28 Ekim 2020 Çarşamba 00:14

Rusya güçlüdür hafife almaya gelmez!

Guardian’da son günlerde çıkan yazılardan birinde Rusya lideri Vladimir Putin’in Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da yaptığı ziyarette, yapılan sıcak karşılamanın, Batı’da alarm zillerinin çalmasına neden olması gerektiği ifade edildi.

Dr. Elif ULUĞ Köşe Yazısı
23 Ocak 2019 Çarşamba

Guardian’da son günlerde çıkan yazılardan birinde Rusya lideri Vladimir Putin’in Sırbistan’ın başkenti Belgrad’da yaptığı ziyarette, yapılan sıcak karşılamanın, Batı’da alarm zillerinin çalmasına neden olması gerektiği ifade edildi. “Putin’i karşılamak için on binlerce coşkulu Sırp’ın Belgrad sokaklarına çıkması Avrupa çapında alarm zillerinin çalmasına neden olmalı” diyor gazete ve devam ediyor; Putin’in ziyaretinin “bölgenin bir kez daha dünyanın büyük güçlerinin nüfuz için yarıştığı stratejik odak noktası haline geldiğini hatırlatan bir gerilme olduğunu” vurguluyor. Putin’in Kosova’nın bağımsızlığını tanımayı reddetmesinin tarihi ve kültürel bağları olan bu iki ülkeyi daha da yakınlaştırdığı öne sürülüyor.  Rusya, görülüyor ki bugünkü siyasetini geleneksel yapıtaşlarına yani Panslavizm’e ve Ortodoksluk mezhebine oturtmak istiyor.

Guardian yazısında ciddi anlamda doğruluk payı var. Ve tabii yıllardır Rusya ve ayrışık devletlerinden gelen binlerce öğrencimin ifadelerinden yola çıkarak diyebilirim ki; ciddi bir coğrafya Sovyetler Birliği’ne ciddi bir özlem duyuyor. Anneleri, babaları, büyükanneleri ile yaptıkları konuşmalardan, dertleşmelerden kalabalık bir insan grubunun Sovyetler Birliği’ne duydukları nostaljinin altında serbest piyasa ekonomisinin çılgın dişlileri arasında kaybolan yığınların tatminsizlikleri var. Hiç değilse bir evimiz, bir arabamız, karnımızı doyuracak bir mutfağımız, birbirimizden farksız yaşamlarımız ve daha az kıskanç ama daha mutlu bir dünyamız vardı serzenişindeler. 2018’de Rusya’da faaliyet gösteren Levada Araştırma Merkezi’nin yaptığı bir ankete yer veren Vedemosti gazetesinin Levada’nın çalışmasından aktardığına göre, ankete katılanların yüzde 66’sı SSCB’yi özlüyor. Bu insanların oranı geçen sene yüzde 58’di. Ayrıca, son 10 yılda bu rakamın yüzde 61’in üzerine hiç çıkmadığı açıklandı. Bugün Rusya’da SSCB’yi özleyenlerin çoğunluğu 55 yaş ve üstündeki kişilerden oluşuyor. Ancak SSCB›yi hiç görmeyen 18 - 24 yaş aralığındaki gençlerin de bir kısmının SSCB’yi özlediği ifade edildi. Anket verilerine göre, Rusların SSCB’nin dağılmasına üzülmesinin en temel nedeni ekonomik sistemin yok olması; katılımcıların yüzde 52’si bu görüşte. ‘Büyük bir güce aidiyet duygusunun kaybı’ sebebiyle özlem duyanların oranı ise yüzde 36 oldu. Peki, Putin’in Sırbistan’a yaptığı ziyarette kendisine gösterilen ilginin altında yatan psikolojik dünyanın tarihsel arka planını oluşturmak istersek nerelere bakmak lazım? Öncelikle Panslavizm’e yani 18.yy.ın sonlarından itibaren Rusya’nın Osmanlı’nın son Balkan halkları üzerindeki siyasetine göz atmak gereklidir. Rusya, Osmanlı’nın Balkanlar’daki Osmanlı varlığını yok etmek ve kendi hegemonyasını kurmak için Panslavizm’in ideolojik altyapısını oluşturmuştur. Tabii buna eşlik eden Rusya’nın Ortodoksluk mezhebinin hamisi konumunda oluşunu da unutmayalım. Adeta yaratılan biz ve öteki algısı; seçilmiş zaferler, travmalar, icat edilmiş gelenekler, 1. Dünya Savaşı’nın sonunda yıkılan iki büyük imparatorluğa yani Osmanlı’ya ve Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun Pancermenzim’ine karşılık etkili bir psikolojik ve siyasi savaş enstrümanıdır. Ancak Bolşevik Devrimi yeni bir çağın başlangıcı olmuş ve din, dil, milliyet ayrımı gözetilmeksizin halkların kardeşliği, Homo Sovyeticus yani Sovyet Adamı tipolojisi yeni dönemin hedefi olmuştur1. Dolayısıyla Panslavizm o tarihlerde görevini nispeten tamamlamış bir ideoloji olarak dinlenmeye bırakılmış; günümüzde ise genetik köklere dönüşün işaretleri Sırbistan’da görülmüştür. 1920’den sonra Rus düşünce dünyası Rusya’nın Batı’yı yakalamasını değil, onun da ötesine geçerek daha yüksek ve eksiksiz bir uygarlığın yaratılmasını hedeflemişti. Gerçi 1870’lerde Panslavizm’in, sadece Ortodoksluk üzerinde yoğunlaşması Katolik Polonyalıları rahatsız etmiş, ayrıca Panslavizm’in Ruslaştırma olarak görülmesi Osmanlı’nın egemenliğinden başka bir devletinkine geçmek olarak görülmüş ve sekteye uğramıştır. Ama Osmanlıları Avrupa’dan kovmak adına Panslavizm 19.yy. da işe yarar bir ideolojidir. 20. yy.da ise nüfuz alanını kaybetmek istemeyen Sovyetler Birliği’nin ortak kültür ve din vurgusu komünizm ideolojisi üzerinden devam ettirilmiştir.

Yazımın başında Guardian’dan alıntıladığım haberde yer alan Avrupalıların Rus korkusunun genetik temellerini Karl Marx’ın ifadesiyle köklendirmek ve sonlandırmak istiyorum. Karl Marks 1855’de yazdığı makalelerde ‘Panslavizm’in Avrupa’da bin yılda elde edilen uygarlığı yıkmaya çalışan bir hareket olarak emellerine Macaristan, Osmanlı ve Almanya’nın bir kısmını haritadan silerek erişmeyi hedeflediğini;  başlangıçta bir sembol, bir inanç iken bugün siyasi bir program, daha doğrusu 800 bin süngülü bir tehlike haline geldiği’ şeklindeki düşüncesi, Panslavizm’in Avrupalının zihnindeki endişesini yansıtmaktadır. Sonuçta Marx İngiltere’de ölmüş bir Avrupalıdır.  İkinci Dünya Savaşı’na, sonrasındaki Soğuk Savaş dönemine, arada kurulan paktlara, aklımıza gelen, gelmeyen yakın dönemin tüm bloklarına rağmen demem odur ki; uluslar döner dolaşır, geçmişlerine dolanır.

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün
Yorum Yapmak için üye girişi yapın!Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekiyor...
Üye Girişi yapmak için Tıklayın

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR