Yaşlanmak mı dediniz?

İzel ROZENTAL Köşe Yazısı
4 Mart 2020 Çarşamba

Bugün benim doğum günüm. Yok, Teoman’ın ‘Paramparça’ adlı şarkısının sözlerini aktarmayacağım, babamın öldüğü yaşı zaten çoktan aştım... Artık altmışlar hanesinin son basamağına adım atıyorum. Anlayacağınız 70’lik olmama az kaldı! Fakat ben yetmişi beklemeden emeklilik hayatına adımını atanlardanım, önceki yazılarımdan birinde değinmiştim... Geçenlerde, benim gibi yaşlanmadan emekli olan arkadaşlarımdan biri, nazire yaparcasına bana Fransız sinema oyuncusu Philippe Noiret’nin, yaşlandıklarını bir türlü kabul edemeyenleri hicvettiği ironik bir denemesini gönderdi. Güya benimle dalgasını geçecek!

Noiret, 2006 yılında öldüğünde 76 yaşındaymış. Tahminim, bu makaleyi tam da benim şimdiki yaşımda yazdığı yönünde. Biraz kısaltarak çevirdim ünlü sanatçının yazısını:

“Bana öyle geliyor ki merdivenleri artık farklı yapıyorlar. Basamaklar çok daha yüksek, o kadar ki, artık çifter çifter tırmanmak mümkün değil. Ya harflere ne demeli? Giderek daha küçük karakterler kullanıyorlar. Gazeteyi okuyabilmek için yüzüme o kadar yaklaştırıyorum ki, neredeyse şaşı olacağım. Ben yaşta bir insanın gözlüğe ihtiyaç duyması saçmalık. Benim için haberleri öğrenmenin en iyi yolu onları birilerine okutmak, fakat bu da beni pek tatmin etmiyor; zira bugünlerde her ne hikmetse insanlar o kadar kısık sesle konuşuyorlar ki algıda güçlük çekiyorum. Yetmezmiş gibi, her şey benden uzaklaştı. Evimden istasyona olan yol ikiye katlandığı gibi, araya evvelce hiç fark etmediğim bir de yokuş eklemişler. Üstelik trenler de daha erken kalkıyor. Artık yetişmek için peşlerinden koşmuyorum, nasılsa ben varamadan hareket ediyorlar. Her nedense elbiselerim de daralmaya başladı, o kadar ki ayakkabılarımın bağlarken eğilmekte güçlük çekiyorum. İnsanlar ben onların yaşlarındayken olduğumdan daha gençler. Geçenlerde bir dost toplantısına katılmak için üniversiteye gittim, hayretler içinde kaldım; artık çoluk çocuğu öğrenci olarak kaydetmeye başlamışlar. Ancak kabul etmek gerekir ki gençler bizim zamanımızdakilerden daha saygılılar; pek çoğu bana ‘Mösyö’ diye hitap etti; hatta bir tanesi karşıdan karşıya geçmeme yardımcı bile oldu. Buna karşın, yaşıtlarım benden daha yaşlılar. Tamam, bizim kuşağımız artık ‘belli bir yaşın üstü’ denilen yaş seviyesine yaklaştı, kabul ediyorum, ama ağır aksak yürümelerine ve bunamalarına ne diyeceğiz? O akşam, üniversitenin lokalinde otururken eski bir sınıf arkadaşıma rastladım, o kadar değişmişti ki beni tanıyamadı.”

Yazı hoş, ama ben itiraz hakkımı kullanıyorum:

Hayır, Mösyö Noiret, merdivenler değişmedi. Apartmanımızın merdivenleri de tıpkı Kamondo Merdivenleri gibi yıllardır aynı boyda. Ama artık acelem yok ki, basamakları çifter çifter çıkmak niye? Ağırdan alıyorum. Gazetelere gelince, size bir haberim var Mösyö Noiret; artık kimse gazete almıyor. Ya internetten indirip okuyorsunuz ya da sosyal ağlardaki haberlerle yetiniyorsunuz. İnanın böylesi daha eğlenceli, o kadar çok asparagas var ki. Üstelik akıllı telefon ve tabletlerde harfleri bir parmak hareketiyle istediğim kadar büyültme imkânım var. Sizin zamanınızda kısık sesle konuştuklarını sandığınız insanlarınsa şimdilerde gıkları bile çıkmaz oldu! Üstelik işitme kaybım sayesinde çevremdeki nahoş sesleri de duymuyorum. Geçenlerde bir işitme cihazı denedim, aman tanrım! Taktığım gibi çıkardım, o ne gürültü öyle! Evimden metroya giden yol ise sizinkinin aksine uzamadı, kısaldı. Çok çabuk varır oldum. Hâlbuki yürürken çevreyi izlemekten o kadar zevk alıyorum ki yol bitsin istemiyorum. Meğer eskiden aceleyle koştururken neleri kaçırıyormuşum! Elbiseler konusunda haklısınız. Çok daraldılar daralmasına, ama size bir şey itiraf edeyim, böylesi daha iyi! Dar elbiseler moda şimdi. Göbeği iliklenemeyen ceketler, her an patlayacakmış gibi duran daracık pantolonlar, üstelik paçaları da çekmiş gibi... Ben artık sandıklardan gençlik kıyafetlerimi çıkartıp giyiyorum, aynaya baktığımda sucuk gibi görünüyorum ama insanlar “Ne kadar cool oldun” diyorlar!

Eski arkadaşlarıma gelince, onları iki kategoriye ayırıyorum: Ak kafalılarla, parlak kafalılar... Aslında yok birbirlerinden farkları, sadece başlarında saç kalmamış olanlar nedense biraz daha genç gibi görünüyorlar. Ayda bir eski okul arkadaşlarımla buluşup yemek yiyoruz. Birer peruk taksak, koca profesörler, doktorlar, avukatlar, diplomatlar, büyük işadamları, hepimiz elli - altmış yıl öncesine, okul sıralarındaki hallerimize döneriz. Aynı eşek şakaları, aynı takılmalar, aynı çocuksu tavırlar, alınmalar, gücenmeler, gocunmalar... Zaman sanki hiç işlememiş, hiç çalışmamış gibi. Ah bir de o kadar hızlı geçmese!

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR