Dimitri Kandemir ve Osmanlı Sarayı Türk Sanat Müziği İcracıları -1

Dimitri Kandemir´in Osmanlı sarayında şekillenen yaşamı ve müzik çalışmaları, Yahudi bestekâr Aron Hamon´la olan bağı üzerinden Osmanlı musikisinin çok kültürlü geçmişine ışık tutuyor.

Nesim ŞALOM Perspektif
21 Ekim 2026 Çarşamba

Dimitri Kandemir adını duyduğunuzda aklınıza ne gelir? Nostaljik Balat gezilerine katılmış olanların aklına Vodina Caddesinde bulunan tarihi malikanesi gelir. Bu kişinin burada bulunan malikanesinin sebeb-i mevcudiyetini merak edenler de Dimitri Kandemir’in, 1673-1723 yılları arasında yaşamış Osmanlı eyaleti olan Boğdan Prensi olduğunu ve babasının Osmanlı Devleti tarafından Boğdan Beyi olarak atanmasına teminat olarak, Osmanlı Sarayı tarafından İstanbul’da rehin tutulduğunu öğrenirler. 

Adının yazılışı ve telaffuzu farklı dillerde Dimitri Kantemiroğlu, Dimitri Kandemir, gibi farklılıklar gösterse de ben burada Türkçede telaffuz edildiği gibi Dimitri Kandemir olarak yazacağım.

Dimitri Kandemir’in yaşamı

Dimitri’in babası Constantin Boğdan Voyvodalığına seçilince Osmanlı İmparatorluğu’na bağlılığını göstermek için büyük oğlu Antioch’u İstanbul’da bırakmıştı. Dimitri Kandemir ise İstanbul’a ilk kez 1687’de 14 yaşındayken ağabeyi Antioch’un yerini almak üzere gelmiş ve üç yıl boyunca burada kalmıştı. Bu üç yılın ardından Boğdan’a dönen Dimitri, 1689’da babasının ölümü üzerine Boğdan Voyvodalığına seçilmişti. Ama Eflak Voyvodası Constantin Brancoveanu’nun, damadı Constantin Duka’yı Boğdan’ın başına getirmesi sonucu Dimitri’nin bu ilk voyvodalığı yalnızca üç hafta sürebilmişti. Bunun üzerine İstanbul’a dönen Dimitri Kandemir 1700’de, ağabeyinin Boğdan Voyvodası seçilmesi üzerine, ülkesine dönmüş ve Eflak Voyvodası Serban Cantacuzino’nun kızı Cassandra Cantacuzino ile evlenmişti.

Şerban Cantacuzino, eşi Maria Domna, ortada Cassandra Contacuzino ve Romanya Buşteni’de bulunan Cantacuzino Şatosu

Çok geçmeden ağabeyinin Voyvodalık görevi son bulunca tekrar İstanbul’a dönen Dimitri 1710 yılında prens seçilinceye kadar burada yaşamış ve bu şehirde dört kız, dört erkek çocuk sahibi olmuştu. Hayatının uzun bir bölümünü II. Süleyman (1687–1691), II. Ahmed (1691–1695), II. Mustafa (1695–1703) ve III. Ahmed’in (1703–1730) saltanatları döneminde İstanbul’da geçirmişti.

İstanbul’a ilk geldiğinde pek çok dili konuşabilen, beşerî bilimler ve güzel sanatlar hakkında temel bilgilerini almış olan Dimitri, bir soylu sınıf mensubu olarak, İstanbul’da da Enderun’a ve Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne devam ederek eğitim ve öğretimini sürdürmüştü.

Enderun’da talim terbiye gören Dimitri burada Türk dilini, Türk mûsikîsini, Arapça ve Farsçayı öğrenmiş ve buranın kültürüyle yoğurulmuştu. Vaktini hiç boş geçirmeden, yaşadığı yerin adet ve törelerini gözlemleyip öğrenmeye çalışan Kandemir, yaşadığı evi adeta münevver kişilerin ve sanatçıların buluşma yerine çevirmiş, böylece sanat ve bilimle ilişkisini çok yakından sürdürmüştü.

Bu yazıda ilişkilendirdiğim müziğe karşı olan ilgisine gelmeden önce hayatında yer tutan diğer dönemeçlerden kısaca bahsedip tekrar müziğe dönelim:

 Dimitri Kandemir

1710 yılında, Rusya İmparatoru Büyük (Deli) Petro’nun, Osmanlı Devleti’ne savaş açması sonucu Türkler Boğdan’da güvenilir bir hükümdar istiyorlardı. Bunun üzerine Kırım Hanı Devlet Giray Han’ın da araya girmesiyle 1710 yılında Dimitri Kandemir, Boğdan tahtına getirilmişti. Gösterişli bir törenle voyvodalığa atanan, dönemin padişahı Sultan III. Ahmed tarafından yakınlık gösterilen Dimitri her ne kadar Osmanlı’ya bağlılığını bildirse de göreve atandıktan kısa bir süre sonra planını değiştirmişti. Bazı kaynaklara göre Osmanlı Devleti’nin zayıflayıp çökmekte olduğu kanaatiyle Rusya tarafına geçmiş, kendisini Balkan Hristiyanlarının kurtarıcısı ilan eden Rus İmparatoru Çar Büyük Petro ile gizlice anlaşmıştı. Anlaşmaya göre, Boğdan’a Rus himayesinde Osmanlı’ya karşı tam bağımsızlık verilecek, haraç alınmayacak, Kandemir ailesinin babadan oğula geçen bir hanedan olarak hükümranlığı teminat altına alınacak, Çar, Boğdan’ı tekrar Osmanlı yönetimine bağlayacak hiçbir barış imzalamayacak ve harekâtın başarısız olması durumunda Kandemir Rusya’ya sığınarak mülk edinebilecekti.

Osmanlı-Rus Savaşında Rusların yanında yer alarak on bin askeriyle Ruslara destek veren Kandemir, 1711 Temmuz’unda Rusların, Baltacı Mehmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu tarafından Prut kıyılarında kuşatılarak kesin bir yenilgiye uğratılması ve Çar Petro’nun imzaladığı barış antlaşmasında Osmanlıların bütün şartlarını kabul etmek zorunda kalması üzerine zor duruma düşmüştü. Barış görüşmeleri sırasında Yaş’a dönerek eşini ve çocuklarını yanına almış, Boğdanlı boyarlar ve ahaliden 4000 kadar kişiyle Rusya’ya sığınmıştı. 

St. Petersburg, Millionnaya Caddesinde bulunan Dmitri Konstantinoviç Kantemir Sarayı

Çar I. Petro, Kandemir’e verdiği sözü tutarak ona Ukrayna’da Harkov’da hükmedebileceği ve hayatını sürdürebileceği evler ve araziler bağışlamıştı. 1713 yılına kadar burada yaşayan Kandemir, daha sonra Moskova’ya gitmiş ve Çar’ın Doğu ilişkileri konusunda şahsî danışmanı olarak faaliyet göstermiştir. Karısının Moskova’da hastalanarak ölmesinin ardından birkaç yıl sonra Petersburg’da, Rus ordusu generallerinden birinin kızıyla evlenmişti. 1721- 1722 yıllarında, Çar’ın emriyle Kafkas bölgesi hakkında araştırmalar yapmak üzere İran seferine katılmıştı. Kafkasya’dan döndükten kısa bir süre sonra rahatsızlanan Dimitri Kandemir Moskova’daki malikânesinde 21 Ağustos 1723 tarihinde ölmüştür.

Dimitri Kandemir’in müzik yeteneğine dönecek olursak, bu konudaki ilk mûsikî bilgilerini Enderun’da edinmesinin ardından bu alanda kendini yetiştirmiş ve Türk mûsikî nazariyyecisi (Kuram ve teorilerini koyan), besteci ve tanbur icracısı olarak şöhret kazanmıştı. Mûsikîye olan yeteneği ve icracılıktaki ustalığı sayesinde hükümdarların sevgisini kazanmış, yüksek mevkilerdeki Türkler ve hanedan üyeleri arasından arkadaşlar ve hamiler edinmiştir.

Romen yazar Victor Ghilaş’ın, Dimitri Kandemir bestelerinin notalarını derlediği kitabı

Osmanlı musikisinin mirası

Türk musikişinasların nota kullanmadığı ve eserlerin meşk usulüyle aktarıldığı bu dönemde Kandemir, müzik yazısının müzik teorisinin temelini oluşturduğuna inanarak harfler ve sayılarla yazılan bir nota sistemi geliştirmişti. Dimitri Kandemir bu yeni nota sisteminin yayılmasında istediği başarıyı sağlayamamışsa da mûsikî edvarında yer verdiği peşrev ve semaileri kendi kullandığı notayla yazarak günümüze kadar değişmeden gelmelerini sağlamıştır.

Dimitri Kandemir her ne kadar Türk Sanat Müziğinin kural belirleyicisi olarak bilinse de, her usta çırak ilişkisi gibi onun da bildiklerini öğreten usta hocaları vardı.

Osmanlı musikisine dair Kitabı İlmü’l Musîkî Alâ Vech’il-Hurufât (musikiyi harflerle tespit ve icra ilminin kitabı) adlı risalesiyle 355 eserin günümüze ulaşmasını sağlamış olan Dimitri Kandemir’in hocası olarak Yahudi Çelebiko’nun adı geçer.

 Kitab-ı İlmü’l Musîkî alâ vech’il-hurufât

Kandemir bu eserinde Yahudi Harun’un (Aron Hamon) Hüseyni makamında, Fahte usulünde bestelediği Külli Kûlliyat adlı bir peşrevini notaya almıştı. Endülüs etkisinin 17. yüzyıl başlarına kadar devam ettiğini gösteren bu eserde, Fas’ta hâlâ yaşayan Endülüs müziğiyle birçok benzerlik bulunur. Aron Hamon ile ilgili günümüze ulaşabilmiş bilgi yok denecek kadar azdır ve sadece Avraam Galante’nin Türkler ve Yahudiler adlı kitabında bahsedilir. Buna göre Aron Hamon’un bestelediği biri Hüseyni ve biri de Rast Peşrev bestesinin, Hamparsum notası ile yazılmış eski bir mecmuada yayınlandığı ve o mecmuanın musikişinas Rauf Yektâ Bey’de bulunduğunu yazar.

Osmanlı Sarayı’na ait müziğin şekillenmesinde önemli yer tutan Dimitri Kandemir’in hocası olan Aron Hamon gibi daha nice Yahudi bestekarlarla ilgili kısa bilgileri aktarmaya, yazımın ikinci bölümünde gelecek hafta devam edeceğim.

Yararlanılan Kaynak: Yılmaz Öztuna, Türk Musikisi Ansiklopedisi

Devam edecek

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün