İnsanoğlu çalışmak için yaratılmamıştır…

Sami AJİ Köşe Yazısı
30 Nisan 2019 Salı

1 Mayıs İşçi Bayramı için bu sloganı kullanmanın artık zamanı geldi diye düşünüyorum.

Hoppala! Bu de nereden çıktı diye söylenmeye başladığınızı duyar gibiyim.

Önce bir Meksika fıkrası ile başlayacağım.

Meksikalının biri, dev bir kaktüse yaslanmış, kocaman sombrerosunu da öne doğru çekmiş uyukluyordu. Oradan bir Amerikalı turist geçiyormuş. Merak edip adama yaklaşmış: “Amigo, günün bu saatinde uyunur mu”? Meksikalı cevap vermiş:

“Ne yapmamı istiyorsun?”

“Bir işe gir, hiç olmazsa memur ol, çalış.”

“Eee sonra ne olacak?”

“İlerlersin şef olursun.”

“Sonra ne olacak?”

“Müdür olursun, eline daha fazla para geçer.”

“Sonra ne olacak?”

“Genel müdür olabilirsin, gelirin daha da artar.”

“Sonra ne olacak?”

“Emekli olursun iyi bir ikramiye alırsın ve rahat rahat keyifle dinlenirsin.”

“Hey, Gringo dostum, ben şimdi zaten dinleniyorum, sen de beni rahatsız ediyorsun. Hadi yolun açık olsun!”

***

Aslında, konu asırlar boyunca ele alınmış ve antik filozoflardan günümüz düşünürlerine varıncaya kadar birçok çevrelerce tartışılmış ve eserler yayınlanmıştır. Sizi isimlerle yormak istemem. Ancak, başlıktaki iddiama da, önce uzak geçmişimizden başlayarak, sonra da hemen yakın geleceğimizden bahsederek, destekler arayacağım. 

Önce Tora’mıza bir göz atalım. Bereşit Kitabının ‘Cennet Bahçesi’ bölümünde gayet açık ifade edildiği gibi Âdem Baba’mız, sadece ve sadece bu bahçeyi ve toprağını korumakla yükümlüdür. Bütün ağaçların meyvelerini, tüm hayvanlarını hiçbir güç sarf etmeden tüketebilecektir. Özetle sonsuza kadar rahat bir şekilde yaşayacaktır.

Ancak hemen bir bölüm sonra, memnu meyveyi, Havva Ana’mız yiyip sonra da Âdem’e ikram edince işler bozulur.

Tanrı çok kızar ve (aynen aktarıyorum, herhangi bir gizli niyetim yoktur): “Eşinin sesini dinleyerek, sana tüketmeni kesinlikle yasakladığım meyveyi yediğin için… Acı çekerek, zorlanarak, toprağın bereketinden istifade edeceksin… Ekmeğini alnının teriyle kazanacaksın.”

Dolayısıyla, Anamızın işlediği ve Babamızın da ortak olduğu bir suç yüzünden ‘çalışmak’ cezasına çarptırılmış oluyoruz. Bu ceza halen hükmünü sürdürmektedir.

Peki. Daha ne kadar çekeceğiz?

Kulunuza göre pek o kadar zaman kalmadı.

Malum olduğu üzere, mekanik diyebileceğimiz birçok işten, insanoğlunun elini ve ayağını çekmesi en az 250 sene evvel başlamıştı. Günümüzde ise otomasyon bu gibi işlerin tamamını yok etmiştir.

Bundan böyle sanal zekâ ve buna dayalı robotik teknolojileri ile hemen hemen tüm sektörlerden çok büyük oranda insan faktörü çekilecektir.

Örnek mi isterseniz? İnsanlığın ilk uğraşımı, tarımdan bahsetmek isterim… Buğday ekimini ele alalım ve kademe kademe gidelim…

Önce tarlayı sürmek gerekir. Evinizden bile çıkmanıza lüzum yok. Bilgisayardan vereceğiniz bir komutla, pulluklar istediğiniz derinlikte toprağı eşemeye başlayacak her türlü kaya parçaları zararlı otları ayıklayarak görevini sona erdirecek ve depolarına geri döneceklerdir.

Sıra ve zaman tohumları ekmeye gelince, yine makineler devreye girer. Basit bir komutla bunlara harekete geçirilir ve evvelden programlanmış bir sistemle veya yapay zekânın vereceği bilgilerle, tohumlar tarlaya yayılır.

Artık hava şartlarını izleyerek ilaçlama, sulama yapmak gerekecektir. Toprağın neredeyse, metre karesine varıncaya kadar, rutubeti, tavı ve sair özellikleri drone’larla kontrol edildikten sonra gübreleme ve sulama yine aynı aletlerle gerektiği şekilde ve yoğunlukta gerçekleştirilir.

Sıra hasada gelince, yine drone ve uydulardan aldığımız bilgiler sayesine ürünün en uygun olgunlaşma dönemine girdiği an tespit edilir. Ardından uzaktan kumandalı biçerdöverler ve onlara bağlı olarak şoförsüz kamyonlar devreye girerler. Buğdaylar çok kısa zamanda toplanır ve kamyonlar yüklerini silolara taşıyarak, havzalarına boşaltırlar.

Buğdayı da satmak hiç problem değil. B2B düzeni sanal zekâ sayesine öyle gelişecek ki, satıcı ve alıcı en uygun şartlar ve fiyat üzerinde bulaşacaklardır. Sorunsuz bu iş de halledilmiş olacaktır. 

Hayal gibi geliyor değil mi? Ama değil; sanal zekâ ile çok daha ötesine geçilmek üzere. Bu suretle hem inanılmaz bir verim artışı ve muazzam bir zaman tasarrufu temin edilmektedir.

Peki, hepsi güzel de, bu kadar boş zamanımız olunca ve bir yerde, ekmek elden su gölden gelince, biz ne yapacağız? Bu sualin cevabını vermek çok güçtür. Ama yazımın başına dönersek, Âdem ile Havva Cennet’ten kovulmadan önce ne yaptıklarını bilmiyoruz. Ancak hayalinizi ve çocuklarınız ve torunlarınızın hayallerini serbest bırakın. Mutlaka ideal uğraşı bulunacaktır.

O günleri beklerken, hep beraber, Mayıs ayında cennet gibi olan “Bu şehr-i İstanbul’un sefasını sürelim ve “gülelim eğlenelim kam alalım dünyadan.”        

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR