Türk-Yahudi tarihinin az bilinen özgün topluluklarından Karaylar, Prof.Dr. Haluk Harun Duman´ın titiz çalışmasıyla yeniden ses veriyor. Duman, yeni albümü ´Selam Can Karaylar´ ile Musevi Türklerin asırlık müzik mirasını bugüne taşıyor. Bu albüm, yalnızca bir müzik çalışması değil, aynı zamanda hafızalardan silinmeye yüz tutmuş bir kültüre gönderilen anlamlı bir selam!
Günümüzde Kırım, Baltık ülkeleri, Polonya, İsrail ve İstanbul gibi farklı bölgelerde yaşayan Karayların müzik kültürü, Avrupa ile Türk dünyası arasında köprü kuran benzersiz ve çok özel bir yapıya sahip. UNESCO tarafından dilleri ve kültürleri ‘Yok Olmaya Yüz Tutmuş Milletler’ listesine alınan Karayların bu benzersiz mirası, bugün hem kısıtlı cemaat etkinliklerinde hem de etnomüzikoloji çalışmalarında korunmaya çalışılmakta.
Prof. Haluk Duman ile Karay dilindeki ezgilerin izini sürdük…
Yıllarca Marmara Üniversitesi Türkoloji Bölümü’nde akademik çalışmalar yürüttünüz. Emekliliğinizin hemen ardından akordeonunuzla dijital platformlarda müziğinizi icra etmeye başladınız. Karayların müziğine ilginiz nasıl, ne zaman başladı?
Aslında müziğe ilgim çocukluk yıllarına dayanıyor. Annem her sabah kalktığında ilk iş radyoyu açardı. Çok sevdiğim türküler çıkınca onlara ritim yaparak eşlik eder ve sözlerini ezberlerdim. Şimdi hafızamda binlerce türkü var desem yalan söylemiş sayılmam.
Akordeon sesini çok severdim ama nasıl bir alet olduğunu bilmezdim. Ortaokul yıllarında bir düğünde akordeon çalan birini görünce gidip aletin adını sordum. Daha sonra Dayım, bana 12 baslık bir akordeon hediye etti. Böylece bu enstrüman en büyük aşkım oldu. Kendi kendime sesleri tanıdım. Çok güçlü bir müzik kulağı ve hafızam var.
Gençlik yıllarında düğünlerde veya özel toplantılarda çaldım. 2007 yılında dekan yardımcısıyken fakültede öğrencilerden oluşan bir Türk Sanat Müziği Korosu kurdum. 2012 yılında MÜ Yabancı Diller Yüksekokulu’nda personel korosu ve uluslararası öğrenciler için MÜ-TÖMER Korosu’nu kurdum. 2022’de kurduğum Grup Marmaralılar grubuyla Türk Dünyası müzikleri yapmaya başladık. Şefimiz Dr. Ercan Mertoğlu ile çok sayıda konser verdik.
Müziği evrensel bir dil olarak görüyorum. Türk müziği, maalesef Türk dili ve tarihi gibi zenginlikleri, çeşitlilikleri henüz tam bilinmeyen bir alan. Gerçek tarihin kültür tarihi olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle HaDUMAN adıyla başlattığım çalışmalara da Kültür Odaklı Müzik (KOM) adını verdim. Bu temele dayanan müzik çalışmalarının daha kalıcı olacağına inanıyorum.
Emekli olunca, oğlumun da desteğiyle yeni teknolojilerden yararlanarak bu tür müzikler yapmaya başladım. Şu anda onun üzerinde albüm çıkardım. Bunlardan biri de Karaylar (Musevi Türkler) albümü oldu. Albümde toplam 25 türkü ve şarkı var. Bunlardan ‘Karayları Unutma’ ve ‘Karay Türkleriyiz’in söz-müzik ve icrası bana ait. Bazılarını yüzlerce yıl önce yazılmış türkü mecmualarından aldım. Bu mecmualarda yalnızca söz var. Söze bakınca müziği hissedebilen sinestezik bir özelliğe sahibim. Bazılarının ezgilerini Karolina Cicha ve Abraham Kefeli’nin YouTube’a yükledikleri örneklerden aldım. Onları günümüz Türkçesine çevirdim ve ezgiyle uyumlu hale getirdim. Böylece albüm ortaya çıktı.
‘HaDUMAN’ ismiyle müzik yaparken, akademisyen Halûk Duman’ın birikiminden nasıl besleniyorsunuz? Sanatçı kimliğiniz, hoca kimliğinizi nasıl dönüştürdü?
Çok güzel bir soru. Müzikle edebiyat etle tırnak gibidir. Biri olmazsa diğeri eksik kalır. Çok iyi virtüözler vardır mesela. Güzel enstrüman çalarlar ancak edebi yönleri zayıf olduğu için beste üretimi yapamazlar. Bunun tam tersi çok iyi edebiyatçılar vardır. Güzel şiir yazarlar ancak müzik bilgileri yetersiz olduğu için bu alanda eser veremezler. Bu konuda şanslı biriyim. Çocukluğum halk edebiyatını çok iyi bilen insanlar arasında geçti. Küçük yaşta da müzikle ilgilenince ikisinin birleşmesi çok mükemmel oldu. Bahsettiğim gibi ben akademisyenken de müzikle iç içeydim. Ancak piyasa veya eğlence sektöründe çalışmadım. Zira akademisyenliği seviyordum ve bu alanda 25’e yakın kitap yazıp yayınladım.
‘Selam Can Karaylar’ albümünde ilk kez 25 eseri kamuoyuna sundunuz. Biraz Karay müziğinin özelliklerinden söz eder misiniz? Daha çok hangi temalara değinir?
Çıkardığım albümler arasında ‘Can Karaylar’ benim de çok sevdiğim bir albüm oldu. Karay müziği, Hazar İmparatorluğu’nun izlerini taşıyor. Arap veya Fars müziğinden yani arabeskten çok farklı. Türk Sanat Müziği ile Türk Halk Müziği’nin ilginç bir birleşimi gibi geldi bana. Mesela halk müziğinde saz veya bağlama öndeyken Karay müziğinde daha çok kanun, ud, tambur, kemençe vs. gibi sanat müziğinde rastladığımız enstrümanlar kullanılıyor. Karay müziği üzerine yapılmış tezlerde, yalnızca sözler var nota vs. yok. Aşağı yukarı bizdeki müziklerde geçen konular ön planda. Tabi bunda dini müzikleri yani hazanların müziklerini ayrı tutuyorum. Onlar Tevrat kaynaklı sözlerden oluşan farklı makamlara sahip müziklerden oluşuyor. Diğerleri Hazar, Selçuklu ve Osmanlı’da yaşayan Türklerin esinlendikleri aşk, ayrılık, eğlence amaçlı söylenmiş türküler. Çok enteresandır örneğin ‘Sıçan’ türküsü Erzurum türküleri arasında da geçer. Yine ‘Sofranızda Üç Güzel Var’ türküsü Kars, Erzurum ve Elâzığ yörelerinde farklı ezgi yapısı ile söylenir. Erzurum ve Kars’ta “Güzellerden üç güzel var sevilir / Biri ana, biri baba, yar da var” şeklinde geçer. Karay müziği iyi bilinseydi Türkiye’de Orhan Gencebay, Müslüm Gürses vs. gibi sanatçıların başlattığı Arabesk müzik fazla gelişmezdi. Çünkü genetik özelliklerimiz gibi Türk müziğinin genetik kodları da Arap-Fars müziğinden çok farklı. Örneğin müzikal anlamdaki yakınlığımız, Hristiyan olmalarına rağmen Ermeni ve Rumlarla çok daha fazla. Arap, Fars ve Kürtlerle çok daha az.
Roma İmparatorluğu döneminde (MS 70-130) Kafkaslara sürülen İbranilerin müziklerini ve dini ibadet şekillerini bu bölgelere taşıdıkları bilinen bir gerçektir. Karay müziğinde Ortadoğulu enstrümanların, hicaz, nihavent, rast ve uşşak makamlarının kullanılmasının nedeni budur. Tabi bu makamları Arap tarzı değil Türk tarzı kullanırlar. Komalar, yani ara sesler veya mikro tonal sesler vs. Türklerden alınmadır. Kazan ve Kırım Tatar müziği de Karay müziği üzerinde etkili olmuştur ve olmaya devam etmektedir. İlginçtir; Yahudilerin zikir tarzları Kafkas halklarını örneğin Çeçen, Dağıstanlıları önemli ölçüde etkilemiştir. Bu konuda çok sayıda video vardır.
Albümün açılış parçası ‘Karay Kızı’, lirik ve aşk yüklü bir halk şarkısı (yır). ‘Yahudi Kızı’ ise muhtemelen etraftaki diğer toplulukların Karaylara bakışını yansıtıyor. Bu iki yır hakkında biraz bilgi verir misiniz?
İkisinin sözleri de anonim. ‘Yahudi Kızı’ Selanik çevresinde söylenmiş, ‘Karay Kızı’ ise hangi bölgeden olduğu belli değil. Ancak her ikisinin de giderleri yani müzikal açıdan beğenilme düzeyi yüksek sanat eserleri. ‘Yahudi Kızı’nın ezgisi vardı. ‘Karay Kızı’nın ezgisini ise ben oluşturdum. Bir metne bakınca eğer o metinde müzik varsa görebiliyorum. Enstrümantal bir müzik dinleyince içinde söz olmasa bile ne demeye çalıştığını fark edebiliyorum. Tabi bu yılların edebiyat ve müzik kültüründen kaynaklanıyor. ‘Yahudi Kızı’ kendisine sevdalanan ancak ondan yüz bulamayan tarafından yakılmış bir türkü olmalı. Biliyorsunuz bazen dini veya mezhepsel farklılıklar gençler arasındaki ilişkileri olumsuz etkiliyor. Örneğin Ermeni kızına âşık olmuş ancak din farklığı nedeniyle evlenememiş insanların yazdığı türküler de böyledir. HaDUMAN YouTube kanalında ‘Öykülerden Türkülere’ başlıklı başlattığım projede, bu tür türkülerin öyküsünü anlatıyorum.
‘Selam Can Karaylar’daki ‘Odayı Kireç Eyle’ gibi eserler, Anadolu-Karay kültürel bağının en somut kanıtı. Kırım veya Litvanya’daki bir Karay türküsü ile Anadolu’daki bir türkünün aynı nakaratta buluşmasını bir Türkolog gözüyle nasıl açıklarsınız?
Bizim kültürümüzde gezen âşıklar yani ozanlar gibi gezen türküler ve ezgiler de vardır. Yalnız nakarat değil bazen türkülerin birebir aynısını Türkistan’dan başlayın Anadolu, Irak, Suriye Balkanlar ve Avrupa’ya kadar aynı olduğunu görürsünüz. Örneğin ‘Kalenin dibinde bir taş olaydım’, ‘Kaleden kaleye şahin uçurdum’, ‘Oğlan oğlan kalk gidelim’ vs. gibi türküler bu tür türkülerdir. Eski zamanlarda destancılar, hikâyeciler (hekatçılar), meddahlar gibi ozanlar da çok itibar gören, toplumun vitrin adamı niteliğindeki insanlardı. Onlara gösterilen saygınlık din adamlarına gösterilmediği için imamlarla-ozanlar arasında çekişmeler yaşanırdı. Halk sevdiği, benimsediği, beğendiği sözleri her zaman hatırlıyor ve ezberliyor. Örneğin Yunus Emre 13. yüzyıl, Karacaoğlan 17. yüzyılda yaşamış olmasına rağmen sade bir Türkçe ile yazdıkları eserler halen zevkle çalınıp dinleniyor. Bu ozanlar diliyle, dünya görüşüyle halkın içinde olan insanlardı.
‘Selam Can Karamanlılar’ ve ‘Selam Can Karaylar’ albümleri, dinleyicilerden nasıl tepkiler alıyor?
Dinleyiciler, çok güzel ve ilginç tepkiler veriyor. Öncelikle böyle Türk topluklarının var olduğunu bilmeyenler çıkıyor. Sonra onların müziklerinin gerek ezgi yapısı gerek sözler ve kültürel benzerliklerini fark edince daha çok seviyorlar. Maalesef bu tür çalışmalar yıllardan beri ötelenmiş, görmezden gelinmiş.
‘Türkse Müslümandır, Müslüman değilse Türk değildir’ algısını eleştiriyor ve Türklerin tek bir dine inanmadığı tezini savunuyorsunuz. Bu tezi müzik yoluyla anlatmak toplumsal önyargıları kırmada nasıl bir rol oynuyor?
Bilenler biliyor ama sıradan insanların tarih konusundaki bilgisi kısıtlı. ‘Selam Can Karamanlılar’ albümü yayınlandığında çok kişi “Hıristiyan Türk mü var?” diye sorular sordu. Karayları yayınlayınca da çok şaşıranlar oldu. Müzik veya tarih araştırmaları bu gerçeği her zaman bize hatırlatıyor.
Bir araştırmaya göre 2050 yılında dünyada hiçbir dine inanmayanların sayısı inananları geçecek. Avrupa’ya giderseniz çok sayıda kapanmış veya farklı işlev kazandırılmış kilise görürsünüz. Benzer durum ileride organize dinlerin tamamında yaşanacak. Çünkü dinler tarih boyunca sorunun çözümü değil bilakis sorunun kendisi olmuştur.
Bunun yanı sıra Türkler hiçbir zaman din konusunda çok katı olmadılar. Örneğin Osmanlı’nın ikinci padişahı Orhan Bey’in eşi Bizans İmparatoru Kantakuzenos'un kızı Theodora Hatun’du (Theodora Kantakuzen). Kadın Ortodoks Hristiyan olarak hayatını sürdürmüş ve öyle de ölmüştür. Yani Türkler için dini ayrım veya dini kimlik çok önemli değildir. Ancak dil çok önemlidir. Çünkü dinini kaybeden uluslar yok olmaz, dillerini kaybeden uluslar ise yok olur gider. Bugün Türk dünyasının ortak temelleri de İsmail Gaspıralı’nın 19. yüzyılda öne sürdüğü ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ fikrine dayanıyor. Türkiye’de bazı cemaatler, Arap ve Farslar ve Batılılar tarafından fonlanan bazı oluşumlar, Türk Dünyası’na Sünni İslam’ı götürme sevdasına düşmüşlerdir. Bu kültürel anlamda da olsa Turan birliğini kaybetmeye yol açabilir.
Kazan Tatarları, Kerkük, Tebriz, Karamanlılar ve Karaylar derken 11 albüme ulaştınız. HaDUMAN’ın ‘Selam Can’ serisinde sıradaki durak neresi olacak?
Selam Can ismi Azerbaycan nedeniyle doğdu. Yirmi türkü ve şarkıdan oluşan albüm, Selam Can ile başlayınca ayrı bir proje olarak ortaya çıktı. Yaptığım albümler bir nevi arşiv oluşturma ve müzikle Türklerin ve türkülerin kökenine inme çabasıdır. Düşünün ta Sibirya taygalarındaki gırtlak müziğini Mersin’de yaşayan Sarıkeçililer’de benzer şekilde duymak, çok önemli bir kültürel zenginlik ve sürekliliğin izidir.
Şimdi sırada Kıbrıs, Gagavuzlar, Balkan Türkleri, Başkurtlar, Çuvaşlar, Özbekler, Kırgızlar, Kazaklar, Türkmenler, Uygurlar da var. Gidebilirsem Sibirya tarafında yaşayan Hakas, Yakut, Tuva vs. Türklerinin ezgilerini de benzer şekilde yapmayı planlıyorum. Bu arada Selam Can Kars gibi çok iyi bildiğim şehirlerin müziklerini de yapmayı planlıyorum. Var olan türkü ve şarkıları sürekli çalmanın kültürü geliştireceğine inanmıyorum. Eklemeler, yeni üretimler yapmayı sürdürmeyi planlıyorum.
Tabi zaman zaman farklı projeler de öne çıkıyor. Örneğin ‘Aşk Bu’, ‘Yaz Senfonisi’ vs. gibi albümleri bu çerçevede sayabilirim. Şu sıralar, üç şarkıdan oluşan ‘Üç Ağıt’ isimli çalışmamı hazırlıyorum. İçinde güzel sözleri-bestesi ve icrası bana ait eserler var. Bunlar ‘Atatürk Ölmez Dediler’, ‘Yemen Çölleri’ ve ‘Cepheye Koşan Atlar’ ismini taşıyorlar. Oğlum Uzay Duman bunların videosunu da hazırladı 9 Kasım’da HaDUMAN YouTube Kanalında yayınlayacağım. 10 Kasım saat 18.30’da CKM’de (Caddebostan Kültür Merkezi) bu eserler ve Atatürk konulu bir panelimiz olacak. Müsait olan okurları ve Atatürk sevdalılarını bekliyoruz.
Kültürel müzik yapma, eser üretme konusunda altyapım çok müsait. Bu çalışmaları sekiz ay içinde yaptım ama bunu 60 yıl artı sekiz ay olarak görmek gerek. Bir kültür insanı olarak Türk kültür binasına ve insanlık kültür tarihine katkı sağlamayı amaç ediniyorum. Yapabilirsem ne mutlu bana.