Vals ve tango…

Sami AJİ Köşe Yazısı
31 Mart 2020 Salı

“Bu da nereden çıktı şimdi? Dünya, amiyane tabirle, ne idüğü belirsiz bir virüsle uğraşırken vals ve tangoyu ne yapalım?” dediğinizi duyar gibiyim.

Cevabım gayet basit… Vals ve tangoya başlamamızın esbab-ı mucibesi, korona virüsü, nam-ı diğer COVID-19’un bizzat kendisidir.

Nasıl mı? 65 yaş ve üstü gençlerin sokağa çıkmaları kısıtlanınca, ister istemez evden çalışmaya başladık. Her zamanki gibi mesai bitince, işten (yani çalışma odamdan) eve (yani mutfak ve salona) dönüyorum. Yemekten sonra da kulunuz TV karşısında oturmaktan hazzetmediğinden, sevgili eşimle birlikte hafif bir içkiden sonra, dans etmeye karar verdik. Rock and Roll isterdik ama şimdilik, birkaç hafta, kasları ısıtmak ve yumuşatmak için tango ve valsı seçtik.

Konu açılmışken valsın dansların kraliçesi olduğunu belirtmeme müsaade ediniz. Vals, günümüzde zarafet, incelik, görgü ve ahenk ile eş anlamlıdır. Dünyanın hemen her yerinde, balo dediğiniz zaman, mutlaka vals yer almalıdır. Hatta bu yıl, ülkemizde de, özellikle lise mezuniyet balolarında bazı talebelerin dans grubu kurarak kelimenin tam anlamıyla çok şık vals gösterileri yaptıklarına şahit olduk.

Belki şaşacaksınız ama başlangıçta bu dans birçok Avrupa ülkesinde yasaklanmıştı. Bir erkekle bir kadın nasıl olur da birbirlerine sarılabilirlerdi? Ahlak kurallarına tamamen aykırı sayılıyordu. Hele vals yapmayı kabul eden bir kız hafif meşrep addedilebilirdi…

Ancak vals Viyana’dan tüm Avrupa’ya hızla yayıldı. Asalet unvanını önce Paris saraylarında aldı. 1780 yılında ünlü Kraliçe Marie Antoinette (bilindiği üzere Avusturya asıllı idi) bir baloda vals yapmaya başlayınca tüm diğer başkentler derhal onu taklit etmeye başladı.

Aradan yıllar geçer… Strauss hanedanı ile birlikte valsın altın çağı başlar. Hele 1838 yılında orkestrası ile birlikte Londra’ya gider. Genç Prenses Victoria’nın huzurunda, Buckingham Sarayında verdiği konser ve konser esnasında müstakbel kraliçenin dans etmesi valsa müthiş bir ivme kazandırır.

Osmanlı Sarayı da valsa kayıtsız kalmamıştır. Aynı yıllarda Sultan Abdülaziz’in (1830-1876) ‘Valsa Davet’ ve Sultan 5.Murat’ın (1840-1904) ‘Valse in E Flat’ adlı kendi besteledikleri eserleri lütfen dinleyiniz. Hayran kalacaksınız.

Eh… Vals hakkında epey konuştuk… Tangoya da bir göz atalım mı?

Tango da bugün en gözde danslardan biri. Her yıl dünya çapında yarışmalar düzenlenir. Ülkemizde de çok benimsenmiştir. (Faaliyette olan tango okullarının ve gruplarının sayısı her geçen gün artmakta. Lütfen aşağıdaki resme bakınız. Bilecik Belediyesi 14 Şubat 2020 tarihinde Sevgililer Gününde bu faaliyeti tertiplemiş.)   

Tangonun başlangıcı da geçmişi de pek parlak değil. 19. asrın son çeyreğinde Arjantin’in başkenti Buenos Aires’ın liman batakhanelerinde doğmuştu. O yıllarda bu şehrin bilhassa dış mahalleleri, sefalet içinde yaşayan, dünyanın her tarafından gelen mültecilerle doluydu. Bunların en önemli geçim kaynağı da, artık büyük bir uğrak limanı haline gelen yöreyi ziyaret eden denizcileri eğlendirmekti.

Böylece başta İtalyan melodileri, Yidiş (evet yanlış okumadınız Yidiş) ezgileri, polka, vals hatta bazı Afrika tempoları ile karışık bir müzik doğdu. Tabiatıyla, seks duygularını uyandıran güftelerle bezenmişlerdi.

Tıpkı valsta olduğu gibi tangonun Avrupa’ya girişi Fransa’dan olur. 1910’dan itibaren Paris kabarelerinin en büyük eğlencesiydi. Devrin Paris başpiskoposunun gösterdiği büyük tepkilere rağmen gençler umursamadan bu dansı benimser.

Altın çağı 1930’larda başlar ve 1955 yılına kadar sürer. (Bu dönemde Arjantin’de 600 tango orkestrası sayılmıştır. Ve ünlü Boca Junior stadyumunda1, 15 bin çiftin yer aldığı balolar düzenlenmişti.)

Her ne hikmetse 1955’ten itibaren tango adeta unutulmaya yüz tutmuş ve yerini Rock and Roll başta olmak üzere, twist, ça ça, Latin dansları ve benzeri hızlı tempolara kaptırmıştı.

Herhalde gençler birbirinden uzak kalmaktan bıkmışlar ki 1990’dan itibaren tango yeniden yükselişe geçerek, günün rağbet gören danslarından biri haline gelmişti.

Ülkemiz ve halkımız tango ile epey erken, 1928’de tanıştı. Cumhuriyet’in ilk yıllarıydı. Dış yeniliklere açık bir gençlik vardı. Derhal benimsendi ve Türkçe, hâlâ zevkle dinlediğimiz besteler ortaya çıktı. Necip Celal Antel’i hayırla anarak, ilk Türk tangosu ‘Mazi’yi dinlemenizi tavsiye ederim.

Başa dönersek, evde hareketsiz kalmamak için, dansı öneriyorum. Seç beğen al… Eğer şu veya bu dansı bilmiyorum diyorsanız Google’a girin, on-line dans derslerini bulacaksınız. İyi eğlenceler…

1 Boca Junior Stadı, Arjantin’in en ünlü kulübüne ait 56 bin kişilik spor kompleksidir.

 

 

                                                    

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR