30. İstanbul Festivali ve İDOB MDTİst ortak yapımı 'Rüzgâr Ağacı'

30. İstanbul Tiyatro Festivali´nin programında İstanbul Devlet Opera ve Balesi (İDOB) ile ortak bir yapım yer alıyor. GöteborgsOperans, Atterballetto ve Introdans gibi dünyanın önde gelen dans toplulukları için koreografiler üreten Brezilya doğumlu Fernando Melo, 2023´te Danish Dance Theatre için yaratmış olduğu çağdaş dans eseri ´Rüzgâr Ağacı / Leaning Tree´yi İDOB bünyesindeki çağdaş dans topluluğu MDTistanbul ile yeniden sahneliyor.

Erdoğan MİTRANİ Sanat
4 Kasım 2026 Çarşamba

MDTistanbul günümüzün uluslararası ünlü modern dans topluluklarının düzeyinde dünyadaki bütün önemli koreografların isteklerine cevap verebilecek seviyede son derece başarılı bir ekip.

Ekibin, yönetimin ve herkesin gösteriyi seyirciyle buluşturmak için ne kadar büyük çaba gösterdiğinin onu olumlu anlamda şaşırttığını belirten Fernando Melo da MDTistanbul dansçılarıyla bir koreograf olarak eseri yeniden sahneye koymanın harika bir fırsat olduğunu söylemiş. Ekibin çok ilgili, istekli, çok iyi dansçılardan oluştuğunu belirten Melo, eserinin her zaman aynı şekilde sahnelenmesi gerektiğini düşünmediğini vurgulayarak, yeni bedenlerle yeni dansçılarla eserin bambaşka bir yoruma kavuştuğunu, bu ekibin eseri gerçekten dönüştürerek tamamen yeni bir versiyon ortaya çıkardığını ve koreograf olarak buna tanıklık etmenin gerçekten büyük bir mutluluk olduğunu eklemiş.

Dans, tiyatro ve opera çalışmalarında zaman ve mekân algısını bükerek kurduğu illüzyonlar ve düşsel atmosferlerle bilinen Melo, eserlerinde müzik, sahne tasarımı ve genel dekorun önemine ilişkin de şunları aktarmış: “Tutkum yalnızca dansçıların bedenlerini değil, bütün düzeneği koreografiye dâhil etmek. Işıkları, sahne tasarımını ve mümkün olduğunca müziği koreografiye dâhil ediyoruz. Bunu yaparak bir bakıma yeni bir bakış açısı oluşturduğumu keşfettim. Bu eserde de bakış açısı sürekli değişiyor, seyirciye durmadan yeni imgelerden oluşan bir yolculuk sunuluyor. Dansçıların bedenlerini sahne tasarımıyla bütünleştirmek benim tutkum ve koreograf olarak çalışma biçimim.”

Danimarkalı ressam Vilhelm Hammershøi’nin esrarengiz dünyasından esinlenen yapımda ışık tasarımını de üstlenen Raphael Frisenvænge Solholm'un Fernando Melo ile yarattığı sahne tasarımı, tüm sadeliğiyle muhteşem. Dansçıları nazikçe saran, çatışmaları vurgulayan, fizik yasalarını yıkan, mantığı hiçe sayan bu tamamen katlanabilen ve kare bir odaya dönüştürülebilen dört parçalı tek duvar başlı başına küçük bir başyapıt.

İlhamını açıkça Hammershøi'den alan neredeyse sürekli hareket halindeki bu duvarda kareler kapatılabiliyor, içinden görülebilen pencerelere ya da sadece tek yöne bakılabilen aynalara dönüşebiliyorlar. Tüm parçalar çıkarılıp çeşitli kombinasyonlarda sökülüp takılabiliyor. Dansçılar, dönen sahnede duvarın itilip kakılmasını, bir araya getirilmesini ve tekrar sökülmesini gerçekleştiriyor: bir dansçı baş aşağı dolaştırılırken, duvarın diğer tarafındaki dansçıların bir toplantının ortasında olduğu görülüyor; ya da bir dansçı, kapı yere düşmeden önce yerinden sökülmüş kapıyla karşı karşıya geliyor. Tıpkı mahsur kalmış tekneciler gibi, dansçılar da sürekli açılıp kapanan, dönen, değişen bir yapının içinde sahneye sürükleniyorlar. Pencerede gördükleri kendi yansımaları mıdır yoksa tamamen farklı biri mi? Kim bilir…

Yapımın Signe Lykke’nin bestelediği, Copenhagen Phil tarafından Şef Christian Øland yönetiminde kaydedilmiş senfonik müziği yalın, zaman zaman rahatsız edici derecede ısrarcı ve genel olarak heyecan verici. Tüm hareketler izleyiciyi her yönden etkisi altına alan bu müzikle koordine ediliyor ve müziğin hipnotik tınıları dansçıları ve sahne tasarımını uyum içinde bir araya getirmeyi başarıyor. Oyunun kostüm tasarımı Maria Ipsen’e, ses tasarımı Rafael Cañete Fernández’e ait.

Fernando Melo'nun koreografisinin belirli bir olay örgüsü yok; bedenler bir belirip bir kayboluyor, ağır çekim ritme kapılıyor ve kesinlikle yerçekimine meydan okuyor. Gerçeklik, sessizlik ve belirsizlikle dolu iç mekânların uzayımsı boşluğunda anlamını yitiriyor.

‘Rüzgâr Ağacı’ başladığında kalabalık bir dansçı grubu müthiş yavaş hareketlerle kilit altında tutulan bir adamın dünyasına giriyor. Kimi zaman dansçılar sıkışmış halde rüzgârda sallanıyor; belki de tekneyle gelmiş mülteciler, asla havalanmayacak bir uçan halının üzerinde, rüzgârda sallanan ağaçlar gibi ayakta duruyorlar. Dik duran dansçılar, sırtları tamamen düz şekilde tehlikeli bir şekilde aşağıya doğru eğiliyor ve inanılmaz bir yer çekimsiz illüzyon yaratılıyor. Gizemi bozmadan, ayakkabıların 18-20 cm. boyunda çivilerle zemindeki tahta levhaya çakıldığını ve dansçıları yerinde tuttuğunu açıklayabiliriz. Ancak bu durum, etkinin inanılmaz olduğunu, olağanüstü yavaş öne ve geriye eğilme pozisyonlarını gerçekleştirebilmenin ancak o muhteşem dansçıların vücutlarındaki her kası kontrol edebilme yetenekleri sayesinde var olabildiği gerçeğini değiştirmiyor.

Benzersiz ekibin tamamının adını vermek boynumuzun borcu:

Anna Viktoria Zesakes, Berk Can Ceylan, Bianca Cerioni, Chiara Giorda, Demet Aksular, Ekin Ançel, Evrim Akyay, Ferhat Güneş, Kamola Rashidova, Mert Aksu, Miray Bacı, Müge Bayramoğlu, Tufan Elitaş, Tuğçe Göncü.

‘Rüzgâr Ağacı’ çağcıl koreografilerde bile benzerine zor rastlanan çok yaratıcı, etkileyici ve heyecan verici bir yapım. Sezonda mutlaka izleyin derim. Özellikle MDTİst’i seyretmemiş olanlar için muhteşem bir ikili keşif olacak.

Beklenmedik bir uluslararası misafir

  ‘Mummenschanz-50 Years’

1972’de Paris’te Mummenschanz’ı kuran Floriana Frassetto, Andres Bossard ve Bernie Schürch, tek kelime söylemeden; siyah bir fon üzerinde adeta boşlukta süzülen maskelerden oluşan gösterilerinde, bütünüyle görsel bir dil kullanarak dünyayı fethetmiş, kültürel ve dilsel sınırları aşan çağdaş maske tiyatrosunun dünya çapındaki en önemli temsilcilerinden biri hâline gelmiştir.

Mummenschanz, Almanca'da maske takmak, gizlenmek, yüzünü örtmek anlamına gelen Mummen ile, şans, oyun veya kumar oyunu Schanz’dan oluşan birleşik bir kelime. İkisi birleştiğinde kabaca ‘Şansını maskelerin arkasında denemek / maskeli oyun oynamak’ veya doğrudan ‘maskeli balo’ gibi bir anlamı çağrıştırıyor.

Andres Bossard’ın 1992’de ölümü ve Bernie Schürch’ün 2012’de emekliye ayrılmasının ardından hâlen sahnede olmayı da sürdüren Floriana Frassetto, ödüllü topluluğun sanatsal itici gücü olmayı sürdürmüştür.

Frassetto’nun topluluğun 50. yılını kutlamak üzere hazırladığı, izleyiciyi büyüleyici dünyasında hayal gücü ve şiirsellikle örülü bir yolculuğa çıkaran ‘Mummenschanz- 50 Years’ birkaç özel gösterim için İstanbul’daydı. Bu tüm yaş grupları için hayranlık uyandırıcı ve heyecan verici gösteriyi hem gönlü bizim gibi gençlerden hem de çok sayıda çocuktan oluşan bir seyirci grubuyla birlikte izledik. Zaten interaktif bölümler içeren gösteri, tüm doğallıklarıyla oyuna katılan çocuklar sayesinde daha heyecan verici bir deneyim oldu.

Çok sayıda ödüle sahip İsviçreli topluluk, yarım asırlık repertuvarının en sevilen skeçlerini yeniden sahneye taşıyor ve geçmiş yılların en sevilen, en başarılı çalışmalarına yeniden hayat veriyordu. Birbiriyle etkileşim kurarak hikâye anlatan Tuvalet Kâğıdı Yüzler (Toilet Paper Faces), sahnede büyüyen havayla şişirilmiş Devler (Giants) ve içinde bir insan olduğunu unutturarak şekillere giren Boru Yaratığı (Pipe Creature) gibi topluluğun tarihine damga vurmuş klasik skeçlerin yanı sıra, yüzün şeklinin değişip dönüşmesine olanak sağlayan o efsanevi Kil Maskeler (Clay Masks) de finale doğru gösteriye katılıyordu.

Ancak bu yıldönümü prodüksiyonu sadece nostalji ile bağlantılı değildi. Mummenschanz’ın kendine özgü ruhunu yansıtan şaşırtıcı pek çok sıra dışı nesne, biçim de yeni formlara ve yeni karakterlere dönüşerek gösteride yer alıyordu.

Son derece yaratıcı ‘Mummenschantz - 50 Yıl’, ara vermeden bir buçuk saat sürüyordu. En küçük yaşta izleyicilerin bile sıkılmaksızın, bir an dikkati dağılmaksızın izlemiş olması, ekibin gösteriyi bu kadar uzun tutmakta ne kadar haklı olduğunun göstergesiydi. Umarım bu dünya turnesinde yolları yeniden bize düşer.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün