İran gıda piramidi…

Sami AJİ Köşe Yazısı
5 Eylül 2018 Çarşamba

Bu da nereden çıktı” dediğinizi duyar gibiyim… “Her şey bitti de şimdi İranlıların ne yiyip içtiklerini mi okuyacağız” diye söyleniyorsunuzdur.

Ama mesele farklı; halk sağlığını ilgilendiren konunun devlet tarafından nasıl ele alındığı ve nasıl çözüldüğüne dair bir örnekten bahsetmeye çalışacağım.

Samimi olalım, nerede ise günde 24 saat, ülkemizde ve dünyanın her yerindeki TV’lerden, gazete ve mecmualardan, binlerce diyebileceğim sağlıklı, sağlıksız beslenme tavsiyelerini, okuyor, dinliyor ve izliyorsunuz.

Artık ne yiyeceğimizi ne de içeceğimizi şaşırdık. Suyu bile sakıncalı bulanlar var.

İşte, İran hükumetleri bu keşmekeşe son vermek üzere tüm sorumluluğu da üstlenerek kendi halkının beslenmesine yönelik genel prensipleri kapsayacak çalışmaları başlattı.

İlk yönetmelik 1990’da yayınlandı. Daha sonra 1993, 1996 ve 2006’da yeniden gözden geçirilerek İranlıların bilgisine sunuldu. 2015 yılına gelindiğinde yeni bir rehber çıkarılmasına karar verildi.

Nasıl hazırlandı dersiniz?

İran Sağlık ve Tıbbi Eğitim Bakanlığına bağlı Beslenme Müsteşarlığının Başkanlığında bir komisyon kuruldu. Komisyona dâhil üyelerin bağlı oldukları kurumlara lütfen dikkat:

Beslenme İlmi ve Diyetetik Yüksek Okulu, Tahran Üniversitesi Tıp Fakültesi, İran Beslenme Enstitüsü, Gıda Teknolojisi Araştırma Enstitüsü, sivil toplum kuruluşları temsilcileri. Ve nihayet, Dünya Sağlık Örgütünden destek ve teknik yardım alındı.

Bununla da yetinilmedi, yeni rehberle ilgili sorulacak her türlü suale cevap verilmek üzere Sağlık Bakanlığında özel bir bölüm kuruldu. (İsterseniz siz de danışabilirsiniz. Mail adresi [email protected]. Türkçe veya İngilizce yazabilirsiniz. No problem.)

Naçizane kanaatime göre, beslenme konusuna, bu kadar ciddi ve karar alırken, bu derece demokratik bir yaklaşım gösteren devletlerin sayısı azdır. 

Şimdi de sabırsızlanmaya başladığınızı görür gibiyim. “Tamam! Anladık da ne diyor bu rehber? Sadece resimdeki piramit mi var?”

Tabii ki hayır. Bazı tavsiyelerini kısaca sıralayacağım. Ancak, bu tavsiyelerin İran coğrafyası içinde yaşayan milletlerin, gelenek, görenek ve yaşadıkları yörelerin şartlarının da dikkate alınarak hazırlanmış olduğunu lütfen göz önünde bulundurun:

 Normal bir kiloda kalmak ve sağlıklı olmak için, yeterinden fazla gıda tüketmeyin ve mutlaka hareket edin. Örneğin günde 30-40 dakika yürüyün.

 Günde bir kere çiğ veya pişirilmiş sebzeler yiyin.

 Her gün süt, peynir yoğurt ve benzeri sütlü mamullerinden tüketin.

 Kırmızı et yerine, tavuk eti veya balık tüketin. (Balığın derisini iyice etinden sıyırın)

 Gün içinde bol su ve şekersiz içecekler tüketin.

 Ekmeğin tam tahıllısını tercih edin.

 Günde belli aralarla 3 meyve yiyin.

Yukarda saydıklarımın pek bir özelliği yok. Her gün duyabildiğimiz şeyler. Ancak, şu öneri bilhassa dikkatimi çekti: “Evde yemek hazırlarken, hijyen kurallara dikkat edin. Yemeğinizin, kullandığınız gıdanın özelliklerine göre pişirilmesine özen gösterin.”

Bu kaideyi niye koydular acaba? Sizce evde pişen yemekten daha sağlıklısı daha temizi olabilir mi? Hemen hayır demeyin…

İsterseniz bir deneme yapın. İl Sağlık Müdürlerinin lokantaları denetlemek için hazırladıkları yönetmeliğe bir göz atın. Mutfağınızın genel temizliği, kap kaçakların durumu, gıdaları saklama yöntemleriniz, pişirme metotlarınız ve nihayet kişisel temizliğinizi, bu yönetmeliğe göre kıyaslayın. Bakalım,  denetimden geçebilecek misiniz? Bence biraz zorlana bilirsiniz.

Sadece düşünün ki, bırakın yaşadığımız coğrafyayı, ABD dâhil tüm Avrupa’da en fazla yapılan ikaz “Ellerinizi yıkamadan mutfağa girmeyiniz”dir. 

Özellikle ülkemizde geçmişte görülen gıda zehirlenmeleri ve bakteri salgınlarının çoğunun ev kaynaklı olduğu, en basit temizlik şartlarına uyulmadığı, yemeklerin iyice muhafaza edilmediği ve pişirme şekillerinin yanlış olmasından kaynaklandığı sık sık dile getirildi.

Özetle, sağlıklı bir ömür sürdürmek, son analizde elimizdedir. Ne yerseniz yiyin, aşırıya kaçmadan tüketin. Ancak temizliğe çok dikkat edin.

Buraya kadar geldikten sonra, Tora’mızın konuyla ilgili emirlerini de unutmayalım. Şunu da not olarak düşelim, Tora’mız son şeklini Ezra ve Nehemia’nin katkılarıyla almıştı. Ezra ve Nehemia, hepinizin bildiği gibi MÖ 460’lı yıllarda İran’dan Yeruşalayim’e dönmüşler ve tüm Yahudi yaşamını yeniden düzenlemişlerdi.

Bu hijyen kuralları sayesindedir ki Avrupa’daki Yahudiler, 1350’ li yıllarda yaşanan korkunç veba salgınından çok az etkilenmişti.

Siz siz olun yine sık sık ellerinizi yıkayın. “Al netilat yadayim.” 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR