Bu ay yazımız mini-seri ve dizi formatında, tek bir sezon ile büyüleyici, bütün bir hikaye aktaran, tek solukta izlenecek dört muhteşem dizi içeriyor. İyi (bu sefer daha uzun süreli) seyirler dilerim…
DİJİTAL PLATFORMDA - DISNEY+
Shogun
17. yüzyılda tüm dünyaya kapalı olan Japonya'nın kıyılarına yanaşan bir tekne… İçinde, hangi sahilde olduklarından haberi olmayan, kaybolmuş ve pes etmek üzere, günlerdir aç ve susuz hayatta kalan Protestan İngiliz mürettebat.
Tarihte Japonya'ya ayak basan ilk İngiliz denizci John Blackthorn, nam-ı diğer Anjin, bir anda kendini çok farklı bir dünyada bulur. Ritüel ve onurla saplantılı, hayatın her anını bir sanat olarak gören, samuray ve shogun diyarında.
Avrupa'nın sadece iki ülkeden oluştuğuna inanan Japon halkı, senelerdir misyoner Hristiyan girişimleriyle ülkenin düzenini altüst eden Portekizli Katolikler tarafından yönlendiriliyor ve dine getiriliyor.
Ülkenin lideri vefat ettikten sonra düzeni koruyan Hristiyan ağırlıklı konsey, beşinci üyeleri Lord Yoshii Toranaga'nın güç ve tesirinden korkarak, kendisini öldürmek için bir komplo kurar.
Tam o sırada beliren İngiliz, teknolojisi ve bilgisi ile Toranaga'nın elinde, yaklaşan savaşta hem bir esir hem de önemli bir müttefik olur. Aynı zamanda tercümanı ile romantik bir üçgen içine giren yabancı, kendini dönmek için can attığı bu ülkenin devlet işleri ve politik çalkantıları içinde kritik bir pozisyonda bulur.
Kalitesi tartışılmaz nitelikte olan tarihî anlatı, yakın zamanda yaratılmış en sürükleyici ve çarpıcı kurguya sahip. Her sahneyi derin ayrıntıyla işleyen, yüksek bütçesi sayesinde tarihin gerçek yüzünü yansıtan, izlerken içine çekileceğiniz bir hikaye.
80'lerde ilk uyarlamasıyla ülkemizde iz bırakan Shogun, üst düzey, modern prodüksiyonla yeni bir hayat buluyor.
Tamamen Amerikan yapımı olmasına rağmen Japon kültürüne bağlılığıyla gerçekten yerel bir eser havası veriyor; insanların hayatlarını, taht oyunlarını ve içsel savaşlarını dramatize ediyor.
Gerçekten bir hata bulmak çok zor. Bu tarz dizilerde kritik edecek unsurlar görsem de, Shogun ne olduğunun ve ne yapmak istediğinin tamamen farkında; bunu da on bölümde ustalıkla anlatan bir başyapıt. Bu zamana kadar izlemediğime şaştığım, bir çırpıda, heyecanla sonraki bölümü bekleyerek bitirdiğim bir hikaye oldu. Bu yolculuğa çok geç olmadan atılmanızı şiddetle öneririm…
VİZYONDA - HBO MAX
Lanterns

Son bölümü bu yazı ile aynı gün çıkacak olan Lanterns, senenin en şaşırtıcı ve başarılı dizilerinden.
DC'nin The Penguin ve Peacemaker dizileri ile bulduğu büyük başarıdan sonra, daha da büyük bir kesime hitap eden, gerilim ve dedektif alt türlerinden esinlenen bu yapım, kıdemli Green Lantern karakterinin hikayesi.
Nebraska'da soğuk ve küçük bir kasabada geçen hikaye, süper kahramanları sade ve gerçekçi bir anlayışla resmeden, onların giydikleri şaşalı kıyafetlere nazaran oldukları komplike insanlara odaklanan bir yol seçiyor.
Doğaüstü olayları realist bir mercekten gösteren, insanlığın içindeki öfke, korku, azim ve arayışı, bireysel ve toplumsal yüzleşmeyi ele alan, kendine has bir eser.
Baş karakterlerin sevgi ve nefret arasında sallanan sinerjisi, büyük güçlere karşı kendi kaderlerini çizmek için ettikleri mücadele ve geçmişleriyle boğuşmaları, karakomedi ve aksiyon dolu bir macerayla beraber ilerliyor.
Özellikle çocukluktan başarıya programlanmış John Stewart'ın geçmişini anlatan bölüm, iz bırakıcı ve yürek burkan bir aile portresi. Yavaş tonuyla True Detective tarzı bir hız sunan anlatı, sabırla karakterlerini ve yarattığı kompleks olay örgüsünü çözümlemek için tasarlanmış.
Tabii patlamalar, uzaylılar ve gerçeküstü güçler de bu detaylı dünyada yer buluyor, ancak hiçbiri göze batmadan ve abartılmadan.
İki aydır her hafta merakla beklediğim sezon son bölümünde de umarım üzmez.
Bu tarz dizilere şans vermeyen kesimden olsanız bile, gerçekçi olmayan öğelerden kısmen uzak olduğunu, temelinde gizem ve dram dolu bir hikaye olduğunu tekrar hatırlatırım.
ARŞİVDEN
22.11.63

Her gün hamburger yediği restoranda bir zaman portalı olduğunu öğrenen sıradan bir lise öğretmeni, yıllardır dostu olan ve uzun süreli yok olmalarıyla bilinen dükkan sahibinin gerçekleştiremediği hayaline ulaşmakla görevlendirilir: 1963'e geri dön ve Başkan John F. Kennedy'nin suikastını engelle!
Bu absürt rüyaya zamanla tutulan öğretmen, kendini birden 60'ların Amerika'sına, geçmişe gidip gelirken bulur.
Yepyeni bir kimlik yaratmak ve suikastçının kim olduğunu belirlemek için, bu eski dünyanın bir parçası olma kararı alır.
Bu uzak ve alışılmamış mekanda kurduğu hikaye her gün genişledikçe, aşkı ve aidiyeti hiç bilmediği şekilde tadar ve asıl amacından kopma tehlikesi altinda geri dönmemeyi düşlemeye başlar.
Stephen King'in çok başarılı alternatif tarih romanından uyarlanan yapım, geçmiş zamanın estetik nüansları, güçlü karakterleri ve merak uyandıran öyküsü ile izleyiciyi sürüklüyor. Ayrıca dizinin zamanın politik ve sosyal dünyasını ve tarihte bilinen olayları resmedişi çok enteresan. Potansiyel suikastçının iç dünyası, farklı şüphelilerin psikolojik problemleri ve öğretmenin tutarsız kararlılığı. Zamandan kopuk romantik fantezisi, mazide bulduğu konfor ve geçmişin ona karşı gelen belleği ve beklenmedik sonuçları... Bu unsurlar ve çok daha fazlası, öğretmeni içinden zor çıkacağı ve değiştirmekten korktuğu bir gelecekle baş başa bırakıyor.
Sonrasında kitabını okuyunca da kanaat getirdiğim öngörü, başroldeki James Franco'nun sahiden de bu rol için yaratıldığını kanıtlıyor.
Biraz geç kalmış olsanız da, kaçırmayın derim; sonuçta 80 sene evvele gitmiyorsunuz ya.
DİJİTAL PLATFORMDA - NETFLIX
Sıcak Kafa

Son senelerin en az ilgi gören, en orijinal temalı ve başarılı yapımı, Türk bilimkurgu dizisi ‘Sıcak Kafa’, tek sezonuna rağmen kendini sessizce dizi tarihine kazımış bir anomali. Distopik, post-apokaliptik yakın gelecekte sessiz bir İstanbul ve şehri silip süpüren, konuşma ve duyma yoluyla yayılan bir virüse karşı bağışıklığı olan tek bir adam. ‘Abuklama’ hastalığı, maruz kalan herkesi bitmek bilmeyen bir limbo içinde, anlamsız cümleler kurarak delirten bir beyin virüsü. Bu zararsız zombilerin dolaştığı yıkık İstanbul'da korunmak için tek çare ses geçirmeyen kulaklıklar.
Karantina bölgelerini yöneten baskıcı bir devlet ile onlara karşı gelen devrimci grup arasında kalan baş karakter, salgına çözüm bulup eski hayatına dönmek için uğraşırken, iki taraf onu kullanmak ve yönetmek için her hileye başvurur.
Kesinlikle bir Türk dizisinden beklenmeyecek özgünlükte yazılmış senaryosu ve ilginç konusuyla türünün tek örneği denebilecek bir yapım. Bilimkurgu unsurlarını ve anlatım gelişimi ve akışını çok güzel dengeleyen dizi, kendini rahatça izletiyor. Sinema ve televizyondan tanıdık yüzler hem başrollerde hem de kısa sahnelerde ekranda. Şevket Çoruh ve Hazal Subaşı'nın yanında, özellikle Haluk Bilginer'in psikotik performansı öne çıkıyor. Bilginer'in karakterinin umut vaat eden gelişimini bir sezon daha izleyememiş olmamız çok trajik.
Bir sezonluk da olsa, kulaklıklarınızı takıp bu sessiz İstanbul'a mutlaka bir uğrayın derim.