Tezgâhta neden palamut yok?

Dalia MAYA Köşe Yazısı
8 Ekim 2019 Salı

Salına salına gidiyoruz. Fransız bayraklı iki direkli yelkenlide boğaz sularında... Yelkenler açılmamış tabi, çünkü Boğaz’da yelken açmak normalde yasak. Suyun sesi, beşik salınışı ve rüzgârın esintisi... Koca bir keyif anı...(mı acaba gerçekten?). İnsanın duymadığı artan Boğaz trafiğinin gürültüsü, karaların denize doğru metazori uzatılması ve mütemadi bir plastik akışı nice hayvanı telef etmekte... Ya insanları?

Doğadan ayrı olduğu yanılgısı ile hareket ettiğinde, doğayı küçümsediğinde, ya da sadece önemli bir olgu olarak onu odak noktasında tutmadığında hoyratça harcıyor insan doğayı. Oysa harcadığı birebir kendisi, sadece harcarken bunu görmüyor, fark etmiyor. Sonra, çok sonra açığa çıkıyor sıklıkla bu hoyratlığın sonuçları çünkü. Tıpkı Boğaz’ın yunuslarının 1980’lerdeki avlanma rahatlığı yüzünden 30 yıl sonra yüzde 40 azalmış olduğu gibi. Tıpkı şu an tezgahlarda pek palamut bulamadığı gibi. Oysa tam da mevsimi palamutun. 

Tek kullanımlık plastik mamullerin büyük çoğunluğu üretildikten sadece bir yıl sonra çöpe gidiyor. Oradan da denizlerimize. Sadece Akdeniz Havzasında yılda 24 milyon tondan fazla plastik tüketiyoruz. 24 milyon ton ne demek hayal edebiliyor musunuz? 3,1 milyon adet çöp kamyonu düşünün... Akdeniz havzasındaki Mikroplastik* konsantrasyonu Pasifik Okyanusundaki plastik adasının yaklaşık dört katı. Soluduğumuz havadan, içtiğimiz sudan, yediğimiz baldan, yemeğimize ektiğimiz tuzdan haftada beş gram mikroplastiği bedenlerimize yüklediğimizi fark etmiyoruz bile. Bugün 2. Köprü inşaatının ve etrafında denize uzanan yapay karanın Boğaz faunasın ve dolayısıyla bizlerin ne kadar etkileneceğini şu an kestirmek mümkün değil. Ama mutlaka iki nesil sonra, bilemediniz üç nesil sonra bu durumun bizlerde yaratacağı olumsuz sonuçları yaşamaya başlayacağız.

Karşımıza çıkacak hastalıkların ne olacağını bugünden kestirmek pek mümkün değilse de, henüz her şey kaybedilmiş değil. 

Bu hafta biz Yahudiler Kipur orucunu tutuyoruz. Yaratılışın yıldönümü olan yılbaşımız Roş Aşana ile bu kefaret orucu arasında geçen on günlük süre boyunca, bilerek ya da bilmeyerek yapmış olduğumuz hatalardan vazgeçmeyi seçerek, af dileyerek yeni yıla daha “iyi bir insan” olarak başlamak geleneğimiz var.

Peki ya bu yıl, bütün dünya insanları her birimiz, inancımız ne olursa olsun, doğadan özür dilemeyi deneseydik? Birçoklarımız pazara markete artık kendi bez çantaları ile gidiyor. Bazan da unutuyoruz. Bu alışkanlıkları geliştireceğiz. En basitinden, tek kullanımlık plastik su şişesini elimize almadan bir de yüreğimize sorsaydık? Sahi, suyumuzu bu plastik şişeden içmek zorunda mıyız? Eczaneye girip ilaçlarımızı aldığımızda, gerçekten o plastik poşete ihtiyacımız var mı? 

Geçtiğimiz günlerde Harvard Üniversitesinde Hrant Dink Vakfı konferansında konuşan, sanatçı Sona Tatoyan’ın hem atalarının toprağı ve insanı ile barışmasını hem de bunu borçlu olduğu Osman Kavala’ya teşekkürünü çok güzel bir şekilde anlatışını sosyal medya üzerinden izledim. Ataları Anadolu Ermenilerinden olup, bir şekilde Halep’e kaçmayı başarmış. Kendisi Amerika’da doğmuş olmakla birlikte, çocukluğunun yaz aylarını Halep’te anneanne evinde geçirmiş. Halep’in savaşa teslim olmasından yıllar sonra, aynı eve geri dönüp geçmişin izlerini ararken ayağını kırmış. Şöyle anlatıyordu hikâyesinin bir bölümünde: “Ayağını kır da kendi yerinde otur ki kendini bulasın” derler bizde. Kendi yerinde oturma pratiği bir süre sonra olanı olduğu gibi görmeyi sağlıyor. Korkularımız ya da umutlarımız üzerinden değil, olduğu gibi. Ve orada, o noktada yaşamın an be an oluşmasında, fikirlerden bağımsız, izin verdiğimizde olasılıkların yolu açılıyor. Çünkü korku felç ediyor insanı, alışılmış tepkileri veriyoruz, hikayeler üretiyoruz, beklentiler yaratıyoruz, tanımlamalar, yargılar oluşturuyoruz. Oysa hindu alimi Sri Nisargadatta’nın dediği gibi, beyin cehennemi yaratıyor, yürek onu aşıyor.”

O yüzden, konu ne olursa olsun, her adımızı yüreğimize sorarak atmalı. Tanrı’dan, insanlardan ve doğadan, doğanın tüm canlı varlıklarından özür dilemeli ve artık her hareketimizde yüreğimize sormalı. Zira insan, zaten ne yaparsa kendine yapıyor aslında.

Alkış: Adalar Belediyesine ve son dakika gelen haberle İzmir Belediyesine Doğal Hayatı Koruma Derneği ile birlikte yaptıkları çalışmalar doğrultusunda sıfır atık projesine imza attıkları için alkış. Diğer Belediyelerin de böylesi bir anlaşmaya imza atmaları umuduyla.

Meraklısına not: Mikroplastikler 5 milimetreden küçük plastikler. Yapılan araştırmalar Akdeniz havzasında kilometrekarede 1,25 milyon mikro plastik parçası bulunduğunu gösteriyor.

Sona Tatoyan’ın konuşmasını dinlemek için link

https://vimeo.com/363675352