Çalışmanın girişte ortaya koyduğu üç soruya verilen cevaplar özetle şöyledir. Birincisi,Türkiye´ye yönelik düşmanlık seçim takviminden önce kurumsal düzeyde yazıya geçirilmiş ve muhalefet tarafından da paylaşılan bir valans meselesine dönüşmüştür. Bu nedenle kalıcılık eğilimi yüksektir. İkincisi, veriler siyasi alandaki gerilimi açıkça gösterse de iki ülke arasındaki ticari bağlar sürmektedir. Bu bulgu ekonomik çıkar çatışmasını ya da güvenlik alanındaki rekabeti tek başına dışlamaz. Ancak siyasi düşmanlığın ticareti azaltsa da şimdilik kesmediğini gösterir. Ticaret, yarıdan fazlası üçüncü ülkeler üzerinden faturalandırılarak, yıllık iki milyar doları aşan bir hacimle sürmektedir. İki ülkenin ihracat bağımlılığı ise yasak öncesinde birbirine yakındı. Üçüncüsü, tırmanmayı sınırlayabilecek frenler seçmen, meclis aritmetiği ve Washington´dır. Bu frenlerin hiçbiri doğrudan Ankara´nın elinde değildir. Batuhan Küpeli · Ekin Dağlı · Hatice Varol Dağdelen, Dr. - TEPAV

https://aa.com.tr/tr/info/infografik/54570
Seçimlerin en önemli gündem maddeleri neler?
Gazze’nin işgali ve güvenlik politikaları, seçimlerin başlıca gündem maddeleri.
Ülkede, İsrail’in 7 Ekim 2023’te Hamas’ın Aksa Tufanı Operasyonu’na nasıl hazırlıksız yakalandığına dair tartışmalar sürüyor. Netanyahu hükümetinin olayları araştırmak üzere henüz resmî bir devlet soruşturma komisyonu kurmaması da muhalefetin eleştirilerinden biri.
İsrail’in Gazze, işgal altındaki Batı Şeria ve Lübnan’a yönelik politikaları da seçim tartışmalarının merkezinde.
Ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik muafiyetleri, Netanyahu hükümetinin yargı reformu girişimleri ve hayat pahalılığı da seçmenlerin gündeminde. İsrail’in 2023’ten bu yana iki katına çıkan savunma bütçesi, kamu maliyesi üzerindeki baskıyı artırıyor.

Tamamı : https://medyascope.tv/2026/10/22/israil-secimleri-hakkinda-bilmeniz-gereken-her-sey/
Sonuç olarak İsrail sandığa giderken sadece yeni başbakanını belirlemeyecek; devleti radikal aşırı sağa teslim eden kalıcı bir otoriterleşme ile kurumsal akla ve yargısal hesap verebilirliğe dönmeyi vaat eden bir restorasyon cephesi arasında tarihi bir seçim yaparak bizzat devletin rejim karakterini oylayacaktır. İnsani değerlerin çöktüğü, toplumsal sözleşmenin feshedildiği ve radikalizmin merkeze kaydığı bu yeni yapısal gerçeklik karşısında yanıtlanması gereken en hayati soru şudur:
“İsrail toplumunun kendi içinde yaşadığı bu köklü dönüşüm ve radikalleşme, sadece iç dengeleri değil, bölgenin geleceğini de nasıl bir ateşe sürükleyecek?”
Yaklaşık 80 yıllık İsrail tarihine geniş bir pencereden bakıldığında, geldiğimiz bu kırılgan ve her türlü ihtimale gebe olan siyasi karmaşanın içerisinde bu sorunun cevabı İsrail’in bölgesel izolasyonunun derinleşmesi ve çatışmaların kalıcılaşması ihtimalinde yatmaktadır. Netanyahu ve onun etrafında kümelenen radikal bloğun sandıktan galip çıkması halinde İsrail’in; olabilecek tüm diplomatik köprüleri tamamen yıkacak bir siyaset gütme ihtimali mevcuttur. Öte yandan bu radikalleşme yalnızca diplomatik ilişkileri dondurmakla kalmayabilir, haritadaki fiziksel sınırları da şiddet yoluyla yeniden çizebilir.
Tamamı : https://www.insamer.com/tr/uploads/pdf/insamer_israilsecimleri.pdf
27 Ekim seçimlerinin sonucu Knesset’teki sandalye dağılımını belirleyecektir; ancak bu dağılım yeni hükümetin kim tarafından ve hangi siyasal mimariyle kurulacağını tek başına açıklamayacaktır. Bu raporun temel iddiası, 2026 seçimlerinin oyların sandalyeye, sandalyelerin bloklara ve blokların hükümet kurma kapasitesine dönüşümü üzerinden okunması gerektiğidir.
Üç aylık izleme sürecinde ortaya çıkan bulgular büyük partilerdeki görece istikrara karşın baraj çevresindeki küçük partilerin blok aritmetiğini önemli ölçüde değiştirebildiğini; aynı sandalye sayısının farklı partiler için farklı koalisyon değerleri taşıdığını; 7 Ekim sorumluluğu, Haredi askerlik meselesi, Arap siyasal üyeliği ve blok içi liderlik gibi fay hatlarının hükümet kurma kapasitesini seçim gününden önce şekillendirmeye başladığını göstermektedir. Bu nedenle seçim gecesi asıl bakılması gereken sayı yalnızca 61 değildir. Ortaya çıkan 61 siyasal olarak birlikte hareket edebilecek bir 61 midir?
Rapor için : https://www.academia.edu/179343025/2026_%C4%B0SRA%C4%B0L_SE%C3%87%C4%B0MLER%C4%B0NE_DO%C4%9ERU
İsrail siyaseti ilk bakışta sürekli değişen, yeni partilerin ve seçim ittifaklarının ortaya çıktığı parçalı bir görünüm sergilemektedir. Partiler bölünmekte, birleşmekte veya farklı isimler altında yeniden siyasal alana çıkmaktadır. Bununla birlikte, parti sisteminin altında yer alan temel siyasal kamplar ve toplumsal kırılmalar dikkat çekici bir süreklilik göstermektedir. Bu nedenle İsrail siyasetini yalnızca güncel partiler veya siyasal liderler üzerinden değerlendirmek yeterli olmamaktadır. Günümüzdeki siyasal blokların anlaşılabilmesi için bu blokların devlet öncesi döneme uzanan tarihsel ve ideolojik köklerinin de dikkate alınması gerekmektedir. İsrail örneğini farklılaştıran temel unsur, siyasal partilerin devletten daha eski olmasıdır. Britanya Mandası dönemindeki Yahudi toplumu, yalnızca seçim örgütlerinden değil; sendikaları, sağlık kuruluşlarını, eğitim kurumlarını, yerleşimleri ve savunma yapılanmalarını da kapsayan siyasal kamplardan oluşmuştur. Dolayısıyla 1948 yılında kurulan devlet, kurumsal yapısının önemli bir bölümünü önceden varlık kazanmış siyasal hareketlerden devralmıştır. Bu durum, erken dönem İsrail’inin bir “parti‐devleti” olarak tanımlanmasına yol açmıştır.
Bu metinde ise partiler tek tek sıralanmayacaktır. Bunun yerine partiler, temsil ettikleri tarihsel gelenekler, toplumsal kesimler ve siyasal bloklar içerisinde değerlendirilecektir. Böyle bir yaklaşım, örgütsel düzeydeki parçalanmaya rağmen siyasal kampların neden kalıcılık gösterdiğini açıklamaktadır. Çalışmanın temel iddiası, İsrail parti sisteminin sürekli yenilenen bir yüzeye fakat oldukça dirençli bir toplumsal ve ideolojik alt‐yapıya sahip olduğudur.

Rapor için : https://www.academia.edu/179502497/27_Ekim_Se%C3%A7imlerine_Giderken_%C4%B0srail_Siyasetinde_Kim_Kimdir
1. Seçim Netanyahu üzerine bir referandum halinde. Toplam 19 yıldır iktidarda olan Netanyahu, 7 Ekim’den sonra ilk kez seçmenin karşısına çıkıyor. Muhalefetin dört büyük lideri onunla hiçbir koşulda pazarlık masasına oturmayacaklarını açıkladı.
2. Hiçbir blok 61 sandalyeye ulaşıyor gibi gözükmüyor. Ekim’deki altı anket sonucunda Netanyahu bloğu 49–60, Siyonist muhalefet 48–55 sandalye arasında; Arap partileri 12–15 sandalyeyle iki bloğun dışında. Sonuç baraj sınırındaki partilere ve Arap seçmenin katılımına bağlı.
3. Parti sistemi yeniden şekillendi. Eisenkot’un bir yıllık partisi Yashar, 2022’de 32 sandalye alan Likud’la başa baş. Sağ parçalandı, Haredi partilerin bloğa bağlılığı zayıfladı.
4. Savaşın ekonomik bedeli kalıcı. Savunma harcaması 2022’de GSYİH’nin %4,2’sinden 2024’te %8,4’üne çıktı, kamu borcu %68,5’e yükseldi. Moody’s yargının zayıflamasını not riski sayıyor; ülkeden yılda yaklaşık 90 bin kişi ayrılıyor.
5. Kurumların geleceği oylanıyor. Seçimden sonra yürürlüğe girecek yargıç atama yasası, 7 Ekim soruşturmasının biçimi ve 30 Kasım’da sona erecek tutuklama dondurması, yeni çoğunluğun ilk sınavları olacak.
6. En olası iki sonuç dar bir muhalefet hükümeti ya da kilitlenme. Muhalefet ancak Ra’am desteği ya da Haredi çekimserliğiyle hükümet kurabilir; bu bulunamazsa ülke 2027’de yeniden sandığa gider ve Netanyahu geçici başbakan olarak kalır.
7. Türkiye’ye bakış kısa vadede değişmeyecek. Türkiye iki blokta da tehdit olarak görülüyor ve Netanyahu kampanyasında Türkiye’yi öne çıkardı. Suriye en riskli temas noktası; ambargonun İsrail ekonomisine etkisi sınırlı kaldı. Değişebilecek olan, ilişkinin yönetilme biçimi.
Rapor için :https://www.ekopolitik.org.tr/uploads/reports/20261023-171616-dc55735e2b83.pdf
📌 Seçimlerin Beş Temel Siyasi Meselesi
▪️ 7 Ekim 2023 saldırılarının sorumluluğu: Muhalefet partileri bağımsız bir devlet soruşturma komisyonu kurulmasını savunurken Netanyahu hükümeti farklı bir soruşturma modeli öneriyor.
▪️ Haredilerin askerliği: Ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik muafiyetleri, askerî personel ihtiyacı ve vatandaşlar arasındaki yükümlülük eşitliği nedeniyle temel anlaşmazlık konularından biri.
▪️ Yargı bağımsızlığı ve devlet kurumları: Netanyahu koalisyonu yargının yetkilerini yeniden düzenlemeyi savunurken muhalefet partileri yargı bağımsızlığını ve kurumsal denetim mekanizmalarını güçlendirme vaatleri öne çıkarıyor.
▪️ Güvenlik ve Filistin meselesi: Netanyahu karşıtı partilerin çoğu İran ve silahlı bölgesel aktörlere karşı sert güvenlik politikalarını destekliyor. Dolayısıyla hükümet değişikliği, Filistin devletine ilişkin müzakerelerin otomatik olarak yeniden başlaması anlamına gelmiyor.
▪️ Koalisyon aritmetiği: Arap partilerinin olası dış desteği, Haredi partilerinin talepleri ve küçük sağ partilerin yüzde 3,25 barajına yakın olması, hükümet kurma sürecinin temel değişkenleri arasında.
Tamamı : https://x.com/AnatolianLens/status/2112427927442768353
▪️ N12’nin analizine göre İsrail’de 2026 genel seçimlerine yaklaşık on gün kala beklenen yoğun siyasi hareketlilik görülmüyor. Dört yıldır protestoların, toplumsal kutuplaşmanın ve siyasi krizlerin yaşandığı ülkede seçim kampanyaları alışılmadık ölçüde sakin ilerliyor.
▪️ Kanal 12 parlamento muhabiri Dafna Liel ve siyasi stratejist Moşe Klughaft, bu durumu bilinçli bir seçim stratejisiyle açıklıyor: “Uyutma kampanyası” (קמפיין הרדמה / Campaign of Anesthetization).
▪️ Haberin temel iddiası, muhalefetin özellikle Netanyahu yanlısı seçmenlerin sandığa gitme motivasyonunu yükseltmemek için daha sakin bir kampanya yürütüyor olabileceği yönünde. Ancak bu stratejinin muhalefetin kendi seçmenlerinde de katılım isteğini azaltma riski bulunuyor.
Tamamı : https://x.com/AnatolianLens/status/2112139661636219106
Sonuç olarak, bu seçimlerin büyük ölçüde Netanyahu’nun siyasi geleceği etrafında şekillendiği görülmektedir. Netanyahu ya bu sınavı geçerek siyasi kariyerine birkaç yıl daha devam edecek ve büyük olasılıkla ABD’nin desteğiyle bitmek bilmeyen savaşlarını sürdürecek ya da iktidardan uzaklaştırılarak mahkemelerde kendisini bekleyen zorlu süreçlerle karşı karşıya kalacak ve bu da siyasi kariyerinin sonunu getirecektir.
Ne yazık ki seçimler, sonuçları ne olursa olsun, bölgede barış ve istikrarın sağlanması yönündeki umutları güçlendirecek bir fırsat sunmamaktadır.
Tamamı : https://orsam.org.tr/yayinlar/yaklasan-israil-secimleri-sonuc-ne-olursa-olsun-baris-umutlari-zayif/
Sonuç olarak, mevcut anket verilerinin sunduğu dörtlü kategorizasyonda ne Netanyahu bloğu ne de Netanyahu karşıtı blok koalisyon kurmayı başaramamaktadır. Bu durumda ilk konuşulan senaryo Netanyahu karşıtı bloğun Arap partilerin desteğiyle (koalisyon üyesi olarak ve/veya dışarıdan destek ile) gerçekleştireceği bir iktidar değişimidir. Ancak bu iktidar değişimi sonrasında kurulacak yapının siyonist partilerin kurabileceği kadar istikrarlı olmayacağına dair güçlü bir inanç var. Bu sebeple hem Netanyahu hem de Netanyahu karşıtı partiler kendi seçmen havuzunda mutlak bir mobilizasyon sağlama çabasındalar. Bunu yaparken Netanyahu, hem Arapların seçime katılım oranını azaltmak hem de Arap partilerle koalisyon yapacakları iddiasıyla rakip partilerin mobilizasyonuna (özellikle Eisenkot, Bennett ve Liberman gibi merkez ve sağ aktörlerin) zarar verme yönünde eylem ve söylemler geliştirmektedir. Dolayısıyla mini-sağ partilerin geleceği ve seçim mobilizasyonu anket verilerinin değişmesine katkı sağlayabilecektir ki tüm aktörler hâlihazırda değişiklik yapabilecekleri bu konulara yoğunlaşmış durumdalar. Bunun yanında, Donald Trump’ın açık bir biçimde Netanyahu’yu desteklemesi, bunu yaparken de dış politika ve güvenlik konularında İsrail-ABD ortaklığının istikrarını Netanyahu’nun yeniden seçilmesine bağlamasının anketlere nasıl yansıyacağı bu hafta içinde görülebilecektir. Anketlerdeki mevcut tablo değişmediği takdirde seçim sonrası koalisyon sürecinin merkezinde Arap partileri olacaktır. Arap partilerin entegrasyonu ya da destek ihtimallerinin bir çıktıya dönüştürülemediği bir durumda ise yeniden seçime gitme ihtimali belirecektir. Öngörülebilir bu ihtimaller dışında da seçim sonrası dönemde bir tür ‘yaratıcı yıkım’ yaşanma ihtimali de geçmiş örneklerden hareketle bir olasılık olarak kenarda durmaktadır.
Tamamı : https://orsam.org.tr/yayinlar/son-haftaya-girerken-israilde-anketler-ne-soyluyor/
Ülkenin siyasal tarihi ve yapısal kodları üzerinden seçimler sonrası ortaya çıkacak duruma dair söylenebilecek temel husus, bölgede kaos ve istikrarsızlığı yayacak bir yapının yine teşekkül edeceğidir. Bununla birlikte, Yahudi toplumu arasında vatandaşlık yükümlülüklerine dair sorunların derinleşmesi ve özellikle ultra-Ortodoks Yahudilerin askerlik görevini ifa etmemesi gibi çeşitli imtiyazları kaybetme riskinin oluşturduğu gerilim, İsrail hükümetlerini önümüzdeki yıllarda giderek büyüyen bir sorunla yüzleştirecektir. Ayrıca 7 Ekim sonrası yaşanan tüm gelişmelerin güvenlik bürokrasine duyulan itimadı azaltması ve İsrail’in Yahudi vatandaşlarının güvenlik riski hissetmeden ülkede yaşama duygusunun zedelenmesi de gelecek dönemler için ciddi sorun başlıklarından biridir. Netanyahu’nun tüm bölgeyi tehdit eden yaklaşımının altında İsrail toplumunda derinleşen sorunları erteleme refleksi de yatmaktadır. Bundan dolayı, 27 Ekim seçimleri sonucunda ortaya çıkacak yeni tabloda, bölgesel ve küresel siyaset açısından benzer bir stratejinin devam ettirileceği; ancak temel tartışmanın İsrail iç siyasetini şekillendirecek dosyalar üzerinden yürütüleceği öngörülmektedir.
Tamamı :https://www.setav.org/27-ekim-israil-secimlerine-dair-durum-degerlendirmesi-ve-ongoruler
Netanyahu’nun seçimlerden güç kaybederek çıkması, Washington’ın İran’a yönelik yeni bir askerî harekât konusundaki hesaplarını ve olası operasyonun zamanlamasını etkileyebilir. Dolayısıyla 27 Ekim seçimleri yalnızca İsrail’de kimin iktidara geleceğini değil, Netanyahu’nun çatışmacı bölgesel politikalarının devam edip etmeyeceğini ve Trump yönetiminin Orta Doğu’da diplomasiye ne ölçüde alan açabileceğini de belirleyecek önemli bir siyasi eşik olarak değerlendiriliyor.
Tamamı :https://x.com/cetiner_cetin/status/2114251785170731246
Diyelim ki muhalefet Arap partileriyle uzlaştı ve hükümet kuruldu. Umutlanmayın! Netanyahu’nun yenilgisi bölgesel barış ve ya demokratikleşme için otomatik bir yumuşama getirmeyecek. Seçimin paradoksu şu: Netanyahu kaybedebilir ama İsrail sağı kaybetmeyebilir. Aksine ülke daha şahin bir pozisyona sürüklenebilir. Çünkü Eisenkot, Bennett ve Lieberman güvenlik politikalarında Netanyahu’dan daha tavizsiz bir tutumu savunuyor. Kampanyada Başbakan’ı ‘Gazze, Lübnan ve İran cephelerindeki savaşları siyasi bekası için uzatmakla, askerî zaferi geciktirmekle’ suçladı. Örneğin olası bir Eisenkot-Bennett hükümeti Batı Şeria’daki güvenlik koridorlarını derinleştirebilir, Gazze’deki askerî denetimi sürdürebilir. Yine de 19 Ekim’de The Times of Israel gazetesinin seçim analizinde işaret ettiği ‘üslûp’ nüansı önemli:
‘‘Dini Siyonizm ve Otzma Yehudit’in bulunmadığı bir hükümet, Batı Şeria’da ‘yerleşimci’ şiddetini dizginleyebilir ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’nin yeniden inşası planına odaklanabilir.”
Seçimden sonra Cumhurbaşkanı İzak Herzog hükümeti kurma görevini en yüksek oy oranına sahip adaya verecek. O kişinin 28, gerekirse 14 günlük de ek süresi olacak. Bu isim hükümeti kurmayı başaramazsa görev başka bir adaya geçecek; süreç yine tıkanırsa yeniden seçim gündeme gelecek. Yeni hükümet kurulana kadar da Netanyahu geçici başbakan olarak kalacak.
Herzog, 2019-2020’de 11 ayda üç seçime yol açan hükümet kurma krizin tekrarlanmasını istemiyor. Bu sebeple Netanyahu ile Eisenkot’un yer alabileceği birlik ve ya dönüşümlü hükümet seçeneklerinin değerlendirilmesini teşvik ediyor.
Bu seçenek gündeme gelir mi bilmiyoruz ama unutulmaması gereken şey şu: İsrail’de liderin değişmesi, politikaların yumuşayacağı anlamına gelmiyor. Çünkü İsrail’de hem siyaset hem de sosyoloji artık sağa kaymış durumda. Netanyahu gitse de onun güvenlik anlayışı ve milliyetçi siyaseti kalacak. Netanyahu’nun yenilgisi İsrail sağını zayıflatmak yerine, daha da güçlendirebilir. İsrail sağı, bir engel olarak gördüğü Nethanyahu’nun devre dışı kalması sonrasında daha da kenetlenebilir.
Tamamı :https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/deniz-kilislioglu/israil-secimindeki-paradoks-7686447
İsrail’deki seçim fetvaları, dinin siyasete alet edilmesinin nasıl bir toplumsal ayrışmaya yol açabileceğini gösteren çarpıcı ve güncel örneklerdir. Toplumu birleştirmesi, adaleti ve ahlakı güçlendirmesi beklenen din, siyasi rekabetin aracı haline getirildiğinde farklı tercihler günah, ihanet ve ahiretten mahrumiyetle damgalanmaktadır.
İdeolojik kaygılarını dinî hükümlerle meşrulaştıran hahamlar, müntesiplerini farklı görüşlere karşı hoşgörüsüzlüğe ve radikalleşmeye yöneltmektedir. Bunun ilk sonucu, İsrail toplumunda sekülerlerle dinciler arasındaki ayrışmanın derinleşmesidir. Siyasi rakip, artık farklı düşünen bir vatandaş değil, dine karşı gelen bir düşman olarak görülmektedir.
Daha ağır sonuç ise Filistinliler açısından ortaya çıkmaktadır. İşgal ve ilhak politikalarının ilâhî bir görev gibi sunulması, Filistinlilerin haklarını ve varlığını yok sayan siyasi anlayışları meşrulaştırmakta, bölgede güvensizliği, gerilimi ve Yahudi radikalizmini artırmaktadır.
Din, siyasete ahlak kazandırabilecekken siyasi emelleri kutsamanın aracına dönüştürüldüğünde hem kendi birleştirici gücünü kaybetmekte hem de adaletsizliğe dinî meşruiyet kazandırarak toplumsal barışı zedelemektedir.
Ben Gvir, bölünmüş bir ulusta tartışmalı bir aday. Siyasi pozisyonları arasında işgal altındaki Batı Şeria'nın ilhakı, Gazze'nin Yahudi yerleşimi ve Filistinlilerin "gönüllü göçü" yer alıyor. Bu tavır ve söylemler liberal İsrailliler tarafından büyük ölçüde kınanıyor.
Birçok Batılı ülke, Filistinlilere karşı kışkırtıcılık yaptıkları gerekçesiyle Ben Gvir ve Smotrich'e yaptırımlar uyguladı veya seyahat yasağı getirdi. Her iki isim de Başbakan Binyamin Netanyahu'nun iktidar koalisyonunda güçlü bakanlar.
Maiyetiyle tezgahların arasından ilerlerken, bazı dükkan sahipleri şeker attı, bazıları da ters ters baktı.
Bir tezgah sahibi "Sevmiyorum, fitne çıkarıyor" diyor.
"Ramle karma bir şehir. Yahudiler ve Araplar bir arada yaşıyor. 7 Ekim'den sonra bile burada bir sorun yok ama mesajı genç ve eğitimsiz insanları hedef alıyor."
Gençler arasında ebeveynlerinin kuşağına kıyasla daha popüler görünmesinin nedeni, en azından kısmen, 7 Ekim saldırılarının etkisine bağlanıyor.
Ancak daha önce İsrail'de birçok siyasi kampanyasını yönetmiş olan siyasi analist Dahlia Scheindlin, bundan daha fazlası olduğunu söyledi.
"Son 20 yıldır, genç İsrailli Yahudilerin ortalamadan daha sağcı olduğunu ve birçok ölçütte 55 yaş üstü gruba göre önemli ölçüde daha sağcı olduğunu görüyoruz" diyor.
"Bir dizi savaşın altında büyüdüler ve barışa ulaşma çabalarına dair kişisel bir deneyimleri yok. Ancak çoğunlukla, ilhak, yerleşim genişlemesi ve 7 Ekim'den sonra Gazze'nin ilhakı gibi tartışmanın meşru olduğu en uç noktalara alıştırıldılar. Ve şimdi ilk kez oy kullanıyorlar."
Tamamı : https://www.bbc.com/turkce/articles/c64g12jzej54o
Geçmişte İsrail nüfusunun yaklaşık beşte birini oluşturan ve kendilerini genellikle İsrail vatandaşı Filistinliler olarak tanımlayan İsrailli Araplar arasında, hoşnutsuzluk sıklıkla seçimlere katılım oranlarını düşürdü.
Ancak bu seçimde, ülke tarihindeki en sağcı iktidar koalisyonundan, yani Başbakan Binyamin Netanyahu ile aşırı sağcı ve Ultra Ortodoks partiler arasındaki ittifakı başarısızlığa uğratmak için güçlü bir çaba var.
…
İsrail'in siyaseti ve toplumu, 7 Ekim 2023'te Hamas önderliğinde ülkeye düzenlenen saldırı ve ardından gelen Gazze savaşıyla değişti. Ülkenin Arap azınlığına karşı güvensizlik ve düşmanlık arttı.
…
İsrailli Araplar için bu seçimdeki en önemli konulardan biri, yaygın çete suçları.
Eylül ayında İsrail Demokrasi Enstitüsü isimli düşünce kuruluşu tarafından yapılan bir ankete göre, Arap vatandaşlarının %53,5'i hangi partiye oy vereceklerine karar verirken bunun en önemli faktör olduğunu belirtti.
Yahudi-Arap birlikteliğini teşvik eden Abraham Initiatives örgütüne göre, geçen yıl topluluk içindeki cinayetler rekor seviyeye ulaşarak 252'ye çıktı. Bu sayı, öldürülen İsrailli Yahudilerin sayısının yaklaşık beş katı.
Yafa'nın bugün Tel Aviv'le birleşmiş, Arap ve Yahudilerin birlikte yaşadığı bir mahallesinde, Ziad Samouni bana oğlu Hüseyin'in geçen kasım ayında evlerinin yakınında motosikletli iki silahlı saldırgan tarafından vurularak öldürüldüğü yeri gösteriyor.
Olayla ilgili henüz tutuklama yapılmadı. Çoğu olayın faili meçhul kalması nedeniyle, Arap-İsrailliler hükümeti hareketsiz kalmakla suçluyor.
Tamamı : https://www.bbc.com/turkce/articles/c6e9l1nm35l4o.amp
İsrail'in ana siyasi güç merkezleri olan Kudüs ve Tel Aviv'den oldukça uzak iki şehir olan Taberiye'de doğan ve Eilat'ta büyüyen Eisenkot, 1950'lerde İsrail'e yerleşen mütevazı imkanlara sahip Faslı göçmenlerin oğlu.
Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerindeki Yahudi toplulukları Mizrahi olarak biliniyor. Daha önce bu topluluğa mensup politikacılar denemiş olsa da, bugüne kadar hiçbir Mizrahi İsrail başbakanı olmadı.
Kampanya sırasında Eisenkot ile vakit geçiren The New Yorker editörü David Remnick, Eisenkot'un Netanyahu'nun İsrail toplumundaki dışlanmış kesimlerin, örneğin Mizrahimlerin, savunucusu olma duruşuna meydan okuduğunu söylüyor.
Bu durum, Netanyahu'nun Doğu Avrupa Yahudi göçmenlerinin soyundan gelmesi ve Kudüs'ün varlıklı bir mahallesinde büyümüş olması gerçeğiyle çelişiyor gibi görünüyor.
İsrail medyasında yer alan haberlere göre, tarihsel olarak Likud'u destekleyen Mizrahim topluluğu, Eisenkot'u tanımlamak için sıklıkla Fas Arapçası "dialina" ("bizden biri") kelimesini kullanıyor.
Eisenkot, bu yılın başlarında Kanal 13 televizyonuna verdiği röportajda, "Ailem Fas'tan göç etti ve onlarla ve kökenlerimle gurur duyuyorum, ancak her şeyden önce İsrailliliğimizle gurur duyabilmemizden mutluluk duyardım" demişti.
Tamamı : https://www.bbc.com/turkce/articles/cq3987zm19lgo
Ağustos 2026'da Likud'un Tel Aviv'deki dev seçim panosunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın fotoğrafı, İran ve Hizbullah liderlerinin fotoğraflarıyla yan yana yer almıştır (CNN, 2026). Bundan kısa bir süre önce ise Washington'da farklı bir tablo ortaya çıkmıştı. Trump, Netanyahu ile düzenledikleri ortak basın toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı övmüş, Suriye'deki Türk nüfuzuna karşı destek arayışıyla gelen konuğundan ise itidal beklemiştir (AP, 2026). Ancak görünür düzlemde ortaya çıkan bu iki tablonun ötesinde, kamuoyunda görece daha az tartışılan üçüncü bir boyut bulunmaktadır. Bu boyutun temel dayanağını, İsrail hükümetinin savunma planlamasına yön vermek amacıyla oluşturduğu Nagel Komisyonu tarafından hazırlanan rapor oluşturmaktadır. Söz konusu raporda, İsrail’in Türkiye ile olası bir doğrudan askerî çatışmaya karşı hazırlıklı olması gerektiği vurgulanmaktadır (Etzion, 2025).
Bu çalışma, mevcut verilerden hareketle Tel Aviv’deki afişi geçici bir seçim malzemesi olarak değil, bir buçuk yılı aşkın bir geçmişe sahip devlet politikasının dışavurumu olarak ele almaktadır. Değerlendirme üç temel soru etrafında yapılandırılmıştır. Bunlardan ilki düşmanlığın kalıcılık düzeyine, ikincisi bu düşmanlığın maddi temellerine, üçüncüsü ise tırmanmayı sınırlayabilecek frenlerin hangi aktörlerin elinde bulunduğuna ilişkindir.
Afişin arkasındaki yönelim, kampanyadan on dokuz ay önce kurumsal düzeyde yazıya geçirilmiştir. Nagel Komisyonu, raporunu 6 Ocak 2025'te sunmuş, eski Başbakan Bennett "Türkiye yeni İran'dır" tezini Şubat 2026'da Amerikan Yahudi örgütlerinin çatı platformu olan Conference of Presidents'ta dile getirmiş, Likud ise Ağustos 2026'da Türkiye'yi doğrudan hedef alan bir kampanya yürütmüştür (Etzion, 2025; i24NEWS, 2026; CNN, 2026). Muhalefet bu çizgiye itiraz etmemiş, tartışmayı çizginin hangi aktör tarafından ve ne ölçüde sert biçimde sürdürüleceği sorusuna indirgemiştir. Konsensüsün dışında kalan itiraz ise uzman çevreleriyle sınırlı kalmıştır.
…
Çalışmanın girişte ortaya koyduğu üç soruya verilen cevaplar özetle şöyledir. Birincisi,Türkiye’ye yönelik düşmanlık seçim takviminden önce kurumsal düzeyde yazıya geçirilmiş ve muhalefet tarafından da paylaşılan bir valans meselesine dönüşmüştür. Bu nedenle kalıcılık eğilimi yüksektir. İkincisi, veriler siyasi alandaki gerilimi açıkça gösterse de iki ülke arasındaki ticari bağlar sürmektedir. Bu bulgu ekonomik çıkar çatışmasını ya da güvenlik alanındaki rekabeti tek başına dışlamaz. Ancak siyasi düşmanlığın ticareti azaltsa da şimdilik kesmediğini gösterir. Ticaret, yarıdan fazlası üçüncü ülkeler üzerinden faturalandırılarak, yıllık iki milyar doları aşan bir hacimle sürmektedir. İki ülkenin ihracat bağımlılığı ise yasak öncesinde birbirine yakındı. Üçüncüsü, tırmanmayı sınırlayabilecek frenler seçmen, meclis aritmetiği ve Washington’dır. Bu frenlerin hiçbiri doğrudan Ankara’nın elinde değildir.
https://www.eurotopics.net/tr/366097/israilde-secim-var-netanyahu-koltugunu-koruyabilecek-mi
İsrail’de seçim tartışmaları çoğunlukla partilerin sandalye hesaplarına ve Netanyahu’nun siyasi geleceğine odaklanıyor.Ancak ülkenin siyasi sistemini kökten etkileyebilecek bir mesele, bu tartışmaların gölgesinde kalıyor: yargı reformu.
Başbakan Benyamin Netanyahu hükümetinin 2023’te gündeme getirdiği yargı reformu, hükümet ile Yüksek Mahkeme arasındaki yetki mücadelesini ülkenin en büyük siyasi krizlerinden birine dönüştürdü.
Görev süresi sona eren koalisyonun yürüttüğü bu süreç, 2005 yılındaki Gazze’den çekilme kararından bu yana İsrail’de bir hükümetin ilerlettiği en tartışmalı ve en ağır sonuçlar doğuran politika programı oldu.
Hükümet, seçilmiş yöneticilerin yargı karşısındaki hareket alanını genişletmeyi ve seçilme nedeni olan gündemi seçilmemiş bir yargının müdahalesi olmadan hayata geçirmeyi savunuyor.
Muhalifler ise bu düzenlemelerin yargı bağımsızlığını zayıflatacağı, yürütme ve yasama gücünü denetimsiz bırakacağı, dolayısıyla sivil hakları tehlikeye atarak "İsrail’in demokratik rejimi"ni baltalayacağı uyarısında bulunuyor.
…
27 Ekim sandığından çıkacak sonuç, iktidarın kimde olacağının yanı sıra İsrail’de siyaset ile yargı arasındaki güç dengesinin yönünü de tayin edecek. Sağ koalisyonun yeniden çoğunluğu sağlaması, hükümetin 2023’te kitlesel protestolar nedeniyle dondurmak zorunda kaldığı düzenlemeleri yeniden Meclis'e taşımasının önünü açabilir.
Muhalefetin iktidara gelmesi ise mevcut yasaların geri alınması ihtimalini güçlendirecek; ancak Yüksek Mahkemenin yetki sınırlarını çizecek Temel Yasalar üzerinde yeni koalisyon içi çatlaklar yaşanması da kaçınılmaz görünüyor.
Seçim kampanyasında sessizliğe gömülen yargı reformu, sandık kapandıktan sonra yeniden İsrail siyasetinin en sıcak çatışma başlıklarından biri olmaya aday.
https://ydh.com.tr/d/46349/ydh-ozel-israil-secimlerinde-gozden-kacan-b
27 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilecek seçimlere bu tarihsel arka plan üzerinden bakıldığında, Binyamin Netanyahu'nun yeniden iktidara gelmesi ihtimalini değerlendirmek için yalnızca yapılan anketlere odaklanmak yeterli değildir. Netanyahu'nun siyasi tecrübesi, Likud'un örgütlü seçmen tabanı, dinî ve milliyetçi partilerle kurduğu ittifaklar ve savaş merkezli siyasi söylemi, seçim sürecinin belirleyici unsurları arasında yer almaktadır.
Netanyahu'nun Aşkenaz kökeni, İsrail'in tarihsel siyasi unsurlarıyla ilişkisi bakımından önem taşımakla birlikte, asıl dikkat çekici unsur farklı toplumsal kesimleri aynı siyasi ittifak içerisinde bir araya getirebilmesidir. Özellikle Mizrahi seçmenler arasında tarihsel olarak destek bulan Likud hareketi, Aşkenaz kökenli bir liderin farklı Yahudi topluluklarının siyasi desteğini kazanabildiği bir örnek oluşturmaktadır.
Tamamı : https://www.fokusplus.com/odak/israilde-etnik-ayrisma-netanyahu-ve-secimlerin-bolgesel-etkileri
İbranice yayın yapan medya, Eisenkot’tan söz ederken sık sık “Faslı” sıfatını kullanıyor. Bu niteleme, yalnızca coğrafi kökenine değil, aile geçmişine ve kimliğine de işaret ediyor. İsrail’e göç eden Faslı Yahudi bir ailenin çocuğu olan Eisenkot’un babası, tarihî Marakeş kentinden geliyor. Annesi ise Kazablanka’da doğup büyüdü. Ailenin ataları ve soyadı da Fas’ın güneyindeki Suveyre bölgesine uzanıyor.
Eisenkot soyadının kökeni konusunda da dikkat çekici bir tartışma bulunuyor. Soyadı, Batı dillerinde “demir” anlamına gelen Almanca kökenli veya Aşkenaz kimliğini çağrıştıran sert bir ifadeyi andırsa da tarihsel araştırmalar, ismin İsrail’e göç sırasında bir göçmenlik görevlisi tarafından değiştirildiğini ortaya koyuyor. Soyadının asıl biçiminin, Berberi dilinde “ceylan” anlamına gelen Fas kökenli “Azenkut” veya “Aznkut” olduğu belirtiliyor.
İsrail ordusunun eski Genelkurmay Başkanı ve Yashar Partisi lideri Gadi Eisenkot ile Başbakan Binyamin Netanyahu’nun yer aldığı seçim afişi (AP)
İsrailli isim kökenleri araştırmacısı Aharon Morieli’nin yayımladığı tarihsel ve dilbilimsel çalışma bu iddiayı destekliyor. İsrail gazetesi Haaretz de Eisenkot’un, bu göreve gelen ilk Fas kökenli isim olarak Genelkurmay Başkanlığına atanması sırasında konuya ilişkin araştırmalara yer vermişti.
Eisenkot, ailesinin geniş bir çevreye yayıldığı Tiberias ve Eilat gibi çevre kentlerde büyüdü. Anne ve babasının boşanmasından önce dünyaya gelen dört kardeşin ikincisiydi. Babası ikinci evliliğinden dört çocuk daha sahibi oldu. Böylece aile, İsrail toplumunun çevre bölgelerine uzanan geniş bir yapıya sahip oldu.
Ancak Eisenkot’un Faslı ve Doğulu kökenleri, 2026 sonbaharında kızışan seçim mücadelesinde açık bir siyasi istismar konusu hâline geldi. Netanyahu ve sağ blokla ilişkili İbranice yayın yapan medya organları, Eisenkot’a yönelik sert ve ırkçı bir kampanya yürüttü.
Bu tutumun en çarpıcı örneklerinden biri, sağcı Kanal 14’ün tanınmış sunucusu Yinon Magal’in canlı yayında Eisenkot’u “Faslı, Doğulu bir isim taşıyan maymun” diye nitelemesi oldu.
Siyasi gözlemcilere göre sağcı çevrelerin medya üzerinden yürüttüğü bu kampanya, geçici bir polemiğin ötesine geçiyor. Amaç, Eisenkot’u siyasi açıdan kalıplaştırarak sol blokla özdeşleştirmek, böylece Doğulu Yahudilerin geleneksel oy tabanının Likud Partisi çevresinde kalmasını sağlamak ve eski Genelkurmay Başkanının muhafazakâr seçmenlere ulaşmasını engellemek.
Seçimin bir başka temel meselesi de hesap verebilirlik.
Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısından önce İsrail’de yüz binlerce kişi, Netanyahu hükümetinin yargı düzenlemelerine karşı sokaklardaydı. Netanyahu, reddettiği rüşvet, dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma suçlamalarıyla zaten yargılanıyordu. Mahkûm olması hâlinde hapis cezası alması mümkündü. Siyasi geleceğini koruma mücadelesi savaşla başlamadı.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, saldırı öncesinde ülkenin caydırıcılığının zayıfladığına ilişkin tekrarlanan uyarılar yapıldığını bildirdi. Bunlar saldırının zamanını ve biçimini haber veren somut bilgilerden farklı. Netanyahu haberleri reddediyor. Yine de neyi, ne zaman bildiği ve nasıl karşılık verdiği bağımsız biçimde araştırılmalı.
Bana göre Netanyahu, uzayan olağanüstü koşulları kendi vazgeçilmezliğinin gerekçesine dönüştürdü. Oysa bir liderin görev döneminde yaşanan felaket, ona süresiz siyasi dokunulmazlık sağlayamaz. Seçim kazanmak, soruşturmanın veya mahkeme kararının yerini tutmaz.
Tamamı : https://10haber.net/dunya/israil-secimleri-arap-oylari-ve-netanyahunun-dislama-siyaseti-747312/
Peki iktidara muhalefetten birisinin gelmesi durumunda Türkiye'ye bakış değişir mi?
Toplum Çalışmaları Enstitüsü Dış Politika Direktörü Berçin Yiğitaslan, Netanyahu karşıtı muhalefetin hükümet kurması halinde temelde ilişkilerde önemli bir değişim beklemiyor ama üslubun değişebileceğini ve diyaloğun bir ölçüde yeniden başlayabileceğini belirtiyor. Yiğitaslan, iki ülkeyi karşı karşıya getiren sorunların yalnızca Netanyahu'nun politikalarından kaynaklanmadığını vurgulayarak "İlişkileri bozan tek etken lider değil" diyor.
Netanyahu'nun kalması halinde ise iletişim kurmanın daha zor olacağını söyleyen Yiğitaslan, Netanyahu'nun Türkiye kamuoyundaki olumsuz imajının siyasi temasları güçleştirdiğini ve muhalefetin kazanmasının bu açıdan bir alan açabileceği görüşünde. Yiğitaslan'a göre muhalefetin kazanması, kapsamlı bir uzlaşmadan çok tarafların birbirleriyle konuşabilmesini ve krizlerin kontrol altında tutulmasını sağlayabilir. Yiğitaslan, İsrail'in parçalı siyasi yapısı nedeniyle yalnızca başbakanın kim olacağının değil, koalisyonun bileşiminin de izlenmesi gerektiğini söylüyor.
İsrail'de seçmenler doğrudan başbakanı seçmiyor. Yüzde 3,25 barajını aşan listeler parlamentoya girerken hükümetin kurulması partiler arasındaki pazarlıklara bağlı ve hükümet kurulması zaman alabiliyor.
Soli Özel de Netanyahu'nun iktidarı kaybetmesinin Türkiye açısından yeni bir başlangıç için olumlu bir tablo yaratabileceğini düşünüyor. Ankara'nın gerilimi daha çok Netanyahu ve kabinesi üzerinden tanımlamasının, farklı bir hükümetle yeni bir başlangıç yapmaya yatkın olabileceğini düşündürdüğünü belirten Özel, ancak sorunların mevcut yönetimle sınırlı olmadığını şöyle vurguluyor:
"İsrail ile Türkiye arasındaki sorunlar, Netanyahu'nun şahsını ya da bu hükümetin tutumunu yahut kompozisyonunu aşan bir görüntü çiziyor bana göre."
İsrail, geçmişte de savaşlar, ekonomik krizler ve derin ideolojik ayrışmaların ortasında seçimlere gidiyor. Ancak bu seçimleri farklı kılan özellik, üç tarihsel sürecin aynı anda belirleyici hâle gelmesi: laik ve dindar Yahudiler arasındaki geleneksel siyasal uzlaşının aşınması, 7 Ekim’in psikolojik ve stratejik sonuçları ve Filistin meselesinin İsrail’in başlıca Yahudi siyasi partileri arasında köklü alternatiflerin ortaya konulduğu bir tartışma alanı olmaktan giderek uzaklaşması.
Dördüncü unsur ise seçimlerin kaderini belirleme potansiyeline sahip; İsrail vatandaşı Arapların siyasi temsili. Arap partiler Netanyahu’nun iktidarda kalıp kalmayacağını belirleyecek sayıda milletvekili çıkarabilecek potansiyele sahip olmasına rağmen, Yahudi partilerinin öncülük ettiği muhalefetin önemli bir bölümü bu partileri hükümet ortağı olarak kabul etmeye pek yanaşmıyor.
İbranice yayımlanan son kamuoyu araştırmaları bu tabloya beşinci bir boyut ekliyor. Seçmenlerin önemli bir bölümü yalnızca hükümetin kim tarafından kurulacağını değil, seçim sonuçlarının kabul edilip edilmeyeceğini ve siyasal kurumların meşruiyetini de sorguluyor. Dolayısıyla İsrail, yalnızca bir liderlik mücadelesi değil, devlet ile toplum arasındaki ilişkinin geleceğine dair bir sınav da veriyor.
Bütün bu gelişmeler, siyasal iktidarın el değiştirmesinin stratejik bir dönüşüm anlamına gelip gelmeyeceği sorusunu gündeme getiriyor. Netanyahu başbakanlığı kaybetse bile, uzun siyasi ömrünü mümkün kılan fikirler, korkular ve kurumsal düzenlemeler varlığını sürdürebilir.
…
Yahudi seçmenlerin önemli bir bölümü, 7 Ekim’in güvenlik üzerindeki etkileri nedeniyle sandığa giderken, Arap seçmenlerin öncelikleri daha farklı bir siyasi gündeme işaret ediyor. Dinî Siyonistler askerlik yükümlülükleri ve devletin sorumlulukları konusunda ultra-Ortodoks partilerle anlaşmazlıklar yaşarken, Netanyahu karşıtı partiler Arap temsilcilerle siyasi iş birliğinin sınırlarında uzlaşamıyor. Seçim sonuçlarının kabul edilmesine ilişkin toplumsal kaygılar, demokratik kurumların dayanıklılığı hakkında yeni sorular da doğuruyor.
Bu koşullarda Eisenkot’un iktidara gelmesi, yalnızca Netanyahu’ya yönelik siyasi memnuniyetsizliğin bir sonucu olarak değerlendirilemez. Olası bir hükümetin başarısı, farklı toplumsal talepleri ve birbiriyle çatışan siyasi beklentileri aynı yönetim çerçevesinde uzlaştırabilmesine bağlı olacak.
Eisenkot başbakan olabilir ve İsrail yönetiminde önemli değişiklikler gerçekleştirebilir. Kuracağı koalisyon kurumsal hesap verebilirliği güçlendirebilir, bazı yerleşim uygulamalarını sınırlandırabilir ve uluslararası ortaklarla daha öngörülebilir ilişkiler geliştirebilir. Bunlar somut sonuçlar doğurabilecek değişikliklerdir ve yalnızca sembolik adımlar olarak değerlendirilmemelidir.
Tamamı : https://fikirturu.com/jeo-politika/israilin-asil-secimi-netanyahunun-otesinde/
Ortadoğu’nun geleceğine ilişkin pek çok konuda karşı karşıya gelen iki ülke giderek hasımlaşırken siyasi söylemlerinde de karşılıklı düşmanlık belirginleşiyor. Türkiye’de İsrail karşıtlığının belirli ideolojik çevrelerde tarihsel kökleri var. Ancak Netanyahu’nun son üç yılda izlediği politikalarla adeta özene bezene inşa ettiği küresel İsrail antipatisine paralel olarak bu karşıtlık Türkiye’de de çok daha geniş kesimlere yayıldı. İsrail’de ise seçim kampanyasının gerilimli atmosferinde, gerek medyada gerekse siyasi adayların söylemlerinde Türkiye’nin yeni düşman olduğu anlatısı sıklıkla yeniden üretiliyor.
Netanyahu sonrasında kurulacak geniş tabanlı bir koalisyon hükümeti, Türkiye ile diplomatik gerilimi azaltabilir. Ancak önceki bölümlerde gördüğümüz gibi, İsrail’deki Türkiye karşıtlığı yalnızca Netanyahu’yla sınırlı değil.
Gadi, yeni bir caydırıcılık inşası için başka bir bölgesel düzenin kurulmasına, bu bölgesel düzen içerisinde İsrail’in yerinin netleşmesine ihtiyaç duyacak. Sadece İsrail’i Netanyahu’dan arındıralım demek ile iş bitmiyor. İran savaşı ne olacak mesela? İran savaşı sonrası Suriye ve Lübnan’da diğer bölgesel güçlerle -onlara da zemin açabilecek- öz sınırlamayı İsrail yapacak mı? Gadi’nin bu sorulara bir cevabı yok.
Harediler, Siyonizmi reddettikleri için değil, gençlerinin topluluk hiyerarşisinden koparak, bunun da nihai çözülmeye yol açmasından korktukları için askerlik karşıtıdırlar. Haredi diye bir olgu varsa modern devletin iki sosyalizasyon kurumundan kaçtıkları için var: ordu ve okul.
Yani özellikle Aşkenaz Haredi siyaseti, modern bir 'toplumsal güvenlik' siyasetidir. Kimlik güvenliği siyasetidir.
https://x.com/FeritBelder/status/2112069215637377116
https://www.bbc.com/turkce/articles/c94g1p2m21xlo
Eisenkot’un iktidara gelmesi durumunda İsrail’in İran politikasında köklü bir yumuşama yaşanmayacağını düşünen Dr. Tolga Sakman, eski Genelkurmay Başkanı’nın askerî doktrinlerinden yararlanarak baskı politikasını sürdürebileceğini ifade etti. Sakman’a göre, İsrail’in İran karşısındaki yaklaşımında asıl belirleyici unsur mevcut güvenlik hedeflerinden vazgeçilmesinden çok bu hedeflerin hangi yöntemlerle uygulanacağı ve ABD ile ne ölçüde koordinasyon sağlanacağı olacak.
Sakman, “İran Savaşı’nda Eisenkot’un askerî doktrinlerinden faydalanma ihtimali var. Yani devamlı baskı ve suçlu olabilecek isimlerin elimine edilmesi bir strateji olarak kullanılabilir. Bu durum, İsrail’in İran ile ilişkilerinin yumuşayacağı veya gevşeyeceği düşüncesinin tam aksi bir durum” değerlendirmesinde bulundu.
İsrail’in İran politikasının genel hedeflerinin büyük ölçüde süreklilik gösterdiğine, uygulamaların ise Washington ile ilişkiler doğrultusunda şekillendiğine dikkati çeken Sakman, Eisenkot’un yaklaşımının bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini belirtti:
“Bugüne kadar İran politikası İsrail’de çok fazla değişmezken uygulamalar Amerika ile ilişkiler üzerinden tanımlanıyor.”
İsrail’de seçimler, yeni güvenlik mutabakatı ve uluslararası yalnızlaşmanın bedeli
Yazar: Aluf Benn – Haaretz Genel Yayın Yönetmeni
Yayın: Foreign Affairs
Makalenin başlığı: İsrail Seçimlerinin Değiştiremeyeceği Şeyler: Yeni Güvenlik Mutabakatının Sınırları ve Bedelleri
İsrailli gazeteci ve siyaset analisti Aluf Benn, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan makalesinde, İsrail’de 27 Ekim’de yapılması öngörülen seçimlerin ülkenin iç siyasetinde önemli değişikliklere yol açabileceğini, ancak Filistin meselesinde ve bölgesel güvenlik politikalarında köklü bir dönüşüm yaratmayacağını savunuyor. Benn’e göre asıl mesele Benjamin Netanyahu’nun iktidarda kalıp kalmaması değil, İsrail toplumunda ve siyasetinde giderek güçlenen yeni güvenlik anlayışıdır.
Tamamı : https://x.com/tkislakci/status/2114305497524277470
İsrail’de seçimlerin ana konusu ne İran savaşı ne de Netanyahu’nun Gazze’deki soykırımı. Ülke yüklerin paylaşımı konusunda bölünmüş durumda ve bu bölünme giderek onarılmaz bir hale geliyor. Bölünmede birinci sebep Ultra Ortodoks Yahudilerin askerlikten muaf olması. İsrail 1948’de kurulurken 400 kadar din okulu öğrencisine verilen geçici askerlik muafiyeti kalıcı hale geldi. Bugün İsrail Ordusu’nun ciddi bir asker açığı var ama 67 binden fazla kişi Tevrat eğitimini gerekçe göstererek askere gitmiyor. Ayrıca çalışmıyor ve devlet yardımıyla geçiniyorlar. Bu da Aşkenaz Yahudilerini isyan ettiriyor. “Vergiyi biz veriyoruz, askere gidip biz ölüyoruz, siz ne yapıyorsunuz?” sorusu ülkedeki en büyük çatlak.
■ İkinci büyük çatlak Yüksek Yargı çatlağı. Netanyahu, Yüksek Yargı’ya atamalarda siyasetin etkisini arttıran bir yasa çıkardı. Yüksek Mahkeme, Batı Şeria’nın ilhakı, din eğitimi görenlerin tamamının askerlikten muaf tutulması, Arap partilerin seçimlere girmesi gibi konularda aşırı sağ ile çatıştı. Seçimler bu kavgayı kimin kazanacağında belirleyici olacak.
Tamamı : https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/ozay-sendir/israil-secimlerini-anlama-rehberi-7687575
İsrail’de seçimlerin sonucu kadar sonrasında yaşanacaklar da önemli. Netanyahu yeniden iktidara gelirse aşırı sağın devlet politikaları üzerindeki etkisinin sürmesi bekleniyor. Muhalefetin kazanması ise demokratik kurumların yeniden güçlendirilmesi açısından yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.
Ancak sandıktan Netanyahu karşıtı bir çoğunluk çıksa bile bu çoğunluğun ortak bir hükümet programında buluşması kolay olmayacak.
Kudüs’teki seçim atmosferinin ortaya koyduğu temel gerçek şu: İsrail toplumu Netanyahu konusunda derinden bölünmüş durumda. Fakat Filistin meselesinde siyasi yelpazenin büyük bölümü birbirine sanıldığından daha yakın. Bu nedenle 27 Ekim seçimlerinin asıl sorusu yalnızca Netanyahu’nun gidip gitmeyeceği değil. Netanyahu sonrasında İsrail’in gerçekten değişip değişmeyeceği. Çünkü bir liderin değişmesi her zaman bir ülkenin siyasi yönünün değişmesi anlamına gelmiyor.
Tamamı : https://www.milliyet.com.tr/dunya/israilde-sag-asiri-saga-karsi-7687460