpülenmiş, sivrilmiş, ırkçılığa, nefrete dönüşmüş. Rahatlık ve konfor uğruna çevre katledilmiş, doğaya aman verilmemiş, iklim krizi diye haykıran bilim insanları, aktivistler görmezden gelinmiş, felaket tellalları olarak damgalanmışlar. Eh, doğa da doğal olarak kendini korumak, dengeleri yeniden oluşturmak zorunda kalmış... Ne umuyordunuz, sessizce filmin sonunu mu bekleyecekti?

Yukarıda yazdıklarımı saçma komplo teorilerinden biri olarak düşünmenize rağmen bu satıra kadar geldiyseniz size hem teşekkür hem de özür borçluyum. Evet, gerçekten de saçmalama hakkımı kullandım! Fakat çok geçerli bir mazeretim var: Bir aydır ev hapsindeyim. Mutfaktan salona, salondan yatak odasına, oradan da misafir odasına kaç adım varsa, hepsini saydım ezberledim. Artık gecenin zifiri karanlığında hiçbir yere çarpmadan rahatlıkla dolaşabiliyorum. Gündüz vakti pencereden dışarıyı seyrediyorum bol bol. Binamızın önündeki kavak ağacı hızla yaprak açmaya başladı. Bir çift karga, ağacın orta yerine yuva yaptılar. Şimdi sırayla, ring seferi gibi gidip gelerek yuvaya bir şeyler taşıyorlar. Sanırım her ihtimale karşın onlar da kendilerine gerekli malzemeleri stokluyorlar. Kargalar akıllı yaratıklar, gelişmeleri gün be gün takip ediyorum. Kim bilir? Bir bakmışsınız ki bu sürecin ne zaman sonlanacağına dair bir ipucu verirler! Sevgili Selin, kargaların doğası hakkında bir makaleye ne dersin? Gaaak!

Açıklama notu: Hoşgörüsüne sığındığım Selin Kandiyoti, mizah sosuyla tatlandırdığı bilimsel yazılarını keyifle okuduğum bir yazar arkadaşımdır. Yukarıdaki takılmalarım salt sevgidendir. Anlaştık mı patron?

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR