Antik Roma’da insanların birbirini öldürmesini seyretmek, halkın en gözde eğlencelerinden biriydi. Aradan yaklaşık iki bin yıl geçmesine rağmen arenaların kanlı dünyası, sinema aracılığıyla insanları cezbetmeye devam ediyor.
Geçtiğimiz hafta Netflix kütüphanesine eklenen, Ridley Scott’ın yönettiği ve Paul Mescal, Pedro Pascal ile Denzel Washington’un başrollerini paylaştığı “Gladyatör-2”, başrolünde Russell Crowe’un yer aldığı 2000 yapımı ilk filmden sonra izleyiciyi yeniden Roma arenalarına götürdü.
Filmi izlerken aklımıza şu soru takıldı: Yahudiler bu kanlı gösterilerin neresindeydi? Arenalarda dövüşen Yahudiler de var mıydı? Yahudi dinî kaynakları gladyatörlerden nasıl söz ediyordu?
Bu sorular bizi Talmud ve Midraş kaynaklarına götürdü. Karşımıza yalnızca gladyatör dövüşlerine yönelik ahlaki eleştiriler değil, geçim sıkıntısı yüzünden arenalara çıkan Yahudilerin durumu ve gladyatörlükle ilişkilendirilen, daha sonra Yahudi ilim geleneğinin önemli isimlerinden biri haline gelen Reş Lakiş’in dikkat çekici hikayesi de çıktı.
Roma dünyasında gladyatör dövüşleri yalnızca bir spor müsabakası değil, insanların hayatlarının ortaya konduğu, ölümün seyirlik bir eğlenceye dönüştürüldüğü gösterilerdi. Kalabalıkların önünde birbirleriyle veya vahşi hayvanlarla dövüştürülen gladyatörler, çoğunlukla kölelerden, savaş esirlerinden ve çeşitli nedenlerle kendilerini bu iş için satan insanlardan oluşuyordu.
Zamanla Roma kültürünün ayrılmaz bir parçası haline gelen bu gösteriler, Yahudi toplumunda ise ciddi ahlakî itirazlarla karşılandı. Bununla birlikte Roma egemenliği altında yaşayan Yahudilerin gladyatör dövüşleriyle ilişkisi sanıldığından çok daha karmaşıktı. Rabenik kaynaklar, bir yandan bu gösterileri eleştirirken diğer yandan arenalarda dövüşen Yahudilerden de söz etmektedir.
Roma İmparatorluğu'nun doğu eyaletlerinde, özellikle Helenistik kültürün etkili olduğu şehirlerde gladyatör müsabakaları düzenleniyordu. Filistin de bu eğlencelere yabancı değildi. Nitekim Roma kültürünün bölgedeki önemli temsilcilerinden Yahudi Kral Hirodes (Herod the Great, MÖ 73/72–4), Kayseriye'de (Caesarea) gladyatör gösterilerini desteklemişti.
Yahudi tarihinin Roma hâkimiyeti altındaki dönemini konu alan kaynaklar, bu gösterilerde Yahudilerin de yer aldığını kaydetmektedir.
Talmud ve Midraş'ta gladyatörler
Yahudi dinî literatüründe gladyatörleri ifade etmek için Yunanca kökenli “athletes” ve “monomakhos” kelimeleri kullanılmıştır. Bunlardan ilki sporcu veya yarışmacıyı, ikincisi ise tek başına dövüşen kişiyi ifade etmektedir.
Talmud ve Midraş literatüründe bu dövüşçülere ilişkin ayrıntılar, Yahudi âlimlerinin Roma toplumunun eğlence kültürüne âşina olduklarını göstermektedir.
Midraş’ta aktarılan bir ifadede, “Seyredenler arasında ol, seyredilenler arasında olma” denilmektedir. Bu söz, arenada canını ortaya koyan gladyatörlerle onları seyredenler arasındaki karşıtlığı hatırlatmaktadır. Antik Roma’da ilk karşılaşmasını başarıyla tamamlayan gladyatöre, üzerinde “spectatus” (gözlemlenen) yazılı küçük bir tablet verilmesi, Midraş’taki bu bilgiyi teyit etmesi açısından dikkat çekicidir.
Gladyatörlerin arenaya girişinin borazanla duyurulması, galip gelen dövüşçüye zaferin sembolü olarak bir palmiye dalı (palma gladiatoria) verilmesi ve imparatorun müsabakaların sonucunda belirleyici rol oynaması da rabenik metinlerde yer alan diğer ayrıntılardandır.
Bereşit Rabba (22) adlı Midraş eserinde, gladyatör dövüşleri üzerinden dikkat çekici bir benzetme yapılmaktadır. Rabbi Şimon ben Yohay (MS 2. yy.), Kabil'in (Kain) kardeşi Habil'i (Abel) öldürmesini, kralın huzurunda ölümüne mücadele eden iki gladyatörün karşılaşmasına benzetmektedir. Rivayete göre kral, isterse gladyatörleri birbirinden ayırarak dövüşü durdurabilecek güçtedir. Ancak müdahale etmez. Gladyatörlerden biri diğerine üstün gelerek onu öldürür. Ölmek üzere olan dövüşçü ise “Kralın huzurunda hakkımı kim arayacak?” diye haykırır. Rabbi Şimon ben Yohay, Roma arenalarındaki bu ölümcül mücadeleyi örnek göstererek Tevrat'ta Habil'in kanının topraktan Tanrı'ya seslenmesini (Tekvin 4:10) yorumlamaktadır. Bereşit Rabba’da gladyatörlerle ilgili bir başka benzetme de Hz. Yakub’un bir melekle güreşmesi bağlamında yapılmaktadır. Rabbi Hama bar Hanina’nın (MS 3. yy.) aktardığı meselde, kralın oğluyla güreşen bir dövüşçü, başını kaldırıp kralın kendisini izlediğini görünce onun oğluna karşı koymaktan vazgeçerek yere kapanır. Bu benzetmeyle, Yakub’la mücadele eden meleğin ilahî kudreti görünce ona üstün gelemeyeceğini anladığı ifade edilmektedir (Bereşit Rabba, 77). Şemot Rabba (21) adlı bir başka Midraş eserinde ise gladyatör müsabakalarından hareketle biri güçlü, diğeri zayıf iki dövüşçünün karşılaşması örnek verilmektedir. Rabbi Şimon ben Lakiş’in aktardığı benzetmede, güçlü dövüşçü zayıf rakibini yenerek başına zafer tacını takar. Ancak Rabbi Şimon ben Lakiş, güçlü dövüşçünün bu ödülü kazanmasını sağlayanın aslında zayıf rakibi olduğunu vurgular. Bu benzetmeyle, Tanrı’nın Firavun karşısındaki zaferi ve kazandığı yücelik açıklanmaktadır.
Rivayetlere gladyatörlerin ölümle iç içe yaşadıkları hukukî durumlar da yansımıştır. Midraş'ta, bir gladyatörün vasiyetname yazmamasının yerleşik bir uygulama olduğundan söz edilmektedir. Bu ifade, dövüşçülerin her an öldürülebilecekleri düşüncesiyle ilişkilendirilmektedir.
Geçim sıkıntısıyla arenaya çıkan Yahudiler
Rabenik literatürdeki en dikkat çekici bilgilerden biri, bazı Yahudilerin geçimlerini sağlayabilmek için kendilerini gladyatör olarak satmalarıdır. Gladyatörlerin organizatörler tarafından yüksek meblağlar karşılığında satın alındığı bilinmektedir. Bazı Yahudiler de maddi sıkıntılar nedeniyle hayatlarını tehlikeye atarak bu yolu tercih etmek zorunda kalmışlardır.
Bu durum Yahudi hukukunda önemli bir tartışmaya yol açmıştır: Kendisini para karşılığında gladyatör olarak satan bir Yahudi, cemaat tarafından fidye ödenerek kurtarılmalı mıdır?
Yahudi âlimler arasında bu konuda farklı görüşler ortaya çıkmıştır: Bir görüş, kişinin kendi iradesiyle böyle bir işe girmiş olması nedeniyle cemaatin onu fidyeyle kurtarmakla yükümlü olmadığını savunurken, başka bir görüş kişinin hayatının tehlikede bulunmasını esas alarak kurtarılması gerektiğini belirtmiştir.
Bu tartışma, Yahudi hukukunun yalnızca ferdin davranışını değil, içinde bulunduğu iktisadi ve içtimai şartları da dikkate aldığını göstermesi bakımından önemlidir. Kendisini gladyatör olarak satan kişinin sorumluluğu ile hayatının korunması gerekliliği, birbirinden farklı iki mesele olarak ele alınmıştır.
Yahudi gladyatörler arasında adı günümüze ulaşan en dikkat çeken kişi, Talmud'un önemli âlimlerinden Şimon ben Lakiş'tir (yaklaşık MS 200–275). Daha çok Reş Lakiş (Resh Lakish) adıyla tanınan bu Filistinli âlim (amora), hayatının önemli bir bölümünü Taberiye'de (Tiberias) geçirmiştir. Gençliğinde geçim sıkıntısı nedeniyle kendisini gladyatör dövüşlerini düzenleyen “ludarii” adı verilen kişilere sattığı rivayet edilmektedir. Bu dönemde Yahudiye'de ekonomik sıkıntı yaşayan bazı Yahudilerin gladyatörlük yapmak üzere kendilerini satmaları bilinen bir uygulamaydı.
Talmud'da onun gladyatörlük yıllarına ilişkin ilginç bir olay anlatılmaktadır. Rivayete göre Reş Lakiş, kendisini satın alan kişilerin sonunda onu öldüreceklerini bilmektedir. Ancak yanına içinde yuvarlak büyükçe bir taş bulunan bir torba almıştır. Öldürüleceği gün kendisine son isteği sorulduğunda, onları bağlayıp her birine bir buçuk kez vurmak istediğini söyler. İsteği kabul edilir. Reş Lakiş, torbanın içindeki taşla vurduğu kişileri tek darbede öldürür. Diğerlerinin durumu anlamasını önlemek için de öldürdüğü kişiye hâlâ yarım darbe borçlu olduğunu söyleyerek konuşuyormuş gibi yapar. Böylece kendisini öldürmeye hazırlanan kişilerin tamamını ortadan kaldırarak kurtulmayı başarır.
Reş Lakiş’in hayatındaki asıl dönüşüm ise Filistin’in önde gelen âlimlerinden (amora) ve Taberiye’deki Yahudi akademisinin (yeşiva) başkanlarından Rabbi Yohanan bar Napaha (MS 180–279) ile karşılaşmasının ardından gerçekleşir. Talmud’da aktarıldığına göre Yohanan, onun olağanüstü fiziksel gücünü görünce bu gücü Tevrat öğrenimine yöneltmesini tavsiye eder ve bunu kabul ederse kız kardeşini onunla evlendireceğini söyler. Reş Lakiş teklifi kabul eder. Böylece geçmişinde gladyatörlük ve eşkıyalıkla ilişkilendirilen Reş Lakiş, kendisini dinî ilimlere adayarak akademinin en saygın âlimlerinden biri haline gelir. Derslerine hazırlanırken öğrendiklerini kırk kez tekrar edecek kadar disiplinli olması, onun bu alandaki gayretini göstermektedir.
Ancak gladyatörlük sicili, yıllar sonra ilmî bir tartışmada yeniden karşısına çıkar. Kılıç, bıçak ve diğer metal silahların ritüel olarak ne zaman kirli (tuma) hale gelecekleri konusunda meslektaşı ile anlaşmazlığa düşer. Reş Lakiş'in silahların hazırlanmasına ilişkin görüşü üzerine Yohanan, onun eski hayatını hatırlatarak “Bir eşkıya, elbette mesleğinin araçlarını iyi bilir” (listaʾa belistiyyuteih yadaʿ, לִסְטָאָה בְּלִסְטִיּוּתֵיהּ יָדַע) der. Geçmişinin yüzüne vurulmasına içerleyen Reş Lakiş ile Yohanan arasındaki tartışma derinleşir. Talmud'daki rivayete göre Reş Lakiş bu olayın ardından hastalanarak ölür; Yohanan ise arkadaşının ölümünden duyduğu büyük üzüntüyle derin bir ruhsal çöküntü yaşar (Babil Talmudu, Bava Metsia 84a).
Reş Lakiş'in hayatına ilişkin bu rivayetlerin tarihsel ayrıntılarını kesin olarak doğrulamak mümkün değildir. Bununla birlikte, bir zamanlar Roma arenalarında hayatta kalmak için mücadele eden bir kişinin, daha sonra Yahudiliğin en saygın din âlimlerinden biri olarak hatırlanması, Talmud literatürünün dikkat çekici rivayetlerinden biridir.
Gladyatörlerin sofrası ve Yahudi beslenme kuralları (kaşerut)
Talmud’taki rivayetler, gladyatörlerin yalnızca dövüşlerini değil, günlük hayatlarını ve beslenme alışkanlıklarını da konu edinmektedir. Ağır fiziksel mücadelelere hazırlanan bu sporcuların özel bir beslenme düzenleri vardı. Rabenik kaynaklarda onların yemek saatlerinden söz edilmekte ve sabahın erken saatlerinde yedikleri kuvvetli öğünlere dikkat çekilmektedir.
Tosefta'da (Betsa, 1:23) gladyatörlerin beslenme alışkanlıklarıyla ilişkilendirilen baklagil esaslı bir yiyecekten söz edildiği belirtilmektedir. Latince “sagina gladiatoria” (gladyatör yiyeceği) olarak adlandırılan bu beslenme biçiminde özellikle bakla ve diğer baklagiller önemli bir yer tutuyordu.
Yahudi gladyatörlerin beslenme alışkanlıkları ise ayrıca dinî bir meseleydi. Bazılarının Yahudi beslenme kurallarını (kaşerut) kasten ihlal ettiği ve Roma toplumunun hayat tarzını benimsediği aktarılmaktadır. Rabenik kaynaklarda bu tür davranışlar eleştirilmekle birlikte, geçimlerini sağlayabilmek için gladyatörlüğe yönelenlerin durumu farklı bir bağlamda değerlendirilmiştir.
Rabenik çevrelerin gladyatör dövüşlerine bakışı
Rabenik kaynaklarda gladyatör dövüşlerine yönelik genel yaklaşım olumsuzdur. Bu gösterilerin genelevler, kumar ve büyücülük gibi eleştirilen uygulamalarla birlikte zikredilmesi, söz konusu eğlence kültürüne Yahudi dinî çevrelerin bakışını yansıtmaktadır.
Bununla birlikte, rabenik metinlerin gladyatör dövüşlerine ilişkin rivayetleri yalnızca ahlakî eleştirilerden ibaret değildi. Arenaya çıkış törenlerinden kazananlara verilen ödüllere, imparatorun müdahalesinden dövüşçülerin beslenme düzenlerine kadar çok sayıda ayrıntı, Yahudi âlimlerin Roma yaşamına dair kapsamlı bir bilgi birikimine sahip olduklarını göstermektedir.
Roma egemenliğinin Yahudiler açısından en ağır sonuçlarından biri de savaş esirlerinin ve mahkûmların arenalarda vahşi hayvanlarla karşı karşıya getirilmesiydi. Özellikle Kudüs'ün yıkılmasıyla sonuçlanan Yahudi-Roma Savaşı sonrasında, Titus döneminde Yahudilerin bu tür gösterilerde vahşi hayvanlarla dövüşmeye zorlandıkları belirtilmektedir.
Dolayısıyla arena, kimi Yahudiler için geçimlerini sağlamak amacıyla girdikleri tehlikeli bir iş alanıyken kimileri için Roma'nın askerî ve siyasi hâkimiyetinin bir sonucu olarak karşılarına çıkan ölümcül bir cezalandırma mekânıydı.
Roma'nın kanlı arenaları, Yahudi tarihi açısından yalnızca bir eğlence kültürünün değil, aynı zamanda yoksulluğun, esaretin, hayatta kalma mücadelesinin ve dinî kimliğin karşı karşıya geldiği bir dünyanın izlerini taşımaktadır.
Özetle Talmud ve Midraş'ta korunan rivayetler, Yahudilerin bu dünyaya bütünüyle yabancı olmadıklarını, fakat gladyatör dövüşlerini Roma toplumunun gördüğü gibi sıradan bir eğlence olarak da değerlendirmediklerini göstermektedir.