Ebeveynliğin mükemmeliyetçilik tuzağı

Çocuğun her anını doldurmak zorunda değilsiniz. 0-3 yaş hem çocuk hem ebeveyn için yoğun, dönüştürücü ve önemli bir dönem. Klinik psikolog ve ebeveyn danışmanı Eslin Sarfati ile bu dönemde günlük yaşamı, oyunu, ekranı, sıkılmayı, sınırları ve annelerin üzerindeki görünmez yükü konuştuk.

Etel KAZADO TEMURCAN Söyleşi
21 Ekim 2026 Çarşamba

Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Klinik psikolog ve ebeveyn danışmanıyım. Lisans eğitimimi Tufts Üniversitesi'nde Klinik Psikoloji alanında tamamladım, ardından Columbia Üniversitesi'nde Klinik Sosyal Hizmet yüksek lisansı yaptım. Çalışmalarımda özellikle erken çocukluk dönemi, ebeveyn-çocuk ilişkisi, şefkatli disiplin, sınır koyma ve çocukların zorlayıcı davranışlarının altında yatan ihtiyaçları anlamaya odaklanıyorum.

Ebeveynlerle bireysel danışmanlıkların yanı sıra kurumlara yönelik seminerler, webinarlar ve atölyeler düzenliyorum. Sosyal medya ve farklı platformlar aracılığıyla da psikoloji bilgisini günlük ebeveynlik hayatında gerçekten kullanılabilecek bir dile çevirmeye çalışıyorum. Ben de bir anneyim. Anne olduktan sonra mesleki bilgimin yanına ebeveynliğin gerçek hayat tarafının eklenmesi, yaptığım işe bakışımı da oldukça değiştirdi ve derinleştirdi.

Eslin Sarfati

Anne-babalardan en sık duyduğunuz ve aslında gereksiz olduğunu düşündüğünüz kaygı ne?

"Yanlış bir şey yapıp çocuğumu etkiler miyim?" kaygısını çok sık duyuyorum. Bunun farklı versiyonları var. "Bugün çok sinirlendim, zarar verdim mi?", "Bir gün fazla ekran izledi, problem olur mu?", "Ağlamasına izin verdim, bağlanmamız etkilenir mi?" gibi…

Çocukların ihtiyacı kusursuz ebeveynler değil. İlişkinin bütünü çok daha önemli. Bazen sabrımız taşabilir, bazen yanlış tepki verebiliriz. Burada önemli olan ilişkiye geri dönebilmek, gerektiğinde özür dilemek ve yeniden bağ kurabilmek.

0-3 yaşındaki bir bebeğin evde sıradan bir günü nasıl geçmeli? İdeal bir düzen var mı?

‘İdeal gün’ fikrine biraz temkinli yaklaşıyorum çünkü çocukların yaşı, mizacı, uyku ihtiyacı ve ailenin yaşam düzeni birbirinden çok farklı. Ama özellikle küçük çocuklar için öngörülebilirlik oldukça kıymetli.

Uyku ve yemek saatlerinin belli bir ritmi olması, hareket edebileceği zamanların, ebeveynle bağlantı kurduğu anların ve kendi kendine oynayabildiği boşlukların gün içinde yer alması yeterli. Her saatin planlanmasına gerek yok.

Hatta bazen gelişim açısından en kıymetli anlar bizim ‘hiçbir şey yapmadığımızı’ düşündüğümüz anlar. Çocuğun mutfakta sizi izlemesi, çamaşırları makineye birlikte atmanız, dışarı çıkıp yürümeniz veya yerde kendi oyununu kurması da onun günlük yaşamının ve öğrenmesinin bir parçası.

‘Çocuğum sıkılmasın’ diye sürekli aktivite üretmek doğru mu?

Bence günümüzde ebeveynlerin üzerindeki görünmez baskılardan biri de bu. Çocuğun her anını verimli geçirmek zorundaymışız gibi hissediyoruz. Oysa çocuğun biraz sıkılmasına izin vermek gelişimin önemli bir parçası.

Çocuk her sıkıldığında yetişkin hemen yeni bir oyuncak, oyun veya aktivite sunduğunda, çocuk kendi içinden bir fikir üretme fırsatını daha az buluyor. Serbest oyun yaratıcılık, problem çözme, bağımsız oyun kurabilme ve dikkat becerileri açısından çok kıymetli.

Dolayısıyla ebeveynin görevi sürekli eğlendirmek değil. Bazen ‘sıkıldım’ duygusunun hemen çözülmemesine izin vermek de çocuğa alan açmak demek.

Evde hangi oyun ve aktiviteler gerçekten gelişime katkı sağlar?

Çoğu zaman en faydalı oyunlar en basit olanlar. Bloklar, kutular, oyun hamuru, boyalar, kitaplar, toplar, hayvan figürleri, mutfak eşyaları, suyla veya kumla oyun gibi çocuğun ne yapacağını kendisinin belirleyebildiği materyaller çok kıymetli.

Özellikle açık uçlu oyunları seviyorum. Yani tek bir ‘doğru’ kullanım biçimi olmayan oyuncakları. Bir kutu bugün araba olabilir, yarın ev, ertesi gün bebeğin yatağı olabilir.

Ama gelişim için mutlaka özel oyuncaklar satın almak gerektiğini de düşünmüyorum. Günlük hayata katılmak çocuk için başlı başına bir öğrenme alanı. Sofra hazırlamak, çamaşırları ayırmak, birlikte yemek yapmak veya market alışverişine katılmak bile pek çok beceriyi aynı anda destekleyebilir.

Ekran konusunda sınır nasıl konulmalı?

Ekran konusunda yalnızca ‘kaç dakika?’ sorusuna odaklanmanın eksik olduğunu düşünüyorum. Ekranın çocuğun hayatında neyin yerini aldığı da çok önemli. Hareketin, uykunun, karşılıklı iletişimin ve serbest oyunun yerini almaya başladığında daha büyük bir sorun haline geliyor.

Özellikle küçük yaşlarda sınırın baştan net ve öngörülebilir olması işi kolaylaştırıyor. ‘Biraz daha, biraz daha’ şeklinde her gün yeniden pazarlık etmek yerine ekranın ne zaman açıldığı ve ne zaman kapandığı mümkün olduğunca belirli olabilir.

Bir de yetişkinlerin model olma tarafı var. Çocuğa sürekli "telefonu bırak" derken bizim elimizde sürekli telefon varsa sınırı anlamlandırması zorlaşıyor. Elbette yetişkinlerin de telefon kullanması gerekiyor. Mesele çocuğun yanında hiç telefona bakmamak değil. Ama mümkün olduğunca bazı anları, örneğin yemek veya birlikte oyun zamanı gibi, telefonsuz tutmak çok değerli.

0-3 yaş anne açısından çok yorucu olabiliyor, anne kendini korumak için ne yapmalı?

Bence burada önce anneliği romantize etmemek gerekiyor. Bir çocuğu çok sevmek, onunla geçirilen her andan keyif almak anlamına gelmiyor. Sürekli ihtiyaç duyulan kişi olmak, uykusuzluk, görünmeyen zihinsel yük ve kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemek gerçekten yorucu olabilir.

Buna bir de ‘iyi anne her şeye yetişir, sabırlıdır, çocuğuyla kaliteli zaman geçirir, sağlıklı yemek hazırlar ve bunu yaparken de mutlu olur’ beklentisini eklediğimizde ciddi bir baskı ortaya çıkıyor.

Annenin kendine ayırdığı zamanı bir lüks olarak değil, bakım verme kapasitesinin bir parçası olarak görmemiz gerekiyor. Yardım istemek, sorumluluğu paylaşmak, yalnız kalabileceği alanlar yaratmak ve kendi yetişkin hayatıyla bağını korumak çok önemli.

Bazen hedef ‘daha iyi anne olmak’ değil, annenin üzerindeki yükü biraz azaltmak olmalı.

Ağlama, öfke nöbetleri ve sürekli anneye yapışma karşısında ebeveyn nasıl davranmalı?

Özellikle 0-3 yaşta bunların önemli bir kısmı gelişimin doğal parçaları. Küçük bir çocuğun büyük duyguları var ama bu duyguları yönetebilmek için gerekli becerileri henüz gelişiyor. Dolayısıyla öfke nöbetini her zaman ‘ortadan kaldırılması gereken kötü bir davranış’ olarak görmemek gerekiyor.

Ebeveynin görevi her ağlamayı durdurmak değil, çocuk ağlarken yanında kalabilmek. Duyguyu kabul ederken davranışa sınır koyabiliriz. Örneğin "çok kızdığını görüyorum ama vurmana izin vermeyeceğim." Çocuk böylece hem duygusunun kabul edilebilir olduğunu hem de her davranışın kabul edilebilir olmadığını öğreniyor.

Anneye yapışma ve dönemsel ayrılık zorlukları da küçük yaşlarda görülebilir. Ancak davranış çocuğun günlük hayatını belirgin şekilde etkiliyorsa, çok yoğun veya uzun süreliyse, gelişiminde gerilemeler görülüyorsa ya da ebeveyn artık baş etmekte ciddi şekilde zorlanıyorsa profesyonel destek almak faydalı olabilir.

Kreş, oyun grubu veya kurslar şart mı? Evde ebeveynle geçirilen zaman yeterli olabilir mi?

Hiçbiri tek başına sağlıklı gelişimin şartı değil. Özellikle 0-3 yaş döneminde çocuğun temel ihtiyacı çok sayıda kurs veya aktiviteden önce güvenli ilişkiler, oyun, hareket, keşif ve karşılıklı iletişim.

Kreş veya oyun grubu bazı çocuk ve aileler için çok güzel bir deneyim olabilir. Akranlarla karşılaşma ve farklı ortamlarda bulunma fırsatı sunabilir. Ama ‘çocuğum geri kalmasın’ kaygısıyla programı sürekli kurslarla doldurmak gerektiğini düşünmüyorum.

Evde ebeveyniyle konuşan, kitap okuyan, oyun oynayan, günlük yaşama katılan, dışarı çıkan, hareket eden ve zaman zaman başka çocuklarla karşılaşan bir çocuk da son derece zengin bir gelişim ortamında olabilir.

Bu yaşlarda “Çocuğuma daha ne eklemeliyim?” sorusundan çok, “Çocuğumun keşfetmesi için yeterince alan bırakıyor muyum?” sorusunu daha değerli buluyorum.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün